İran ABD mutabakatı sonrası artan İsrail tehdidi nelere gebe? Nur Özkan Erbay
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
İran ile ABD arasında yaklaşık dört aydır devam eden savaşın sonlandırılması için henüz hayata geçirilmemiş olsa da bir anlaşma sağlandı. Medyaya sızan mutabakat metnine göre ABD ve İran genel hatlarıyla birbirlerine; Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkesi, çatışmasızlığı, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygıyı, Hürmüz Boğazı ve bölgede savaş öncesi koşullara dönmeyi, ablukaların kaldırılacağını taahhüt ediyor. ABD İran’a ayrıca bölgeden kuvvetlerini kademeli olarak çekeceğini, körfez ülkeleriyle birlikte İran'ın rehabilitasyonu ve ekonomik gelişimi için finansman sağlayacağı, İran’a dönük tüm yaptırımları sona erdirme, dondurulmuş fon ve varlıklarını serbest bırakma sözü veriyor. Savaşın başından bu yana neredeyse 40 kez “anlaşmaya yakınız” diyen Trump’ın istediği sonunda öyle ya da böyle gerçekleşti. Ancak İsrail’den anlaşmaya gelen itirazlar karşısında da belki de bu ifadeleri kullanan ilk Amerikan Başkanı olarak “ABD olmasaydı İsrail şu an var olmazdı” demekten de kendini alıkoyamadı.
İSRAİL RAHAT DURMAYACAK
Savaş sona ermiş ve anlaşmaya varılmış olsa bile son derece kırılgan bir zemin üzerinde ilerleyen sürecin bölgede nihai bir çatışmasızlık hali ve sürdürülebilir bir barış dönemine evrilmesini beklemek iyimserlik olur. Zira savaşın bir numaralı tetikleyicisi ve anlaşma ihtimalini eline geçen her fırsatta sabote eden İsrail’in bundan sonra da rahat durmayacağından neredeyse herkes emin. Gazze soykırımını unutturmak için İran savaşını bölge aktörlerini de içine alan büyük bir mezhepsel savaşa dönüştürmek isteyen İsrail’in bundan sonraki hedefleri hem mücavir bölgemizde hem de etki coğrafyamızda herhangi bir nokta olabilir. İran’la anlaşma sonrası bizatihi müttefiki ve yegâne koruyucusu ABD’yi bile hedef alması mümkün.
WASHİNGTON’DA ARTAN İSRAİL TEHDİDİ
ABD Başkanı Donald Trump için bugünlere gelmek çok da kolay olmadı. Her ne kadar her gün Beyaz Saray’da olmasa da Netanyahu’nun ruhu Oval Ofis’te ve kritik kararların alındığı Durum Odası’nda idi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in başını çektiği Trump’un en yakınında olan ve savaşa karşı çıkan tüm siyasi, askeri, idari elitler siyonist lobinin Başkan’ın karar alma süreçlerindeki etkisini kırmak için çaresiz kaldı. İran savaşında yaşanan bu çatlağın kasım ayındaki ara seçimlerinin sonuçları sonrası alınması muhtemel bir yenilgi ile daha da derinleşebilme ihtimali not edilmeli. Bu süreçte tüm bu fikir ayrılıkları ve çatışmaların medyaya neredeyse anlık olarak yansıması da tesadüf değildi. Zira savaş boyunca Trump-Netanyahu arasındaki tüm görüşmeler Beyaz Saray’da görevli en yakın halka tarafından sızdırıldı. Vance’in bu toplantılardaki itirazları ve “yeni savaş yok” vaadine rağmen Amerikan halkına “ihanet” edildiği uyarıları savaş uzadıkça Trump’ın Netanyahu’ya olan öfkesinin daha da artmasına neden oldu.
İSRAİL İSTİHBARATININ PENTAGON OPERASYONUNUN HEDEFİNDE KİMLER VAR?
Washington ve Tel Aviv ilişkişeri son günlerde bir ulusal güvenlik skandalıyla iyiden iyiye sarsıldı. Her ne kadar iki tarafın resmi kanalları tarafından yalanlansa da İsrail’in ABD’deki casusluk faaliyetlerinin geçmişi çok eskiye dayanıyor. Buna en ünlü örnek Jonathan Pollard olayı. Bu kez NBC News ve The New York Times’a sızan haberlere göre Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), Trump yönetiminden üst düzey yetkilileri hedef alan ve İran ile anlaşmayı sabote etmek için kullanılan agresif bir İsrail casusluk yazılımı tespit etti. Yine habere göre Pentagon, İsrail için karşı istihbarat tehdit değerlendirmesini resmi olarak mümkün olan en yüksek seviyeye yükseltmiş durumda. Bu casusluk yazılımının bir önceki Başkan Biden döneminde de İsrail’in Gazze işgaline karşı çıkan isimlere yapıldığı belirtiliyor. İsrail’in ABD’deki karşı istihbarat operasyonlarının bu kez hedefinde ise Trump’ın en yakınındaki isimler var. Beyaz Saray Orta Doğu Özel Temsilcisi ve İran’la müzakereleri yürüten Steve Witkoff, Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge A. Colby de bu isimler arasında yer alıyor. Büyükbabası Nixon ve Ford dönemlerinin CIA direktörü olan Colby, Trump yönetiminde ulusal güvenlik strateji belgelerinin mimarı olarak görülüyor. Ailesi gibi kendisini Amerika’nın müesses çıkarlarına adamış katı bir jeopolitik realist olan Colby, ABD’nin stratejik ulusal güvenlik ekseninin Çin’i tehdidine karşı “Önce Asya” doktrini ile Asya-Pasifik’te yoğunlaşması gerektiğini ve bunun dışında dünyanın farklı bölgelerinde -ki buna NATO da dahil- bugüne kadarki askeri ve savunma maliyetleri ödememesi gerektiğini savunuyor. Washington'un bu hedef doğrultusunda Avrupa ve Orta Doğu'daki konvansiyonel askeri taahhütlerini sistematik olarak azaltması gerektiğini düşünüyor. Buna yine ABD’deki İsrail lobisinin tazyiki ile başlatılan Ukrayna savaşında ABD’nin rolü ve sorumluluklarının sınırlandırılması da dahil. Colby, temel jeopolitik duruşu ve mevcut ABD askeri pozisyonunun şekillenmesindeki doğrudan rolü nedeniyle İsrail istihbaratının başlıca hedeflerinden biri haline gelmiş durumda. İsrail ve lobisinin önümüzdeki dönemde Washington’da bunun gibi istihbari operasyonların dozunu artırması, asimetrik saldırılara ve bir cadı avına girişmesi kuvvetle muhtemel. Epstein dosyaları test edilen tehdit ve şantaj seviyesi bu kez çok daha ileri seviyelere taşınabilir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:74
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Haziran 2026 04:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















