Devlet sükûnet diyor, herkes siper kazıyor: Lübnan da Cumhurbaşkanlığı Hizbullah hattında sessiz kriz büyüyor Dış Haberler
Haberturk sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Aoun’un konuşması yalnızca teknik bir devlet söylemi olarak kalmadı; aynı zamanda Lübnan’ın bundan sonraki dönemde hangi çizgide ilerleyeceğine dair yeni bir tartışmanın da merkezine yerleşti. Cumhurbaşkanı’nın diplomatik yol, ateşkesin korunması, müzakere hazırlıkları ve devletin tek meşru karar verici aktör olması yönündeki ısrarı, özellikle Hizbullah çevrelerinde “direniş” denklemine mesafeli yeni bir siyasal yöneliş olarak okunurken, cumhurbaşkanlığı ile Hizbullah arasında zaten zayıf olan bağlar daha da gerildi.
Reuters’ın aktardığına göre Aoun, 17 Nisan’daki ulusa seslenişinde geçici ateşkesten “kalıcı anlaşmalara” geçilmesi gerektiğini savundu; müzakerenin taviz değil, Lübnan’ın egemenliği, birliği ve savunması için stratejik bir tercih olduğunu vurguladı. Aynı konuşmada, Lübnan’ın artık yabancı çıkarların sahası olmayacağını söylemesi de, Hizbullah çevrelerinde doğrudan siyasi bir mesaj olarak algılandı.
Bu nedenle son günlerde Hizbullah’a yakın isimlerden, destekçi çevrelerden ve partiye yakın medya organlarından yükselen eleştiriler, dağınık bir memnuniyetsizlik görüntüsünü aşarak daha örgütlü ve daha sert bir siyasal itiraz dalgasına dönüştü. Verdiğiniz metinde de açık biçimde görüldüğü üzere, itirazın odağında Aoun’un son tercihleri, özellikle İsrail’le doğrudan müzakere dosyasına yaklaşımı ve ateşkes sonrası dönemde nasıl bir devlet mimarisi kurmak istediğine dair işaretler bulunuyor. Lübnan basınında da benzer biçimde, cumhurbaşkanlığının ateşkesi yalnızca geçici bir askeri duraklama değil, daha geniş bir siyasal yeniden düzenleme fırsatı olarak gördüğüne dair yorumlar öne çıktı.
L’Orient-Le Jour, Aoun ile Başbakan Nevvaf Selam’ın 18 Nisan’daki görüşmesinde İsrail’le beklenen müzakerelere hazırlığın ele alındığını, aynı zamanda devlet egemenliğinin ülkenin tamamına yayılması ve silah tekeline devlet kurumlarının sahip olması yönündeki kabine kararlarının da gündeme geldiğini yazdı. Bu çerçeve, Lübnan’daki tartışmanın yalnızca bir dış politika başlığı değil, doğrudan Hizbullah’ın silahlı konumunu da ilgilendiren daha derin bir iç siyasi meseleye dönüştüğünü gösterdi.
“Resmî Çatışma Yok” Deniyor, Ama Siyasi Dil Savaş Hali GibiHaberde yer alan en dikkat çekici unsurlardan biri, Hizbullah’a yakın kaynakların yaşananların cumhurbaşkanlığıyla “resmî bir yüzleşme” ya da “açık bir çatışma kararı” anlamına gelmediğini özellikle vurgulaması. Bu kaynaklara göre son günlerde yükselen sert çıkışlar, kurumsal bir savaş ilanı değil; Aoun’un pozisyonunda görülen değişime verilmiş siyasi bir cevap. Özellikle geçen çarşamba yaşanan gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı’nın doğrudan müzakere dosyasına yaklaşımı, Washington hattındaki temasları ve yaptığı son konuşma, Hizbullah tarafından “direniş seçeneğine mesafeli, hatta onu çevrelemeye dönük bir siyasi eksene yakınlaşma” olarak okundu. Bu nedenle parti çevreleri, sertleşen dili bir “siyasi reaksiyon” olarak tanımlıyor.
Fakat Lübnan siyasetinde çoğu zaman en sert krizler zaten “şimdilik sadece siyasi tepki” cümlesiyle başlar. Bu yüzden Hizbullah’a yakın kaynakların “resmî çatışma yok” vurgusu, gerilimi küçültmekten çok, mevcut sertliğin henüz kurumsal kopuş düzeyine çıkarılmadığını anlatıyor. Nitekim Hizbullah’a yakın Alahed ve Al Manar çizgisindeki yayınlarda doğrudan müzakerelere yönelik sert itirazların öne çıktığı görülüyor. Naharnet’in aktardığına göre bir Hizbullah milletvekili doğrudan görüşmeleri “büyük hata” olarak tanımlarken, Al Manar’daki açıklamalarda da Washington temasları reddedildi ve İsrail’le doğrudan müzakerelere açıkça karşı çıkıldı. Bu çizgide müzakere, barış arayışından çok, savaş meydanında elde edilemeyenin siyasal masada dayatılması şeklinde sunuluyor.
Krizin Asıl Derinliği: Donmuş İletişim KanallarıSahadaki en kritik başlıklardan biri de, cumhurbaşkanlığı ile Hizbullah arasındaki iletişim kanallarının neredeyse tamamen işlemez hale gelmiş olması. Verdiğiniz metinde de vurgulandığı gibi, taraflar arasındaki temas mekanizmaları bugün yok denecek kadar zayıf; üstelik geçmişte de güçlü değildi. Bu önemli ayrıntı, yaşananların ani bir patlamadan ibaret olmadığını, uzun süredir biriken bir soğumanın artık daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Sorun yalnızca son konuşma ya da tek bir Washington teması değil; Lübnan’daki devlet tahayyülü ile “direniş” tahayyülü arasında yıllardır taşınan gerilimin artık daha açık konuşulması.
L’Orient-Le Jour, Aoun ile Selam’ın İsrail’le yaklaşan müzakerelere hazırlığı ele aldığı haberinde, Hizbullah’ın bu sürece sadece diplomatik çekinceyle değil, silahsızlandırma mantığına dönük açık bir reddiyeyle yaklaştığını yazdı. Bu tespit, cumhurbaşkanlığı ile Hizbullah arasındaki mesafenin sadece üslup ya da prosedür tartışması olmadığını; devletin ülke üzerindeki tam egemenliğinin ne anlama geldiği konusunda köklü bir görüş ayrılığı bulunduğunu teyit ediyor. Bugün Beyrut’taki gerilimin derinliği de zaten burada yatıyor: İki taraf aynı ateşkesi konuşuyor, ama ateşkes sonrası kurulacak Lübnan’ı aynı biçimde tarif etmiyor.
“Anayasa”, “Misak” ve Meşruiyet KavgasıHizbullah’a yakın kaynakların yaptığı anayasa ve ulusal mutabakat vurgusu, krizin asıl eksenini anlamak açısından son derece önemli. Çünkü bu vurgu, tartışmanın yalnızca siyasi çizgi farkı olmadığını; devletin savaş, barış, temsil ve müzakere yetkisinin sınırları üzerine kurulu daha derin bir meşruiyet kavgasına dönüştüğünü gösteriyor. Başka bir ifadeyle Beyrut’ta bugün tartışılan şey sadece “İsrail’le görüşülsün mü, görüşülmesin mi” sorusu değil; “Lübnan’da nihai stratejik kararı kim verir” sorusudur.
Hizbullah ve ona yakın medya açısından mesele, devletin tek otorite olması söyleminin pratikte “direnişin” etkisizleştirilmesi yönünde bir siyasi projeye dönüşme ihtimalidir. Al Manar’da yer alan haber ve yorumlarda Aoun’un müzakere çizgisi aktarılırken, aynı zamanda Hizbullah çevrelerinden gelen itirazlar “İsrail’in savaşta elde edemediğini masa başında alma girişimi” çerçevesinde işlendi. Al Manar’ın İngilizce haberlerinde Aoun’un “müzakereler zayıflık değil güçtür” sözleri verilirken, buna paralel içeriklerde Hizbullah çevrelerinin doğrudan görüşmeleri reddettiği ve devletin önceliğinin ateşkesi korumak, İsrail’i geri çekilmek zorunda bırakmak ve iç cephede bölünme yaratmamak olması gerektiği vurgulandı. Bu da Lübnan’daki tartışmanın, egemenlik kelimesinin iki farklı siyasi sözlükte bambaşka anlamlar taşıdığını ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanlığı Geri Adım AtmıyorCumhurbaşkanı Aoun cephesi ise bütün bu sertleşmeye rağmen geri adım atmış görünmüyor. Verdiğiniz metinde de yer aldığı gibi, cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklar Washington’daki toplantıya ve müzakere hazırlıklarına yöneltilen eleştirileri “uyumsuz sesler” ya da “marjinal çıkışlar” olarak görüyor ve Aoun’un çizgisini değiştirmeyeceğini belirtiyor. Lübnan kaynakları da buna paralel biçimde, cumhurbaşkanlığının müzakere çerçevesini belirginleştirdiğini aktarıyor: ateşkesin tahkimi, İsrail’in güneyden çekilmesi, tutukluların geri alınması ve sınır ihtilaflarının çözümü.
LBCI’nin haberinde Aoun, ateşkesi müzakerelere giden “zorunlu kapı” olarak tanımlarken bu sürecin hem içeride hem dışarıda destek gördüğünü söyledi. Aynı hatta L’Orient-Le Jour, Aoun’un görüşmelerin “topraktan taviz” anlamına gelmeyeceğini, tam tersine Lübnan’ın toprağını kurtarmak, halkını korumak ve ülkesini ayakta tutmak için gerekli olduğunu savunduğunu aktardı. Naharnet de 19 Nisan tarihli haberinde Aoun ile Başbakan Selam’ın yaklaşan görüşmelere hazırlığı ele aldığını yazdı. Bu tablo, cumhurbaşkanlığının gelen baskılara rağmen süreci yavaşlatmak yerine kurumsallaştırmaya çalıştığını gösteriyor.
Emel’in Tavrı: Aynı Kamp, Farklı TonKrizin ortasında en dikkat çekici denge unsurlarından biri ise Emel Hareketi’nin pozisyonu oldu. Meclis Başkanı Nebih Berri’nin temsil ettiği çizgi, Hizbullah’la aynı siyasi kampta kalmakla birlikte, cumhurbaşkanına yönelik saldırgan dili açık biçimde onaylamıyor. Verdiğiniz metinde de aktarıldığı üzere, Emel Siyasi Büro üyesi Hasan Kablân, cumhurbaşkanlığı makamına yönelik sözlü ve siyasi saldırıları reddediyor; bunu da anayasal kurumlara saygı ilkesiyle temellendiriyor. Kablân’ın özellikle “popülist gösteriler”, “provokatif yöntemler” ve iç bölünmeyi körükleyen söylemler karşısında net bir mesafe koyması, Beyrut’taki krizin yalnızca cumhurbaşkanlığı ile Hizbullah arasında değil, Şii blok içinde de yöntem ve ton farkı ürettiğini gösteriyor.
Bu tavır, Lübnan’daki gerilimin daha da büyümesini istemeyen bir iç dengeleme refleksi olarak okunabilir. Alahed ve Al Manar çizgisinde Berri’nin doğrudan müzakerelere karşı durduğu, ancak iç barışın korunmasına özel vurgu yaptığı görülüyor. Bu çizgi, bir yandan İsrail’le doğrudan temas fikrine mesafeyi koruyor, öte yandan cumhurbaşkanlığı makamını hedef alan kontrolsüz bir iç kampanyanın ülkenin zaten kırılgan olan iç cephesini parçalayabileceği uyarısını yapıyor. Başka bir ifadeyle Emel, aynı siyasi eksen içinde yer alıyor; ama aynı dilin içinde yer almıyor.
Lübnan Medyasında Üç Ayrı HikâyeBugün Lübnan medyasına bakıldığında, tek bir ortak anlatıdan söz etmek mümkün değil; ancak belirgin biçimde üç ana çerçeve öne çıkıyor. İlk çerçeve, Hizbullah’a yakın medya organlarının kurduğu anlatı. Bu çizgide Aoun’un “egemenlik” ve “doğrudan müzakere” vurgusu, fiilen “direnişin kuşatılması” ve İsrail’in siyasi olarak rahatlatılması şeklinde sunuluyor. Al Manar ve Alahed’de öne çıkan yorumlarda, devletin tek otorite haline gelmesi çağrısının, mevcut bölgesel tehdit dengeleri içinde Lübnan’ı savunmasız bırakabileceği ve savaş meydanında çözülemeyen dosyanın masada “normalleştirme” baskısıyla çözülmek istendiği savunuluyor.
İkinci çerçeve, devlet kurumlarını önceleyen ve Aoun’un çizgisini “gecikmiş devlet refleksi” olarak gören yayınların çizgisi. LBCI’nin haberleri, ateşkes sonrası dönemi bir müzakere ve devlet restorasyonu fırsatı olarak okuyor. Aynı şekilde L’Orient-Le Jour, cumhurbaşkanlığının yaklaşımını yalnızca dış politika tercihi değil, devlet egemenliğini ülkenin tamamına yayma hedefiyle birlikte ele alıyor. Bu anlatıda mesele, Hizbullah’ı provoke etmek değil; Lübnan’ın parçalı egemenlik yapısından çıkarılarak tek bir devlet iradesi altında toparlanması.
Üçüncü çerçeve ise daha ara bir bölgede duruyor. Bu hatta yer alan çevreler ateşkesin korunmasını, müzakere kanalının denenmesini ve iç patlamanın önlenmesini istiyor; ama Hizbullah’ın Lübnan denkleminden bir kalemde silinmesini de gerçekçi bulmuyor. LBCI’nin analizlerinden birinde, 16 Nisan tarihli ateşkes belgesi ile 2024’teki çerçeve arasında siyasi vizyon açısından ciddi farklar bulunduğu; yeni metnin savaşı durdurmanın ötesinde Lübnan-İsrail ilişkilerinde daha kapsamlı bir çerçeve açtığı belirtildi. Bu da ülkedeki daha temkinli çevrelerin neden hem devlete alan açmak istediğini hem de çok hızlı bir dayatmanın iç kırılma doğurmasından çekindiğini anlatıyor.
Ateşkes Dosyası Aslında Bir Güç Haritası TartışmasıBu yüzden bugün Lübnan’da yaşanan gerilim, yalnızca ateşkesin nasıl uygulanacağına dair bir anlaşmazlık değil. Ateşkes, daha büyük bir tartışmanın kapağını açmış durumda. Cumhurbaşkanlığı cephesi, bunu Lübnan devletinin yeniden merkezileşmesi için fırsat olarak görüyor. Hizbullah çevreleri ise aynı dosyayı, savaşın sıcak aşamasından sonra “direnişi” siyasal olarak geriletme hamlesi şeklinde okuyor. Bir taraf için müzakere, devletin kendini yeniden kurmasının aracı; diğer taraf için, savaşın diplomasi kılığına bürünmüş devamı.
Reuters’ın haberine göre Aoun, müzakerenin Lübnan’ın haklarından, ilkelerinden ve egemenliğinden taviz anlamına gelmediğini açıkça söyledi. Ancak Hizbullah ve ona yakın yayınlarda asıl kaygı tam da burada düğümleniyor: Kimin egemenliği, hangi kurum adına, hangi güç dengesiyle? Çünkü Lübnan’da devlet kelimesi uzun süredir yalnızca anayasal kurumları değil, mezhepsel dengeyi, dış nüfuz alanlarını, silahlı yapıları ve bölgesel ittifakları da birlikte çağrıştırıyor. Bu nedenle Aoun’un devlet merkezli dili ile Hizbullah’ın “direniş” merkezli dili arasında sadece söylem farkı yok; iki ayrı ülke tasavvuru var.
Kimse “Kavga” Demiyor, Ama Herkes O Dille KonuşuyorSonuçta bugün Beyrut’ta yaşanan tablo şu: Hizbullah, “resmî çatışma kararı yok” diyor; ama partiye yakın medya, cumhurbaşkanlığının çizgisine karşı giderek daha sert ve daha kuşatıcı bir dil kuruyor. Cumhurbaşkanlığı, eleştirileri dikkate almadan müzakere hattında ilerliyor. Emel, aynı kampın içinden ama daha kurumsal ve daha frenleyici bir tonda konuşuyor. Lübnan medyası ise bu krizi, ülkenin geleceğine dair üç farklı hikâye üzerinden anlatıyor: devletin geri dönüşü, direnişin kuşatılması ya da ikisi arasında patlamamaya çalışan kırılgan bir denge.
Bütün bunlar, Lübnan’da asıl kavganın henüz başlamadığını ama dilinin çoktan kurulduğunu gösteriyor. Görünürde herkes tansiyonu düşürmekten söz ediyor. Fakat kullanılan kavramlara, çizilen saflara ve yapılan vurgulara bakıldığında, kimsenin tam olarak aynı Lübnan’dan söz etmediği anlaşılıyor. İroni de tam burada başlıyor: Devlet “sükûnet” diyor, siyaset “müzakere” diyor, müttefikler “kurumlara saygı” diyor; ama herkes cümlelerini sanki bir sonraki büyük iç hesaplaşmanın provasını yapar gibi kuruyor. Lübnan’da bugün kimse açıkça kavga istemediğini söylüyor; fakat neredeyse herkes kavganın eşiğinde duruyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:41
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 20 Nisan 2026 10:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















