Körfez ittifakının çatırdadığı cephe: Yemen Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Dr. Sibel Bülbül Pehlivan - Uluslararası İlişkiler Uzmanı, TAV
Yemen krizi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin seyrini anlamak için adeta bir laboratuvar işlevi görüyor. Uzun yıllar boyunca Körfez’de en uyumlu ikili ortaklık olarak görülen Riyad–Abu Dabi hattı, bugün Yemen sahasında belirgin bir gerilimin ve rekabetin içinden geçiyor.
İKİLİ İLİŞKİLERDE ZİRVE
1990’lardan 2010’lara uzanan dönemde Suudi Arabistan ile BAE, Körfez güvenliği konusunda büyük ölçüde aynı çizgide hareket etmişti. İran’ın bölgesel etkisi ortak tehdit olarak algılanıyor, ABD ile güvenlik ilişkileri paralel şekilde yürütülüyor, Körfez İşbirliği Konseyi içinde stratejik uyum korunuyordu. 2011’de Arap ayaklanmaları patlak verdiğinde iki başkent de bu dalgayı rejim güvenliği açısından ciddi bir risk olarak okudu. Müslüman Kardeşler çizgisindeki hareketlere karşı sert tutum, Mısır’da Sisi yönetimine verilen eş zamanlı destek, Riyad ile Abu Dabi’yi daha da yakınlaştırmıştı.
Bu yakınlaşmanın zirve noktası 2015 oldu. Yemen’de Husilere karşı kurulan Arap Koalisyonu, iki ülkeyi askeri olarak sahada yan yana getirdi. Suudi Arabistan bu savaşı öncelikle sınır güvenliği ve Yemen’in kuzeyinde İran etkisinin kırılması üzerinden tanımlarken, BAE için öncelikli mesele El Kaide ve Müslüman Kardeşler’e karşı mücadele ile Aden ve güney limanları üzerinden deniz ticareti güvenliğiydi. Buna rağmen ilk yıllarda ortak hedef Husilerin geri püskürtülmesi ve “meşru hükümetin” yeniden Sana’ya döndürülmesi şeklinde formüle ediliyordu.
STRATEJİK ORTAKLARIN ÖNCELİKLERİ DEĞİŞİYOR
Ne var ki 2017 sonrasında Yemen sahasında iki ülkenin vizyonları belirgin şekilde ayrışmaya başladı. Suudi Arabistan, Hadi yönetimi ve ardından kurulan Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC) etrafında bütünlüklü bir Yemen devleti tasavvur ederken, BAE giderek daha açık bir biçimde güneyde ayrılıkçı eğilimleri sahiplenen Güney Geçiş Konseyi’ni (STC) desteklemeye yöneldi. Riyad’ın önceliği Yemen’in kuzeyinde kendine yakın bir siyasi yapı oluşturmak ve Husilere karşı baskıyı sürdürmekti; Abu Dabi ise Aden, Sokotra ve diğer liman kentlerinde kalıcı bir nüfuz alanı kurmayı, Bab el-Mendeb ve Aden Körfezi hattında deniz yolları üzerinde stratejik kontrol sağlamayı hedefliyordu. Müslüman Kardeşler çizgisindeki Islah Partisi’ni dengeleme kaygısı da BAE’nin hesaplarının merkezinde yer alıyordu.
Bu farklılaşma, 2019’da Aden merkezli çatışmalarla birlikte artık gizlenemez hale geldi. STC’ye bağlı güçler, Suudi Arabistan’ın desteklediği hükümet birlikleriyle çatışmaya girdiğinde, Yemen sahasında Riyad ve Abu Dabi fiilen karşı cephelere düşmüş oldu. Böylece başlangıçta “ortak operasyon” olarak tanımlanan Yemen müdahalesi, giderek iki Körfez gücü arasındaki jeopolitik rekabeti derinleştiren bir zemine dönüştü.
2020 sonrasındaki dönemi “kontrollü rekabet” diye adlandırmak mümkün. İki ülke arasında ekonomik, diplomatik ve güvenlik alanlarındaki iş birliği tamamen kopmadı; enerji, ticaret ve yatırım kanalları işlemeye devam etti. Ancak OPEC çerçevesinde petrol üretim kotaları üzerinden yaşanan anlaşmazlıklar, aslında sadece enerji politikasına dair teknik tartışmalar değil, aynı zamanda bölgesel liderlik iddialarının da bir yansımasıydı. Suudi Arabistan NEOM ve Vision 2030 projeleriyle kendisini bölgenin yeni çekim merkezi olarak konumlandırmaya çalışırken, BAE de Dubai ve Abu Dabi üzerinden Körfez’in ekonomik-finansal merkezi olma iddiasını korumak istiyordu. Bölgesel güç olmayı hedefleyen bu iki ülke arasındaki “stratejik uyum” dili, yavaş yavaş yerini kontrollü ama hissedilir bir yarışa bıraktı.
SÜREÇ SUUDİLERİN LEHİNE İLERLİYOR
Diğer tarafta, 2022’de oluşturulan Başkanlık Liderlik Konseyi, Suudi Arabistan’ın himayesinde ve desteğinde Husilere karşı mücadeleyi sürdürme iddiasında. Devlet kurumlarının önemli bir kısmı Aden’de faaliyet gösterse de PLC’nin kendi içinde tam bir birlikten söz etmek güç: Suudi Arabistan’a yakın siyasi-askeri figürler, BAE’ye yaslanan ayrılıkçı unsurlar, Islah Partisi’ne bağlı kadrolar ve yerel kabile milisleri aynı çatı altında ama farklı ajandalarla var oluyor. Bu kırılgan yapı, sahadaki her sarsıntının Riyad–Abu Dabi dengesini de etkilemesine yol açıyor.
Tam da bu noktada, şu günlerde yaşanan son gelişmeler önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. BAE’nin uzun süredir desteklediği Güney Geçiş Konseyi ciddi bir siyasi ve askeri krizin içine girdi; örgütün liderliği ülke dışına kayarken, STC’nin fiilen dağılma kararı aldığı ve sahadaki unsurların çekildiği, özellikle Hadramut ve el-Mehra gibi stratejik bölgelerde Suudi Arabistan destekli “Vatan Kalkanı” ve diğer hükümet güçlerinin kontrolü devraldığı bildiriliyor. Aden ve çevresinde de Riyad’a bağlı birliklerin ağırlığının arttığı, Sokotra gibi daha önce BAE nüfuz alanı sayılan bölgelerde dahi dengeyi Suudi Arabistan lehine yeniden şekillendiren bir süreç yaşanıyor.
Bu tablo, Yemen’de güney ayrılıkçılığına dayalı BAE projesinin ciddi bir tıkanma, hatta çöküş yaşadığını; buna karşılık Suudi Arabistan’ın birlikçi devlet vizyonu doğrultusunda sahada yeniden merkezileştirici bir rol üstlendiğini gösteriyor. BAE’nin askeri varlığını azaltma, vekil güçlere dayalı stratejisini geri sarma ve sahadan çekildiğini resmen duyurma eğilimi hem sahadaki maliyetlerin hem de Riyad ile açık bir cepheleşmenin risklerinin yeniden hesaplandığını düşündürüyor. Sonuç olarak Yemen, BAE–Suudi Arabistan ilişkilerindeki fay hatlarını görünür kılan bir ayna işlevi görüyor. İki ülke arasında ilişkiler tamamen kopmuş değil; ekonomik ve diplomatik kanallar açık, ortak tehdit algıları hâlâ kısmen örtüşüyor. Ancak Yemen deneyimi, stratejik önceliklerin artık tamamen aynı olmadığını, Abu Dabi’nin vekil güçler üzerinden kurmaya çalıştığı güney eksenli nüfuzun Riyad’ın birlikçi, devlet merkezli vizyonuyla çeliştiğini ve bölgesel liderlik yarışının sahada somut sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Husilerle yapılacak olası nihai anlaşmanın biçimi, Güney Yemen’in statüsü, Kızıldeniz–Hint Okyanusu hattındaki güvenlik dengesi ve iki ülkenin küresel yatırım rekabeti, bu ilişkilerin gelecekte hangi yöne evrileceğini belirleyecek temel parametreler olarak öne çıkıyor. Yemen’de bugün gördüğümüz, tam da bu uzun soluklu yeniden konumlanma sürecinin ara fotoğrafı niteliğinde.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:96
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Ocak 2026 08:46 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















