İbn Arabî ‘göz ve görme’yi nasıl görür? Ömer Lekesiz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
İbn Arabî’nin (k.s.) göze ve görmeye dair Fütûhât-ı Mekkiyye’sindeki (trc.: Ekrem Demirli, Litera) sözlerinden bazılarını, -konuyla yakından ilgili okurlarımızın kaynak talebine bir katkı olarak- nakletmek istiyoruz.
İbn Arabî diyor ki:
“Basiret (iç göz) görmesi bilgidir, göz görmesi ise bilginin meydana gelme yoludur. (FM 1/112)
Yol sadece yaratılmışların görmesi için uzatıldı. (FM 1/130)
Bilgi, onun hakkında görerek değil, bilerek gerçekleşmiştir. Bu mevcuttur: Herhangi bir şeyi bilenin onu görmesi şart değildir. Bilineni görmek, onu bilmekten bir açıdan daha tamdır ve onu daha açık olarak bilmektir, fakat her şeyi bilmek değildir. Çünkü Mekke’nin var olduğunu bilmenin şartı, onu görüp, onu gördükten sonra ise kesin olarak onun var olduğunu bilmek değildir. Burada ismi kastetmiyorum. Şu halde görmek, bilmekten bir derece üstündür. Bu bağlamda şu mısra söylenmiştir:
Görmenin mana olarak bir sırrı vardır / Bu nedenle Musa (el-Kelim) görmek istedi. (FM 1/303)
İnsan gözüyle değil, düşüncesiyle bakmakla sorumludur. (FM 2/109-110)
Bize göre şeyleri görmenin nedeni -ister gaip olsun ister mevcut olsun- görülen şeyin görme fiilinin kendisine ilişmesini kabul edici olmasıdır. Her mümkün görmeye (görülmeye) yatkındır. (FM 2/279)
Allah, görülen şeyleri kendine ulaştırmada aklı göze muhtaç kılmıştır. Dolayısıyla göz bunları akla ilham etmediği sürece, insan yeşili, maviyi, beyazı, siyahı ve bunların arasındaki tonları bilemez (göremez). (FM 2/375)
Göz, hem hayal hem de duyu gözüyle görmeyi sağlar. (FM 2/421)
Görmek, müşahededen daha yetkindir. (FM 3/20)
Gözün batınî temizliği, söz gelişi eşyaya ibret gözüyle ve değerlendirmesiyle bakmaktır. Böylece insan gözünü anlamsız yere kullanmaz. (FM 3/68; ‘Bir göz ki olmaya ibret nazarında / Ol düşmenidir sahibin baş üzerinde’ Mısr-ı Niyâzî)
Karanlık gözü değil, görmeyi sınırlar. (FM 3/252)
Kulun, huzur (şuur) sahibi olması, dil ve diğer organların huzur sahibi olmasının zeminidir. Çünkü göz, hepsini birleştirir. Göz huzur (şuur) halinde değilse, başka bir organ ya da nefsinden başka bir şey huzuru elde edemez. (FM 3/310)
Allah söyle buyurur: “Bizim emrimiz göz açıp kapatmak gibi tek bir şeydir.” (Kamer, 54/50) Çünkü görmeden daha hızlı bir şey yoktur. Göz açma vakti uzakta bile olsa görülen şeye ilişme zamanın aynısıdır. Duyudaki uzak şey, menziller feleğinde bulunan basit yıldızlardır. Göz onlara baktığında, ışık kendilerine ilişir. İşte duyunun hızı budur. (FM 5/354)
Gören göz için fiil sözden etkindir (taklit). (FM 7/83)
İnsanlar hubr’un haberi onaylamasını ister. Hubr ise görmek demektir. Görmenin haberi tasdik ettiği gibi, haberin görmeyi tasdik etmesini isteyen yoktur. (FM 7/96)
Allah görmeyi seçti seçti çünkü o görmenin son noktasıdır. Hiçbir göz, görme hazzına benzemez. Çünkü o ibadet edilen hakkındaki görme kesinliğidir (ayne’l-yakîn) (FM 7/185)
Gayb âlemi (kalp gözü anlamındaki) basiret gözüyle algılanabildiği gibi, şehadet âlemi de baş gözüyle idrak edilir. Baş gözü (retinal göz) karanlık vb. engeller ortadan kalkmadıkça şehadet âlemini idrak edemez. (FM 7383)
Aşırı yakınlık perdedir. (FM 8/286)
Bakış (…) bakışların değişmesiyle değişir. Bu bağlamda bir kısmımız bakılanın değişmesiyle bakılanın değiştiğini bizzat görürken, bir kısmımız bakışın değişmesiyle bakılanın değiştiğini görürüz. Herkesin belli bir (bakış) tecrübesi ve zevki vardır. (FM 8/354)
Görülen (…) görülmenin illetidir. Görülmesinin illeti ise varlık hatta istidat ve hazırlıktır. (FM 8/389)
Göz, bir sureti görebilir. (FM 8/399)
Doğru görüş, gözün yanılmadığıdır. Ne göz ne de diğer duyular yanılır. Çünkü duyuların eşyayı idrak etmesi zâtî bir idraktir ve geçici ve arızi nedenler ise zâtî olanlara etki edemez. Aklın idraki ise iki kısma ayrılır: Birincisi zâtî idraktir. Bu kısımda akıl tıpkı duyular gibi yanılmaz. İkincisi ise zâtî olmayan idraktir. Bu kısım aklın bir araçla algıladığı kısımdır. Bu araçlar ise fikir ve duygudur. (FM 10/163)
Göz görme araçlarının en yetkinidir. Görme duyusuyla gerçekleşen bilgi haz alınan bilgiler arasında en büyük hazza sahip olanıdır. (FM 10/231)
Göz akledilebilirleri idrak edemez ve kendi sınırını aşamaz, aynı şekilde akıl da gözün aracılığı olmaksızın gözle doğrudan algılanan şeyleri algılayamaz. Öyleyse akıl, görülenler olması bakımından görülenleri tek başına algılayamaz. (FM 10/248)
Kudret elin ruhu, duymak kulağın ruhu ve görmek gözün ruhudur. (FM 10/360; ‘Körlük, gözün yokluğu değildir, gözde ruhun yokluğudur.’ İmam Gazzâlî)
“Zatım O’nun mazharı / Dilersen “manzarası” da…” (FM, 17/138)
Nasipse buradan devam edelim inşallah.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:84
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Haziran 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















