Cemevi ibadethane mi? “Kültürel tesis” mi?
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
22 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile cemevlerini imar planlarında “kültürel tesis” olarak sınıflandırdı. Düzenleme, Anayasa'nın 90. maddesi, AİHM kararları ve toplumsal beklentiler çerçevesinde inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleri açısından önemli sıkıntılar doğuracağı endişesi taşımaktadır.
Türkiye’de Alevi toplumunun temel taleplerinin başında gelen “cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması” sorunu, on yıllardır süregelen bir hukuk ve demokrasi mücadelesidir. Bu süreçte en kritik dönemeçlerden biri, 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Prof. Dr. İzzettin Doğan ve 300 civarında Alevi yurttaş tarafından yapılan başvuru sonucunda verdiği karardır.
AİHM, cemevlerinin ibadethane olduğunu ve Aleviliğin kendine özgü inanç pratikleri ile ayrı bir inanç sistemi olarak devlet tarafından tanınması gerektiğini hüküm altına almıştı. Bu karar doğrultusunda Sayın Prof. İzzettin Doğan’nın başvurusu sonucu Danıştay da cemevlerinin ibadethane olduğunu tescil etmiş, böylelikle hukuki zemin uluslararası ve ulusal üst yargı organlarınca netleştirilmişti. Ancak 2026 yılına gelindiğinde Çevre, Şehircilik ve İlim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni yönetmelik, bu birikimi görmezden gelerek konuyu yeniden teknik ve “kültürel” alana hapsetmeye yönelik kötü niyetli bir girişimdir.
Siyasal iktidarın imzaladığı bu yönetmelik Anayasa’mızın 90. maddesinin açık bir ihlalidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası (2004 değişikliği), temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla ulusal kanunların farklı hükümler içermesi durumunda, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağını açıkça belirtir.
AİHM kararları, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında bağlayıcıdır. Danıştay ve AİHM tarafından “ibadethane” olarak tanımlanan bir yapının, bir yönetmelik değişikliği ile “kültürel tesis” olarak kodlanması ile Anayasa'nın 90. maddesi resmen ihlal edilmiştir.
İdari bir yönetmelik, ne Anayasa’nın amir hükümlerine ne de Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olabilir. Cemevlerinin “kültürel tesis” sayılması, inanç özgürlüğünü ikincilleştiren bir idari işlem niteliğindedir.
2022 düzenlemesinden, 2026 yönetmeliği sürecine baktığımızda tam bir tezatlık olduğu görülmektedir.
2022 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen Ek Madde 10’da, cemevlerine yönelik imar planlarında yer ayrılmasını yasal bir zorunluluk haline getirmişti. Bu adımda, her ne kadar “ibadethane” ifadesi doğrudan kullanılmasa da, cemevlerinin kamusal alandaki meşruiyetini artırması bakımından önemli görülmüştü.
Ancak 22 Ocak 2026 tarihli “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği”, bu süreci ileriye taşımak yerine geriye sarmıştır. Oysa 2018 yılındaki "İmar Barışı” sürecinde birçok cemevi, yapı kayıt belgelerine “ibadethane” olarak işlenmişti.
Yeni yönetmelik, daha önce fiilen veya bazı belgelerle tescil edilen ibadethane statüsünü “kültürel tesis” torba tanımına indirgeyerek kazanılmış hakları tehdit etmektedir. Bu, sadece teknik bir düzenleme değil, Alevi inancının mekansal kimliğine yönelik bir saldırıdır.
***
Yönetmeliğin hazırlanma sürecinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın görüşlerinin esas alınmış olması, başka bir garabete neden olup tartışmanın en can alıcı noktalarından birini oluşturmaktadır.
Alevi tolumu tarafından bir asimilasyon merkezi olarak kabul edilen, siyasi iktidarın Alevileri bölmek üzere tasarladığı paravan kuruluşu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bu yönetmeliğin hazırlanmasında ötekileştirici ve incitici bir rol üstlenmiştir.
Alevi toplumu ile istişare edilmeden, “rızalık” alınmadan atılan bu adım, ilgili başkanlığın kuruluş amacının bir kez daha sorgulanmasına neden olmaktadır. Cemevlerinin bir inanç merkezi olmaktan çıkarılıp “kültürel” bir öğeye indirgenmesi, inancın teolojik özünü zedeleyen bir risk taşımaktadır. Kurumun bu tanıma onay vermesi, Alevi toplumunda “asimilasyon ve inancın folklorikleştirilmesi” endişelerini haklı çıkarmaktadır. Bu bürokratik karar, devletin en üst kademelerinde dile getirilen “toplumsal barış” vaatleriyle taban tabana zıt bir tablo görünümündedir.
Siyasal iktidar artık bir karar aşamasında olduğu halde cemevlerini ibadethane değil, kültürel bir olgu olduğunu yönetmeliklerle tanımlamayı tercih etmesi beraberinde toplumsal tepkilerin avazını duyar olduk:
Aleviler vardır, Alevilik haktır, ibadethanemiz Cemevi’dir!
Cemevleri, tıpkı İslamiyet’in ilk dönemindeki mescitler gibi, sadece birer bina değil; toplumsal adaletin sağlandığı, eğitimin verildiği ve en önemlisi inancın rituellerinin (Cem ibadeti) gerçekleştirildiği çok fonksiyonlu kutsal mekanlardır.
Camiler, Kiliseler ve Havralar “ibadethane” statüsüyle tüm haklardan (elektrik, su, vergi muafiyeti, imar kolaylıkları vb.) yararlanırken, bu yönetmelikle siyasal iktidar tarafından Cemevleri’nin “kültürel tesis” kategorisine sokulması, Alevileri “ikinci sınıf yurttaş” statüsünde görüldüğünü belgeledi.
Bir inancın nerede ve nasıl ibadet edeceğine devletin bürokratik kurumları değil, o inancın sahipleri karar verir. Cemevini kültürel bir tesis olarak tanımlamak, Alevi erkanına, Hakk Muhammet Ali Yolu’na ve onun insan odaklı öğretisine yönelik bir saygısızlık olarak kabul edilmektedir.
22 Ocak 2026 tarihli yönetmelik değişikliği, Alevi toplumunun iradesini ve hukuki kazanımları yok sayan bir adım olarak tarihe geçmiştir. Çözüm, kelime oyunları veya teknik tanımlamalarla değil, o inanç sahiplerinin rızalığı alınarak adaletli, vicdani ve anayasal bir tanıma dayanmaktadır.
Temel Talepler ve Öneriler:
Söz konusu yönetmelikte cemevleri derhal “İbadet Alanı” olarak yeniden tanımlanmalıdır.
Cemevlerinin statüsü yönetmeliklerin inisiyatifinden çıkarılmalı ve Anayasa ve Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde “ibadethane” olarak resmen tescil edilmelidir.
Devlet, tüm inanç gruplarına karşı eşit mesafede durmalı ve “eşit yurttaşlık” ilkesini resmi olarak uygulamaya geçirmelidir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu hatadan dönmeli, toplumsal barışı zedeleyen bu düzenlemeyi derhal revize etmelidir.
Cemevi kültürel bir miras değil, yaşayan ve nefes alan ibadethanelerdir. Bu gerçeğin hukuken kabulü, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları karnesi için bir tercih değil, artık bir zorunluluktur.
Cemevlerinin hukuki statüsü sorunu, 2026 yönetmeliği ile yeni bir boyutta krize neden oldu.
Türkiye’de laiklik mekanizması, devletin inançlar karşısında tarafsızlığını ve tüm inanç topluluklarının kendi pratiklerini özgürce icra etmesini gerektirir. Ancak Cemevleri’nin statüsü tartışması, siyasal iktidarın “tanımlayıcı” bir rol üstlenmesiyle tıkanmaktadır.
Sosyolojik olarak bir mekanın ibadethane olması, orayı kullanan topluluğun atfettiği kutsallıkla ilgilidir. Siyasal iktidarın bir toplumsal yapının “kültürel” mi yoksa “inançsal” mı olduğuna karar vermesi, din ve vicdan özgürlüğüne doğrudan bir darbedir. 2026 yönetmeliği, siyasal iktidarın bu sınırı aşarak bir inanç merkezini “kültürel tesis” olarak etiketlemesiyle sonuçlandı.
Uluslararası hukuk ve AİHM süreci Alevilerin lehine kararlarla sonuçlandı.
AİHM’nin 2016 yılında sonuçlandırdığı İzzettin Doğan ve Diğerleri v. Türkiye Davası, bu tartışmanın hukuki miladıdır. Mahkeme, Türkiye’nin Alevilere yönelik ayrımcılık yaptığına ve din özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmişti.
AİHS Madde 9 ve 14: Mahkeme, cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesinin, AİHS'in 9. maddesindeki (Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) ve 14. maddesindeki (Ayrımcılık yasağı) hakları ihlal ettiğini tescillemiştir.
Anayasa Madde 90: Türk hukuk sisteminde uluslararası sözleşmeler kanunların üzerindedir. Dolayısıyla, bir yönetmeliğin AİHM tarafından tescil edilmiş bir hakkı (ibadethane statüsü) daraltarak “kültürel tesis” yapması, normlar hiyerarşisine aykırıdır.
3194 Sayılı İmar Kanunu ve yeni yönetmelikteki "Kültürel Tesis" çelişkilidir. Siyasal iktidar bu çelişkiyi görmezden gelerek 20-25 milyon nüfuslu bir inanç toplumunu karşısına almayı yeğledi.
2022 yılında yapılan yasal düzenleme (7421 sayılı kanun), cemevlerini imar planlarına dahil ederek olumlu bir adım gibi görünse de, “ibadethane” kelimesinden kaçınılması bir “gri alan” oluşturmuştu.
22 Ocak 2026 tarihli yönetmelik, bu gri alanı Aleviler aleyhine siyaha dönüştürerek doldurmuştur. Cemevlerinin “Kültürel Tesis Alanı” olarak kodlanması, bu mekanların cami, kilise veya havra ile aynı hukuki kategoride (İbadet Alanı) yer almasını engellemektedir. Ayrıca kültürel tesis statüsü; emlak vergisi muafiyeti, enerji giderlerinin genel bütçeden karşılanması ve personel rejimi gibi konularda da cemevlerini dezavantajlı hale getirmektedir.
***
Cemevlerini “kültür merkezi” olarak tanımlamak, Alevi inancını bir “inanç” olmaktan çıkarıp bir “folklorik öge” düzeyine indirgemektir. Alevi toplumu bu hamleyi, inancın özünü boşaltmaya yönelik bir asimilasyon politikası olarak değerlendirmektedir. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumun rızasını almadan yönetmeliğe öneride bulunarak onay vermesi, kurumun “hizmet” mi yoksa “denetim ve asimilasyon” odaklı mı olduğu sorusunu akla getirmektedir.
Türkiye’nin iç barışı, tüm inanç ve kültürlerin kendilerini öz kimlikleriyle ifade edebilmelerine bağlıdır. Siyasal iktidarın “Alevi Açılımı” söylemleri ile bürokrasinin “kültürel tesis” kararı arasındaki tezat, samimiyetsizliğe yol açmaktadır. Bir vatandaşın vergi verip, kendi inanç merkezinin devlet tarafından “kültürel tesis” (yani bir nevi cafe, müze veya kütüphane benzeri ticari kuruluş) olarak görülmesi, yurttaşlık bağına zarar veren bir durumdur.
***
Sonuç olarak, 22 Ocak 2026 tarihli yönetmelik değişikliği, hem hukuki hem de vicdani açıdan sürdürülebilir değildir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Kültürel Tesis” ibaresini “İbadet Alanı (Cemevi)” olarak ivedilikle revize etmelidir. Bu sorun yönetmeliklerle değil, doğrudan İmar Kanunu ve ilgili mevzuatta “ibadethane” maddesinde gösterilerek çözülmelidir.
Eğer adil ve hakkaniyetli bir düzenlemeye ihtiyaç duyuluyorsa bu kapalı kapılar ardında değil, Alevi toplumunun kurumları olan Anadolu Alevi Ocakları temsilcisi Dedeler ile Alevi Demokratik Kitle Örgütleri ve akademik çevrelerin katılımıyla, “rızalık” esasına göre yapılmalıdır.
Siyasal iktidar kritik bir eşiktedir. Eğer Alevi toplumunun sorunlarını çözmek istiyorsa önünde iki seçenek var:
Ya Alevi toplumunun rızalığını alarak, adaletli bir kararla Aleviliği yasal zeminde kabul edecek; ya da “Aleviliği reddediyoruz ve Alevileri bir inanç toplumu olarak tanımıyoruz, dolayısıyla ister kabul edin ister etmeyin bu yönetmelik size bir lütuftur, cemevleri oyun oynanan yerlerdir ve bu da kültür dairesinde ancak yer bulur” diyecek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:29
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 25 Ocak 2026 05:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















