KEREM ALKİN 2. Soğuk Savaş’ta Atlantik Nerede Çuvallıyor?
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Birinci Soğuk Savaş'ı kazandıran şey tanktan çok fabrikaydı. Atlantik İttifakı, 1945-1991 döneminde askeri caydırıcılığını; üretim kapasitesi, teknolojik üstünlük, toplumsal refah ve kurumsal meşruiyetle destekleyen bütüncül bir sistem kurmuştu. Sanayi temelli kalkınma, güçlü orta sınıf, dengeli gelir dağılımı ve hukuk devleti, batıyı yalnızca güçlü değil aynı zamanda cazip bir model haline getirmişti. Kültür, medya ve gönüllü ittifak yapısı bu gücü pekiştiriyor; Doğu Bloku'nun zoraki birlikteliği karşısında Atlantik dünyası gönüllü bir çekim merkezi oluşturuyordu.
1991'de Soğuk Savaş sona erdiğinde ise bu başarı, batıda stratejik tevazu yerine aşırı özgüven üretti. 'Tarihin sonu' söylemi, liberal piyasa ekonomisinin ve Batı merkezli düzenin kalıcı olduğu inancını pekiştirdi. 1991-2011 dönemi, aşırı kibir, aşırı iyimserlik ve aşırı güvenin ekonomi-politik tercihlere yön verdiği bir dönem oldu. Finansal aşırı serbestleşme teşvik edildi, sanayi politikaları ihmal edildi, üretim zincirleri düşük maliyet gerekçesiyle dışsallaştırıldı, devletin yönlendirici kapasitesi bilinçli biçimde küçültüldü. Birleşik Krallık ve Avrupa ülkeleri de bu ABD merkezli neoliberal modeli izledi. Kısa vadede refah algısı oluştu, ancak uzun vadede yapısal kırılganlıklar birikti.
Aynı dönemde Rusya ve Çin farklı bir yol izledi. Putin'in 2000'de iktidara gelmesiyle Rusya, devlet kapasitesini yeniden inşa etmeye başladı. Güvenlik bürokrasisini konsolide etti, askeri modernizasyonu hızlandırdı. Enerji gelirleri sayesinde rezervlerini yüz milyarlarca dolara taşıyarak bu süreci finanse etti. Gürcistan ve Ukrayna hattındaki hamleler, Moskova'nın giderek daha cesur bir güç projeksiyonuna yöneldiğini gösterdi.
Çin ise, 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne katılmasını stratejik bir kaldıraç olarak kullandı. Küresel üretim zincirlerinin merkezine yerleşti, dünyanın bir numaralı tedarikçisi haline geldi. Trilyon doları aşan rezervlerini altyapıya, teknolojiye ve savunmaya yönlendirdi. Devlet kapitalizmi modeliyle uzun vadeli kapasite birikimi sağladı. Atlantik dünyası finansallaşma ve rahatlama içindeyken, Çin ve Rusya sessiz ama kararlı biçimde hazırlanıyordu.
2011 sonrası dönem ise bu asimetrik hazırlığın görünür hale geldiği safhayı temsil etmekte. Rusya'nın bölgesel hamleleri sertleşti, Çin jeopolitik iddiasını açık biçimde ortaya koydu, BRICS gibi yapılar batı dışı merkezlerin yükselişini simgelemeye başladı. Bu nedenle 2011, İkinci Soğuk Savaş'ın fiili başlangıç noktası olarak okunabilir. Bu noktadan sonra Atlantik İttifakı'nın zafiyetleri daha net ortaya çıktı. Birincisi, yanlış ekonomi politikası tercihleri. Üretim, sanayi ve stratejik planlama yerine kısa vadeli finansal getiriler merkeze alındı. Aşırı finansallaşma, reel ekonomiyi zayıflattı. Kibir finansallaşmayı teşvik etti, finansallaşmadan gelen kolay kazanç da kibri besledi.
İkincisi, normatif aşınma. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemi ile Afganistan, Irak, Libya ve benzeri krizlerdeki uygulamalar arasındaki fark, Batı'nın meşruiyetini zedeledi. Küresel Güney nezdinde 'çifte standart' algısı güçlendi. Bu da yaptırım, arabuluculuk ve koalisyon kurma kapasitesini sınırladı.
Üçüncüsü, toplumsal ve siyasal parçalanma. Orta sınıfın daralması, göç baskısı, yaşam maliyeti krizi ve popülizmin yükselişi, dış politika kapasitesini doğrudan zayıflattı. İç bütünlüğü zayıflayan toplumların küresel rekabet yürütmesi zorlaştı.
Dördüncüsü, savunma sanayi altyapısındaki erozyon. Soğuk Savaş sonrası dönemde savunma yatırımlarının ihmal edilmesi, üretim kapasitesinin küçülmesi ve standartlaşma sorunları, Ukrayna savaşıyla birlikte açık biçimde ortaya çıktı. Askeri güç, sanayi altyapısı olmadan sürdürülemez. Atlantik dünyasının bugünkü zayıflığı, rakiplerinin gücünden önce kendi yanılgılarının ürünüdür. Bu süreç bir kader değil, aşırı güvene dayalı yanlış varsayımlar üzerine kurulmuş bilinçli tercihler zinciridir.
Birinci Soğuk Savaş'ı kazandıran şey üretim, refah ve meşruiyetti. İkinci Soğuk Savaş'ta kaybettiren ise aşırı finansallaşma, iç parçalanma ve normatif aşınma. Atlantik İttifakı ya bu gerçekle yüzleşerek yeniden üretim, sanayi ve toplumsal dayanıklılık merkezli bir modele dönecek, ya da ikinci Soğuk Savaş'ta kalıcı bir güç kaybıyla karşı karşıya kalacak. Bugün verilen mücadele, rakiplerle olduğu kadar, geçmişte yapılan hatalarla da bir hesaplaşma, bu unutulmasın.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:106
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Ocak 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















