Büyük fatura ve Türkiye için yaklaşan fırsat Yahya Bostan
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
ABD Başkanı Trump’ın, 2020’de seçimi kaybetmesinin en önemli sebebi Covid19 basiretsizliğiydi. Salgını küçümsemiş, “Grip gibi geçer” demiş, ulusal acil durum ilanını geciktirmişti. Sonunda 1,1 milyon Amerikalı hayatını kaybetti.
Trump, İran’daki basiretsiz tutumu nedeniyle Kasım’daki ara seçimde de benzer bir tablo ile karşılaşabilir. İran’a atılan füzeler bir yönüyle sıradan Amerikalının cebini de vuruyor. Savaş başladığından bu yana ABD’de benzin fiyatı yüzde 20 arttı. Trump piyasaları sakinleştirmek için “Savaş her an bitebilir, vuracağımız hedef kalmadı” dedi (Hürmüz alev topu gibi ama “Hürmüz boğazında her şey harika gidiyor” demekten de geri durmadı.) Stratejik rezervlerin piyasaya sürüleceği açıklandı. ABD, İsrail’i “rafinerileri vurma” diye uyardı. Ancak fiyatlar dengelenmiyor. Bu, sokaktaki Amerikalının alışık olduğu bir tablo değil. Amerikalıların galon başına ödedeği her fatura Kasım’da Trump’a rücu edilebilir. MAGA tabanının yaşadığı “ideolojik” hayal kırıklığına değinmiyorum bile.
SEBEP, HEDEF, TAKVİM BELİRSİZ
Brifinglere katılan senatörlere bakarsak en büyük sorun sebepte, hedefte, takvimdeki büyük belirsizlik. Hedef ne? İran askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması mı, rejim değişikliği mi, İran’ın parçalanması mı, belirsiz. Takvim sisli (Kimi Trump’ın erken çıkış rampası aradığını, kimi savaşın uzayacağını söylüyor. ABD savaştan çekilse bile İsrail’in tek taraflı saldırılarını sürdüreceği değerlendirmesi de var.) Plan ve öngörüler zayıf. Tasarım şuydu: Hamaney ve üst düzey isimleri öldür, rejim karşıtlarını sokağa dök, silahlandırılan ayrılıkçı grupları harekete geçir, rejimi devir. Hamaney ve üst düzey isimler öldü ama rejim karşıtları sokağa çıkmadı. Ayrılıkçı Kürt gruplar Türkiye’nin telkinleri, Barzani ve Talabani’nin doğru tutumu, Devrim Muhafızlarının sert karşılığı nedeniyle -henüz- harekete geçemedi. Zaten potansiyelleri yok. Şu ana kadar İran tarafına geçen kişi sayısı birkaç yüze ulaşmadı. Geldiğimiz noktada İsrail Dışişleri Bakanı Sa›ar diyor ki… “İsrail İran’ın yönetim sistemini yıkamaz. Rejimi ancak İran halkı devirebilir.”
Benzer bir tabloyu Lübnan’da da görebiliriz. Lübnan’dan İsrail’e dönük saldırılar, Hizbullah’ın kapasitesini belli ölçüde koruduğunu gösteriyor. İsrail, İran krizini fırsata çevirerek Lübnan’daki Litani Nehri’nin güneyini işgal etmek, orada “Golan modeli” uygulamak istiyorlar. Ancak İsrail askeri gücünün zayıf olduğu açık.
Konuşmak için henüz erken ama… Genel anlamda anlık tablo şudur: ABD’nin çıkış rampası aradığı, İsrail’in İran’da hedef küçültmek zorunda kalacağı bir düzleme giriyoruz.
BU TÜRBÜLANSI DA ATLATIRIZ
Savaş başladığında Türkiye için çok endişelenmiştim. Ekonomi dış etkiye açık (artan petrol fiyatlarından kaçamayız), bölgede istikrarsızlık yeni bir göç dalgası demek… İran’ın bölünme ihtimali Terörsüz Türkiye sürecini -ve daha pek çok şeyi- tehlikeye atabilir. Dahası… Yanıbaşımızda ikinci bir İsrail’le karşılaşabiliriz. Bu Tel Aviv’in bölgesel hegemonya kurma hırsını zirveye taşır. Bunların hepsi risktir. Ama gelinen noktada tablonun ters yüz olmaya başladığını görüyoruz. Bugün itibarıyla tablo aşağı yukarı şöyledir (Elbette yarın bambaşka şeyler olabilir ancak ben eğilimi vurgulamak istiyorum):
Bir. Bölgedeki Kürt aktörler İran’ın toprak bütünlüğü konusunda Ankara ile aynı fikirde. Terörsüz Türkiye süreci, Suriye türbülansının üstesinden bir şekilde gelmiş ve yola devam etmişti. İran türbülansı da atlatılırsa süreç çok önemli iki krizle sınanmış ve sınavı başarıyla geçmiş olacak.
İki. SDG’nin tasfiyesi sürecinde Barzani yönetiminin nahoş tutumu nedeniyle arkaplanda ilişkiler gerilmişti. Bafel Talabani ile (PKK’ya desteği nedeniyle) yıldız hiç barışmadı. Ama bu kriz, bu iki aktörü Ankara ile yakınlaştırmıştır. Ankara’da Irak’taki Kürtlerin İran saldırılarından korunması, İsrail çizgisinden uzak durması yönünde duyarlılık oluştu. Daha önce Talabani’yi kastederek “O aktörle konuşmanın zamanı gelmedi mi?” (16 Şubat) diye sormuştum. Yeni bir sayfa açılabilir. İzlemeli.
NATO ÜYESİ OLMAK İSTEYECEKLER
Üç. Rum Kesimi, İsrail’le ittifak kurmanın bedelini ödüyor. Yunanistan krizi fırsata çevirerek Rum Kesimi’ne uçak, silah sevkediyor. Avrupa ülkeleri (Başta Fransa) Rusya’ya karşı Ukrayna’da eli kolu bağlı olduğu için Kıbrıs’ta gövde gösterisi yapmaya çalışıyor. Rum Kesimi AB üyesi, “Güvenliği bizden sorulur” diyorlar. Ankara’da bu askeri yığınağın geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu ölçülüyor. Yine de bir reaksiyon gösterildi, F-16’lar Kıbrıs’a konuşlandı. Ancak bu konuda önemli bir detay var: Avrupa’nın genel bir savunma startejisi yok. Fransa öne çıkmaya çalışıyor ama tek başına yetersiz. Avrupa’nın güvenliğiyle ilgilenecek hazır bir yapı var: NATO. Rum Kesimi NATO şemsiyesinin dışında. Üye olmak isteyecekler (başlangıç tartışmalarını uluslararası basında görüyorum). Bunun için gelecekleri yer Türkiye’nin kapısıdır. İlginç olacak.
Dört. Körfez ülkeleri sadece İran’a değil ABD’ye de burnundan soluyor. Sebebi olmadıkları bir savaşın sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Türkiye, Mısır, S. Arabistan, Katar ve Pakistan “bölgesel koordinasyonunun” artarak süreceği öngörülebilir.
Beş. Bugün tabloya baktığımızda gördüğümüz şudur: İsrail, yutabileceğinden büyük bir lokmayı çiğnemeye kalktı. Başarılı olursa bambaşka şeyler konuşuruz. Ancak şu an işler istediği gibi gitmiyor. ABD-İsrail’in İran’da limitlerine ulaştığı izlenimi güçleniyor. Türkiye, Suriye’de işler sarpa sardığında yaptığı manevrayla savaşın neticesini lehine çevirmeyi bilmişti. Aynı şey neden İran’da da olmasın?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:77
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 13 Mart 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















