Hayatım film olsa adı ‘Sinemam ve Kızım’ olurdu
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
◊ Bayram dendiğinde aklınıza ilk gelen ne olur?
- Bayram deyince aklıma hemen çocukluğum gelir. Bayramları heyecanla beklerdik. Yeni giysiler alınır mı diye yaşadığımız o heyecan... Ergen olana kadar büyüklerimizi ziyaret, el öpmeler... Yediğimiz lokumla, elimize mendille sıkıştırılan bayram harçlıkları... Bu anılar hep taptaze. Çünkü çocukluğumda en mutlu olduğum günlerdi.
◊ Şu an o eski bayramların tadı var mı sizce?
- Maalesef ki birçok değeri yitirdiğimiz gibi bayramların da eski tadı yok. Yaşamın gittikçe zorlaşmasından olsa gerek, insanlar bayramlarda tatile gitmeyi, dinlenmeyi tercih ediyor. Ama ne iyi ki hâlâ bu bayram geleneğini sürdürenler de çoğunlukta.
◊ Sizin evde bayramlar nasıl geçer?
- Kardeşlerimle annemi ziyarete kabristana gideriz. Ondan sonra kardeşlerim ve kızım bir arada oluruz. Bir yere gitmeyi hiçbir zaman düşünmem.
◊ Bayram sizin için daha çok affetmek mi, kavuşmak mı yoksa şükretmek mi demek?
- Bayram geleneğinin güzelliği; insanların kucaklaşması, barışması, paylaşmasıdır. Yani yardımlaşma duygusu çok değerlidir.
BABAMIZIN YOKLUĞUNDAN SICAK YUVADA BÜYÜMEDİK
◊ Aile kavramı sizin için ne ifade ediyor? Nasıl bir çocukluktu sizinki?
- Aile kavramı deyince; güven duygusunun getirdiği rahatlık ve mutlulukla yaşanan yuva derim. Yani sıcak bir yuva. Sıcak bir aile ortamında büyümek çok önemli. Maalesef ki her çocuk bu şansa sahip değil. Kardeşim ve ben de maalesef annemin dişi bir kuş olarak çabasına rağmen, babamızın yokluğundan dolayı o sıcak yuva ortamında büyümedik. Annemin bütün çabasına rağmen öyle olmadı...Günümüzde de terk edilmiş çocuklar var. İlgilenilmeyen, sokağa kendi haline bırakılan, sevgiden yoksun çok çocuk var. Keşke o çocukların her birine bir dokunabilsem, gülümsetebilsem onları...
YAĞMUR’UN KAHKAHALARI EN BÜYÜK MUTLULUĞUM
◊ Çok sevilen ve merak edilen sanatçıların başında geliyorsunuz. Türkan Şoray’ın bir günü nasıl geçer?
- Evde vakit geçirmeyi seviyorum. Kendimi oyalayacağım gerçekten çok şey var. Mesela gazetelerim. Haberleri sosyal medyadan takip etmiyorum. Dört-beş tane gazete var, onları köşe yazılarına kadar okuyorum. Ara sıra resim yapıyorum. Kitaplarım üst üste duruyor. Birine başlıyorum, yarısına kadar geliyorum. O kadar açım ki okumaya, heyecanla öbürüne başlıyorum. Bu sefer iki kitabı bir arada bitirmeye çalışıyorum. Kitaplarla böyle mücadelem var.Ondan sonra kardeşlerimle buluşuruz. Nazan bana gelir, vakti olduğu zaman en küçük kardeşimiz Figen de gelir. Biz üç kız kardeşiz. Figen anne bir baba ayrı kardeşimiz ama yani canımızdır, annemizin emaneti, çok severim. Bir de kızım Yağmur’la evde olmak beni çok mutlu ediyor. Onun odasından gelen sesleri, kahkahaları, konuşmasını duymak en büyük mutluluğum oluyor.
◊ Sizin hayatınız film olsa, o filmin adı ne olurdu?
- Benim hayatımı dolduran, Yağmur’a kadar olan süreçte sinemaydı. Ondan sonra Yağmur oldu. Bu yüzden “Sinemam ve Kızım” olabilirdi.
◊ Böyle bir film çekilse sizi kim canlandırırdı peki?
- Beni seven, kendini bana benzeten, esmer güzeli kadınlarımızdan herhangi biri oynayabilir, çünkü ben de onlardan biriyim.
AŞKTA EMEK ÇOK ÖNEMLİ
◊ Onca projede yer aldınız ama “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın kalplerdeki yeri bir başka. Sizce bunun sebebi nedir?
- Âşık olduğu, kendisine ihanet eden erkekle, yapayalnız kalmışken ona el uzatan, güven veren erkek arasında kalan bir kadın... Aşkı mı, ona emek veren erkeği mi seçecek? Bu durum seyirciyi etkiledi diye düşünüyorum. Ayrıca filmin müziği çok etkili, olağanüstü ruh kattı filme. Senaryosu çok başarılı. Zaten hikâye çok köklü bir hikâye. Cengiz Aytmatov’un hikâyesi. Ve yönetmeni Atıf Yılmaz çok değerli bir yönetmen.Müzik, hikâye, yönetmen, mekân, doğal güzellik, oyuncuların başarısı... Hepsinin bir araya gelmesiyle unutulmaz, ölümsüz bir film çıktı ortaya. Bir de emeğin her alanda olduğu gibi aşkta da önemli olduğunu gösteriyor. Emek aşkta da çok önemli. Ve emeğe olan saygının da etkisi var diye düşünüyorum.
◊ Peki sizin için de yeri ayrı mı bu projenin?
- Ayrım yapamam, çünkü hepsine aynı emek verildi. Hepsine aynı heyecanla çalışmaya başladığım için o ayrımı yapamıyorum ama hissedebiliyorum. Yani “Bu filmi yapıyorum ama bu film muhteşem olacak, insanların kalbine dokunacak” diyorum. Veya “Bu filmi yapıyorum ama eh işte, ortalama olacak” diyebiliyorum.
OYUNCULUĞA BUGÜN BAŞLASAM ÖNCE EĞİTİM ALIRDIM
◊ Geçmişe dönüp baktığınızda, içinizde ukde kalan ne var?
- Oo çok şey... Mesela çok iyi piyano çalmak isterdim. Çok seviyorum müziği. Akademik eğitim almak isterdim. İmkânım olsaydı birçok köye okul yaptırmak isterdim. Bir de o okullarda öğretmen olabilmek isterdim.
◊ Kariyer yolculuğunuza bugün yeniden başlasaydınız, yine aynı yoldan mı giderdiniz?
- Benim kariyer yolculuğuma başlama şartlarıyla bugünkü şartlar çok farklı. Bugün sinemaya başlamış olsaydım, ilk önce oyunculuk eğitimi alırdım. Ondan sonra başlardım.
HALUK BİLGİNER GİBİ BİR OYUNCU TANIMADIM
◊ Haluk Bilginer geçtiğimiz günlerde katıldığı bir söyleşide, “Bu işin eğitimi yoktur, içinden gelir; denersin, denersin, oynarsın” demişti. Katılıyor musunuz?
- Ama işte öğrenene kadar, doğrusunu bulana kadar çok acı çekiyorsun. Yani eleştiriliyorsun, üzülüyorsun. Ben aslında Haluk Bilginer’in söylediği tarzda bir oyuncuyum. Oynaya oynaya, işi mutfağında öğrenen bir oyuncuyum. Oyunculuk eğitimi alsam çok daha rahat mı olurdum, onun tam mukayesesini yapamıyorum. Bu arada ben Haluk Bilginer gibi bir oyuncu tanımadım. Bunu çok samimi söylüyorum.
◊ Yıllarca Türkiye’nin en güzel kadınlarından biri olarak anıldınız ve anılmaya devam ediyorsunuz. Güzellik yük müydü sizin için, avantaj mı?
- Filmlerin etkisiyle ve seyircinin de gönülden güzel bakışıyla böyle anıldım. Ama hayatta nerede olduğumun, ne olduğumun farkında olarak yaşıyorum. Onun için ne yük oldu ne de avantaj.
İNSAN YAŞ ALDIKÇA SADELİĞİN ÖNEMİNİ ANLIYOR
◊ Günümüzdeki estetik ve güzellik algısını, bu konuda zaman içinde yaşanan değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Aslında güzel olma içgüdüsü yıllardır insanoğlunda vardır. Kadınlar kusursuz bir güzelliğe sahip olmak için çabalar yıllardır. Bence yaş aldıkça sadeliğin önemini anlıyor insan. Son yıllarda mesela sürekli aynı saç modeli, aynı renk saçlar görürken farklı bir kişilik hemen dikkat çekiyor. Biraz daha kusurlu, belki dişleri daha çarpık da olsa, burnu kemerli de olsa daha dişi olabiliyor. Karakteristik tipler daha çok ilgi çekiyor diye düşünüyorum.
İKİYÜZLÜ İNSANLARA TAHAMMÜLÜM YOK
◊ Sizin hep zarif, güler yüzlü hallerinizi görüyoruz. Peki sizi ne sinirlendirir bu hayatta?
- Laubalilik çok sinirlendiriyor, yani o sınırı aşmak. Bir de ikiyüzlülük. Hiç affedemem yani. İkiyüzlü insanlara tahammülüm yok.
◊ Uzun zamandır kameralardan uzaksınız. Nasıl bir proje sizi geri döndürür? Biz özledik sizi Türkan Hanım...
- Ah bir bilebilsem! Öyle bir senaryo olmalı ki, kalbim çarpmaya başlasın. “Ah bu ruhu, bu karakteri canlandırayım” diye can atayım. Şimdi mesela bir-iki sinema projesi geldi. Aşağı yukarı 1-2 ay okudum, okudum, okudum. “Hayır” dedim.
◊ Nasıl bir iş olmalı setlere dönmeniz için?
- Tek bir kahramanın sürüklediği ya da aşk filmlerinin dışında bir proje.
HERKESİN HER GÜNÜ BAYRAM GİBİ GEÇSİN
◊ Yeşilçam’a dair en mutlu dönem ne zamandı sizin için?
- Aslında setlerin her sahnesinde o kadar mutlu yaşadım ki... Her filmin her sahnesi kare kere hafızamda. Çünkü çok bendim oralarda. Onun için hiçbirini unutmadım yani. Bir de çok değerli oyuncularla birlikte oynadım. Şanslıyım o bakımdan.
◊ Son olarak nasıl bir bayram mesajı vermek istersiniz?
- Sevdiklerimin, sevenlerimin, herkesin her günü bayram gibi geçsin. Barış, huzur, mutluluk, kardeşlik duygularıyla, dayanışma duygularıyla her günümüzün bu şekilde geçmesini dilerim.
ÖLENE KADAR SÜREN AŞK ANCAK FİLMLERDE OLUR
◊ Bircan Usallı Silan’ın yazdığı “Türkan ve Hayat” adlı kitabın geçtiğimiz aylarda yapılan basın toplantısında aldatıldığınızı dile getirmiştiniz. Bu açıklamanız epey konuşuldu. Geçmiş yıllarla bugünü kıyasladığınızda aşka bakış açınız, aşkın size ifade ettiği anlam ne yöne evrildi?
- Âşık olmak çok güzel bir duygu. Hüsrana da uğrasan, “Bir daha âşık olmayacağım” yemini de etsen, ne zaman yakalanacağını bilemezsin. Ama âşık olunca ölene kadar sürecek diye beklersen çok hayal kırıklığına uğrarsın. O ancak filmlerde olur. Bir süre sonra ayrılıkla veya ihanetle karşılaşabileceğini de bilerek aşkı yaşayacaksın. Tabii istisnaları da var. Böyle hayranlıkla izlediğim bazı çiftler var. Aradan 10 sene geçmiş, 20 sene geçmiş. Birbirinin ellerini bırakmıyorlar ama o nasıl bir aşk, çözemiyorum. Saygıyı, romantizmi ve dostluğu yitirmemekle ilgili olabilir.
ŞALTERİ İNDİRİRİM YAKIŞIKLIYI GÖRMEM
◊ Yıllar boyu o kadar aşk filminde yakışıklı aktörlerle rol aldınız. Hiç duygusal anlamda yakınlık hissettiğiniz biri oldu mu?
- Ben aşk sahneleri için hep şunu söylerim; o sahne çekilirken dünyanın en güzel erkeği de karşıma gelse görmem. Şalteri kapattığım anda, olay biter. Ne kadar yakışıklı olursa olsun; mesele şalteri indirmekle alakalı.
ALMANYA’DAKİ ZAFERİMİZ SİNEMANIN ZAFERİ
◊ Günümüz projelerini, oyuncuları izliyor musunuz?
- Sinemada çok başarılı işler oluyor son dönemde. Özellikle Berlin Film Festivali’nde “Sarı Zarflar” filmiyle Altın Ayı ödülünü alan İlker Çatak ve “Kurtuluş” filmiyle Gümüş Ayı ödülünü alan Emin Alper’i tebrik ediyorum. Almanya’daki zaferimiz, sinemanın zaferi. Bizi çok gururlandırdılar.
Dizilere gelecek olursak; dizilerde de çok emek var. Yani onları da ben o gözle seyrediyorum. Mesela bir orman sahnesi çekiliyor. Biz seyirci olarak o sahneyi birkaç saniyede izliyoruz ama o çekim saatlerce sürüyor. Ne kadar emek verildiğini bildiğim için ben onlara üzülüyorum ve o gözle seyrediyorum. Bir de iş biraz tuttuğu zaman uzatmak için ek hikâyeler koyuyorlar, onu yerinde bitirmesini bilmek lazım.
YAĞMUR’LA ARKADAŞ OLMAYI BAŞARDIK
◊ Gelelim Yağmur (Ünal) Hanım’la anne-kız ilişkinize...
- Bir kızım olduğu için şükrediyorum. Aramızda seneler geçtikçe daha güçlenen bir sevgi bağı oluştu. Dostluk, arkadaşlık, güven, sırdaşlık... Arkadaş olmayı başardık. Bir de çoğu kez hayranlıkla izliyorum onu. Bazı güzel meziyetlerini yakaladığım zaman mutlu oluyorum. Hayranlıkla keşfediyorum özelliklerini. Vicdanlı ve son derece adaletli oluşu, mütevazılığı, sevecenliği... “İşte bu benim kızım”, “İyi ki benim kızımsın” diyorum.
◊ Annelikte hangi yönünüz daha baskındır?
- Benim çok heyecanlı, sabırsız, zaman zaman karamsar bir yapım var. Yağmur da gayet soğukkanlı, sakin, zaman zaman beni yatıştırır.
Görüntülenme:92
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 20 Mart 2026 07:58 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















