Denizler, siyâset ve Akdeniz(1) Süleyman Seyfi Öğün
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Coğrafî şartlar ise siyâset arasındaki münâsebet
fikir târihinin alâka duyduğu bir mevzu olarak dikkat çeker. Bu bağları birinci derecede kuran ve nazarîleştiren düşünür ,hiç şüphesiz İbn-i Hâldun’dur. Kendisinden sonra Montesquieu ve diğerleri aynı yolu tâkip etmiş ve ortaya çok dikkat çekici iddialar koymuşlardır. İndirgemeciliğe kaçmaksızın bu tarz bir nazârla bakıldığında siyâseti de bir bağlama oturtmak mümkün olabilmektedir.
Kadim dünyâda belirleyici maddî tabanın,
su ile toprağın buluşturulması
olduğunu biliyoruz. Bu elbette ,evvelemirde zıraat için hayâtî bir rol oynamaktadır.
Ama burada esas olan bereket saçan tatlı - akar sulardır. Tatlı-akar suların kontrol edilmesi siyâsetin esas belirleyicisi olmaktadır. Tuzlu sular, yâni denizler ise daha çok taşımacılıkta, zırâi ve zanaatkâr üretimin mahsulâtını bir yerden başka bir yere ulaştırmak için ehemmiyet kazanmıştır.
O hâlde kadim dünyâda birinci derecede hayâtî olanın tatlı-akar sular, ,ikinci derecede ise tuzlu sular olduğuna hükmedebiliriz. Nitekim siyâseten maksi sistemlerin , başta Roma olmak üzere daha çok karasal bir yapılanma olması da bu yüzdendir. Mini sistemler ise ,meselâ Fenikelilerde ve antik Greklerde olduğu üzere siyâseten zayıf, istikrarsız , ticâreten ise kuvvetli nitelikleriyle dikkat çekerler. Bu da onların âdeta bir saman alevi gibi parlayıp sönmelerine yol açmıştır. Zamân içinde maksi bir sisteme-imperium-duyulan ihtiyaçlar galebe çalmıştır. Roma ile Grek medeniyetinin farkı burada ortaya çıkar. İmperiumun kırılganlığından müstakilen ve bir miktar bahsetmek yerinde olacaktır. Fetihlerin paradoksu, yâni bir yerden sonra büyümenin çevre şartları tarafından sınırlandırılması, getiri-götürü dengesi ve ticâreti ve üretim tarzını siyâseten sıkı bir kontrole tâbi tutmasının getirdiği bir kırılganlıktır.
Kadim dünyâda kara ordularının, deniz ordularına göre tâli bir rolü vardır. Fetihler daha çok kara ordularıyla yapılır. Donanmalar ise daha çok hâkimiyet sâhasında ticâretin akmasını sağlamak için koruyucu bir işlev görürler. Osmanlı ve Roma donanmaları askerî kapasitelerinde tâli bir rol oynamıştır.
Modern dünyâ bu münâsebetleri ters yüz etmiştir. Zıraatin ileri teknolojiler vasıtasıyla kapitalistleştirilmesi verimliliği arttırmış, müstemlekelerdeki üretimin değer artışı kazanmasına sebebiyet vermiştir. Müstemlekeciliği fetihçiliğin bir türevi olarak düşünebiliriz. Ama aradaki nitelik farkını ihmâl etmeden. Diğer bir farklılık ise tuzlu suların ehemmiyetinin artmasıdır.
Kadim dünyânın veri yapılarını ve teşkilâtlarını derinlemesine dönüştüren Atlantik Devrimi olarak bildiğimiz süreçler esâs olarak bir deniz aşırılık üzerinden tuzlu su devrimidir. Unutmamak icap eder ki, küresellik nevzuhûr bir hâdise değil, bizzat kapitalizme içkin bir niteliktir.
Ticârî ve sınâî kapitalizmin ordu yapılanmasında donanmaların daha baskın hâle gelmesini bu çerçeveye oturtmak gerekiyor. Herşey hammadde kaynaklarının ve dünyâ pazarlarının ele geçirilmesine dayanmaktadır.
Sanâyi kapitalizmi ile berâber işin veçhesi bir kere daha ve tamâmen değişti. Artık sermâye birikimin tamamlamış olan devletler müstemlekelerde yaptıkları üretimi kendileri yapmaya başladılar. Müstemlekelerdeki kaynaklar artık onlar için kendi kıt’alarında pazarlayacakları ürünler olmanın haricinde sanâyileri için hammadde değeri kazanan varlıklar hâline geldi. Artık onlar üretecek, başka dünyâlar ise tüketecekti. Sermâyenin genişlemesi olarak bilinen süreç esâsen buradan beslenir. Artık yeni bir evreye geçilmiş, ticârî trafik başka bir şekilde işlemeye başlamıştır.
Müstemlekecilik ile emperyalizm farkı
burada zuhûr eder. Bu aynı zamanda ticârî/zırâî kapitalizm ile sınâî, kapitalizm farkıdır.
Tuzlu suların ehemmiyeti moddern dünyâda zirve yapmıştır. Denizleri kontrol eden Birleşik Krallık ve Hollanda gibi devletlerin küresel hegemonyasının anahtarı da buradadır. Meselâ Napolyonik Fransa,Birleşik Krallık ile olan rekâbetini karasal askerî gücünü zirvesine ulaştırsa da kaybetmiştir. (Trafalgar Savaşı). Almanya da benzer bir âkıbete mâruz kalmıştır. II.Sanâyî Devrimi’nde Birleşik Krallığı sollamasına rağmen kıt’asal bir mahkûmiyet içinde sıkıştığı için bu avantajını kullanamamıştır. Alman modernleşmesi toprak soylusu müteşebbislerin hâkimihyetindde karasal bir sermâye birikim olarak tecessüm etmiştir. Birleşik Krallık, ağır bir bedel ödeyerek de olsa bu iki rakibini bükmeye muvaffak olmuştur. Hitler-Stalin yakınlığını bozmak ve Rusya’yı safına çekmek diplomasilerinin ve istihbâratlarının en büyük muvaffakiyetiydi. Ama neticede ağır bir bedel ödediler. O kadar ki, II.Umûmî Harp bittiğinde Birleşik Krallık ağır yaralıydı. , Rusya ve Almanya belâsını bir daha tek başına karşılamayacağını hesap ederek , gönülsüz bir şekilde de olsa ABD hegemonyasını kabûl etti.
Nazardan sıklıkla kaçar ama Birleşik Krallığın esas sıkıntısı, Asya içlerinde yayılan ve onun hâimiyet sâhalarını doğrudan tehdit eden Rus İmparatorluğuydu. Büyük Oyun burada kuruldu. Evet,Birleşik Krallığı en fazla zora sokan, Asya içlerinde kıt’asal yayılmacılığı ile doğrudan Kralliğın kalpgâhına saldıran Rusya idi. Ama bunun ikinci bir ayağı daha vardı. O a Rusya’nın Osmanlı mülkü üzerinden Akdeniz’e sarkması. Birleşik Krallığın Akdeniz siyâsetini Rusya ve ikinci derecede Fransa’yı Akdeniz’den uzak tutmak belirlemiştir. Bu tehlikeler bir miktâr dönüşerek de olsa elyevm devâm ediyor. Birleşik Krallığın Rusya’ya karşı yürüttüğü husûmetin köklerini burada aramak gerekiyor. Birleşik Krallığın kırmızı çizgisi, Almanya-Rusya yakınlaşmasını kategorik olarak reddetmektir. İkinci derecede Rusya-Hindistan ve Rusya-Çin bağlarını sabote etmek gelir. İlkini becerdiler. Şimdi sıra ikincisinde. Tabiatıyla mücâdele Akdeniz,Kafkasya, Hazar ve Türkistan coğrafyalarına kayıyor.
Her şey denizlerdeki hâkimiyetin devâm ettirilmesi için yapılıyor. Atlantik hâlâ bu ikilinin kontrolü altında. Ne Rusya ne de Çin bu hâkimiyeti kırabilecek kapasitede. Mücâdelenin kızıştığı havzalar çok farklı. İlk çatışma alanın Baltık Denizi olduğunu görüyoruz. Birleşik Krallık ile Rusya burada ölümcül bir kavgaya girdi. Başlangıçta ABD-Birleşik Krallık-AB ittifâkı burada berâber çalıştı. Elyevm, ABD bu üçlüden görece çekilmiş vâziyette. Ağırlığını Akdeniz, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ne veriyor.
İnşaallah devam edeceğiz…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:77
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 25 Haziran 2026 04:09 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















