Epstein dosyasının katmanları üzerine (2) Süleyman Seyfi Öğün
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan özgürleşme fetişinin ikinci sütunu ise kültürel özgürleşmedir. Bundan güdülen gâye , ulusal/toplumsal yapıların çökertilmesidir. Bu talepler , ulusal yapının esâsen sun’i bir oluşum olduğunu, târihî kültürel varlıkların onun içinde bastırıldığını ve yok edilmek istendiğini iddia eder. O hâlde yapılması gereken onların da özgürleştirilmesidir. Bilhassâ etnik temelde çok sayıda dosya açılır.
Kültürel özgürleşme dâvâsının fişekleyici , ateşleyici gücü sivil toplumculuktur. Zâten dâvâyı, ulus -sivil toplum ikilemine oturturlar. Buna göre mevcût uluslar ya sivil kültürel aralıklar üzerinden yeniden târif edimeli yâhut her etnikliğe ulusal bir yapılanma hakkı verilmelidir. Etniklik hâricinde mezhebî farkılıklar da müstakil ulusal varlıklar olarak tanınmayı hak etmektedirler. Kültürel özgürleşme fetişinin bu sütunu yoğun bir popülizm ile bezenir.
Kültürel özgürleşme fetişizminin bu alt sütunu, kolayca anlaşılabileceği üzere toplulukçu (komüniteryen) bir hüviyet taşır ve uluslaşmacı taleplerle kutsanır. Bunun bir de daha birey/grup boyutunda çalışan başka bir alt sütunu daha mevcuttur. Dezavantajlılık hâli burada temel kıstastır. Büyük bir yelpâze içinde açılan ve çoğalan cinsiyet kimliklerinin tanınması ve eşit yurttaşlık haklarına kavuşması içinn sayısız kampanya açılmıştır. Sanâyileşmenin doğurduğu tabiatın kirletilmesi, dengelerinin bozulması da bu sütunun bir parçasıdır. Tabiat da “kültürelleştirilerek” yeniden târif edilir. Burada biriken hassasiyetler giderek orta sınıf elitizminin göstergeleri olarak devreye sokulur.
Daha evvelki pek çok yazımda işâret etmiş olduğum üzere, bu kültürel dosyaların iddialarının haklılığını tartışmadım. İki temel hususta eleştirel oldum. İlki , bu fetişi kuşatan maddî şartlara olan alâkasızlıktı. Ekonomik özgürleşme ile kültürel özgürleşmenin birbirini tamamladığını iddia edenleri; bilhassa yeni sağ-yeni solun aynı fetiş ile nikâhlanmasını eleştirdim. İkinci olarak üzerinde durduğum husûs, bu kadar dosyadan bir dâvâ türetilemeyeceği ve hâdisâtın istenmeyen bir şekilde evrileyeceğine dâir endişelerim ve tahminlerimdi. Maalesef bu da doğru çıktı. Ekonomik özgürleşmecilik (liberteryanizm) insanlık üzerinde tâmiri kâbil olmayan derin eşitsizlikler doğurdu. Buna bağlı olarak toplulukçu kültüralist hareketler yerini kan dâvalarına; yeni kabilecelik (neotribalism) ve yabancı düşmanlığına bıraktı. Dahası, elyevm bu iki sütun arasındaki ilişkiler mesela 90’larda olduğu kadar birbirine yakın olmadığını düşünüyorum. Etnik ve mezhebî özgürleşme dosyalarının pratikleri artan bir kan dâvâsı doğurması, üst orta sınıflarda bir rahatsızlık doğurmuş ve bu çevreler, popülist kültüralizmlere mesâfe koymuş, daha çok ikinci, yâni birey/grup boyutunda işleyen hassâsiyetlerini daha da bileyerek müdafaa etmeye başlamışlardır. Ben bunu, “homofobik günahların” sofulaştırılarak yeniden üretilmesi olarak değerlendiriyorum. Homofobi suçlamasında bulunanların surat ifâdelerine, mimik , jest ve ses tonlarına dikkat ediniz. Aslında kendi içlerindeki homofobik duyguları aksettirdiklerini kolayca görürsünüz. Tuhaf olan husus, bu sofulaşmanın aynı zamanda bir öz soylulaştırma(self gentrification) ile berâber seyretmesidir. Hâsılı 2000’lerin ilk çeyreğinden itibâren bir ayrışma yaşandığını düşünüyorum. Üst orta sınıfların kültürel monadlaşması ve giderek toplumsallıklarını kaybetmeleri, hattâ popüler tepkilere mâruz kalmalarını da bu çerçevede değerlendiriyorum.
Özgürleşme fetişizmlerinin hâl-i hazırları yabancı düşmanlığı, yeni kabilecilik, kan dâvası ve sofulaşma (püritanizm) içinde soylulaştıma olarak hülâsa edilebilir. Geride sâdece normsuzluk yıkım bıraktılar. Gâliba esas arzu edilen de buydu.
Bunların Epstein ile ne alâkası var diye sorabilirsiniz. Her fetiş, b,r aşamadan sonra rutinlerini terk eder ; doyumsuz, sonsuz bir marjinalizmi doğurur. Tüketim fetişi hakkında yazmış olduğum yazılarda işâret ettiğim üzere, her tüketim tecrübesi tüketme arzusunu bastırmak için değil, tüketim açlığını daha derin hissettirmek ve onu marjinalleştirmek içindir. Özgürleşme fetişi de böyledir. Farklılıkları , umarsız bir sorumsuzluk içinde ve belki de artık bir arada yaşamanın mümkün olamayacağı derecede, kıymık kıymık çoğaltır. LGBT misâlinde olduğu üzere “artı” ( plus) hareketleri tam da bunu anlatıyor. Marjinalizm bir tutkuya, saplantıya dönüşür.Daha beteri, kendi kendisinin gâyesi olur. Her yeni tecrübe fırsatı, mâliyetleri düşünülmeden size bir dâvet çıkarır. Bunu dezavantajlılar üzerinden sonsuzlaştırmak ne kadar mümkünse avantajlılar üzerinden de sonsuzlaştırmak mümkündür. Epstein dosyalarında yer alan ve o günah adasına gittikleri belli olan isimler küresel eşitsizliğin büyümesinden kazanan avantajlılardır. Onların marjinalizm ve fetişizmi günah galerilerinde yaşanıyor. Temel güdüleri , mâsûmiyetleri yok etmek. Belki de gırtlaklarına kadar battıkları günahlar yaptırıyor bunu kendilerine. Belki de mâsumiyetlerin topyekûn yok edilmesi sanal bir arılanma hissi yaratıyor kendilerinde. İtalyan zenginlerin bol para dökerek Saraybosna’da insan avına çıkmaları, Afrika’da aynı kafada husûsî çocuk safarilerinin tertip edilmesi , Uzak Doğu çocuk ağırlıklı bir seks turizminin endüstriyelleşmesi Epstein dosyasından ayrı mütalâa edilemez. Hedef tek: Mâsumiyetin kirletilmesi ve yok edilmesi. Çocukların seçilmesi ise tesâdüfî değil. Çünkü onlar mâsumiyetin en büyük temsilcileridir. Yâni mesele pedofillik olarak bilinen bir cinsî sapkınlık meselesi olmanın çok fevkinde. Mesele mâsumiyetin cezâlandırılması. Milyonlarca çocuk kurban ediliyor. Araştırmacı dostum Mâhir Esen You Tube’daki kanalında (Sınırsız Tv) geçen gün bu dosyayı açtı. Rakamlar ve hâdiselerle meseleyi ortaya koydu. Bu programı seyredip dayak yemiş bir boksörün durumuna düşmemek mümkün değil. Tabiî ki biraz vicdanınız varsa. Onun aktardığına göre çocuk ticâretinin küresel seviyedeki hacmi 150 Milyar Dolar seviyesinde. Varın gerisini siz düşünün. Epstein’in farkı bunu heyecan dozu arttırılmış çok özel bir âyine dönüştürmek.
Aslında , ne kadar kaldı bilemem ama vicdan sâhibi dünyâ liderlerinin başlatacağı müşterek bir kampanya ile bunun üstesinden gelmek mümkün. Hattâ Mahir Esen’e göre birisinin başlatması kâfi olacaktır. Husûsî olarak yetiştirilmiş 1000 Polis bu pisliği temizlemek için yeter diyor. Ne dersiniz? Târih ,toplumlar , erişkin bireyler ,ne dersek diyelim, kirlenmişiz. Bu kirlenmişlik içinde debelenirken bir çocuğun mâsum bir gülümsemesi değil midir bizi kendimize getirecek olan? Onu da kaybedersek geriye ne kalır?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:67
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Şubat 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















