“Kâmil kişi zâhir ile bâtını her bakımdan birleştiren kişidir” Ömer Lekesiz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Ramazan bayramınız mübarek olsun!
Önceki yazımızda, Hâce Muhammed Lutfî (Alvarlı Efe) Hazretleri’nin (k.s.) “Bayram o bayram olur” adlı ilahisini paylaşmış ve kelime esaslı açıklamasını yaptık.
Bu ilahinin en dikkat çekici özelliklerinden biri “sadeliği”dir. Burada sadelikten kastımız; ehl-i kâmilin tembih, hikmet, ilahi, şiir ve sohbet formundaki sözlerinin hem seçkinlere hem de avama kendi seviyelerince mutlaka bir hisse sunabilen açık ve berrak bir söyleyişe sahip olmasıdır. Hacı Bayram Velî, Yunus Emre, Ümmî Sinan ve daha birçok ârif için geçerli olan bu husus, Efe Hazretleri için de söz konusudur.
Ne var ki bu sadeliğin, mezkur ilahinin tasavvufî ıstılahlar üzerine kurulu oluşu sebebiyle herkes tarafından kolayca kavranabileceği de düşünülmemelidir. Zira bu ıstılahlar, “zâhir ile bâtının müşterekliğinden doğdukları” için çok geniş ve çok katmanlı bir anlam alanına sahiptir. İmam Gazzâlî’nin (r.h.) kâmil kişiyi “Kâmil, bilgisinin nuru, dindarlığının (vera’) nurunu söndürmeyen kimsedir” sözünün açıklaması olarak “zâhir ile bâtını her bakımdan birleştiren kişi” şeklinde tarif etmesi ise, burada karşılaştığımız sadelik-karmaşıklık gerilimini izah etmeye yeterlidir. (Bkz.: Mişkâtü’l-Envâr)
Bu sebeple Efe Hazretleri’nin söz konusu ilahisini, içindeki tasavvufî ıstılahları tek tek çözümleyerek açıklamak da bir köşe yazısının sınırlarını aşacaktır. Dolayısıyla biz, hiç değilse genel bir değerlendirme yapmaya teşebbüs edeceğiz:
Efe Hazretleri’nin bu ilahisi, zahirde bir bayram sevincini dile getiriyor gibi görünse de hakikatte bayramın mahiyetini anlatan tasavvufî bir tefekkür metnidir. Hazret, söze bayramın gerçek anlamının Allah’ın affıyla ortaya çıktığını hatırlatarak başlar. İnsan için asıl bayram; cürüm ve hataların bağışlandığı, nefsin yüklerinden kurtulduğu andır. Kul affedildiğini hissederse, işte o zaman bayram gerçekten bayram olur.
Bu affın kapısı Allah’ın rahmet ve hikmet sıfatlarından açılır. Rahîm olan merhamet eder, Hakîm olan derdimize çare verir. Kadîm olan lütfun tecellisiyle kulun hayatına rahmet iner. Böylece bayramın sevinci, sıradan bir neşenin ötesine geçerek ilahî bir ihsanın habercisine dönüşür.
Hazret, buradan hareketle bayramın iç dünyadaki karşılığına yönelir: Allah sevgisinin feyzi kalbe dolduğunda, hidayet nuru insanın yolunu aydınlatır. Böyle bir kalp için hayatın yönü değişir; dünya yolculuğunun menzili de cennet olur. Bayram, artık yalnızca bir günün sevinci değil, insanın bütün varlığını kuşatan bir manevî aydınlığa dönüşür.
Hakk’ı seven insanın kalbi bu aydınlıkla nurlanır. Tasavvuf dilinde “merd-i şîr” diye anılan, yani Hak yolunda cesur ve kararlı olan kimse, ilahî yardımı da yanında bulur. Allah’ın “destgîr” olması, kulun elinden tutması demektir; bu ise insana güven ve sükûnet kazandırır. Böyle bir kul için her gün, bir bayram sabahı gibi aydınlıktır.
Hazret, bu hakikati dile getirirken Allah’ın rahmetini bir “kân”, yani tükenmez bir kaynak olarak tasvir eder. Affetmek ve kerem göstermek O’nun şanındandır. İnsanlara ulaşan her iyilik ve ihsan bu kaynaktan doğar. Kul bu idrake ulaştığında, bayramın yalnız insanlar
arasında paylaşılan bir sevinç değil, ilahî ihsanın bir tecellisi olduğunu kavrar.
Allah sevgisi gönülde yer ettiğinde kalp ve can aşkla coşar. Bu ilahî aşk, ruhu diriltir ve insana yeni bir hayat verir. Böyle bir hâlin neticesinde cennet kapıları açılır. Hazretin “bâb-ı cinânın fethi” diye işaret ettiği hakikat de budur: gönlün Allah’a yönelmesiyle rahmet kapılarının açılması...
Bu rahmet kapısı herkese açıktır. Hazret, Allah’ın kerem denizinden söz eder ve bu denizin hidayet nuruyla dolu olduğunu bildirir. Bu nur, zengin-fakir ayrımı yapmaksızın herkese ulaşır. Çünkü Allah’ın affı ve ihsanı, insanların makamına değil kulluğuna nazar eder.
İlahinin ilerleyen kıtalarında bu manevî bayramın toplumsal tezahürleri dile getirilir. Zenginler cömertleşir, sıkıntılar hafifler, insanlar birbirine karşı daha merhametli ve eli açık olur. Bir toplumda merhamet, cömertlik ve iyilik yayılıyorsa, orada bayramın ruhu yaşıyor demektir.
Hidayet nuru kalplere yayıldığında insanlar doğru yolu bulur. Allah’ın yardımı kulun üzerinde tecelli ederse, hayat da güven ve huzurla dolar. Böyle bir iklimde bayram, yalnız bireysel bir sevinç değil; bütün toplumu kuşatan bir rahmet atmosferine dönüşür.
Hazret, nihayet tevhidin zevkine işaret eder. İnsan Allah’ın birliğini şevk ve muhabbetle dile getirdiğinde, bu söz dilde kalmaz; kalbe iner. Tasdik kalbe yerleştiğinde iman, kuru bir bilgi olmaktan çıkar, hayatın kendisi hâline gelir. İşte o zaman bayramın hakikati gönülde tecelli eder.
Nasipse buradan devam edelim inşallah.
Görüntülenme:81
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 19 Mart 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















