Bir ülke yeniden kurulurken: Mimarın objektifinden memleket Samed Karagöz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
Bazı sergiler vardır, size sadece bir ismi hatırlatmakla kalmaz; o ismin merceğinden koskoca bir döneme bakışınızı kökten değiştirir. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde açılan ve 4 Ekim tarihine kadar devam edecek “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi: Arif Hikmet Koyunoğlu 1893-1982” tam da böyle bir sergi. Çoğumuz onu Ankara Etnografya Müzesi ya da Türk Ocağı Binası’nın mimarı olarak biliyoruz belki ama bu sergi, bizi çok daha derin bir yolculuğa çıkarıyor. İmparatorluğun son yıllarına, işgal altındaki İstanbul’a ve Cumhuriyet’in kuruluş sancılarına doğrudan onun objektifinden bakıyoruz.
Arif Hikmet Koyunoğlu’nu bugünün o dar, sınırları keskin çizilmiş uzmanlık kalıplarına sığdırmak imkânsız. Karşımızda mimar, asker, seyyah, fotoğrafçı, gazeteci, galerici ve hatta sporcu var... 89 yıllık ömrüne tam 31 farklı mesleği sığdırmış. Ancak on yaşında eline aldığı o ilk fotoğraf makinesini ömrünün sonuna kadar hiç bırakmamış. Fotoğraf onun için hafta sonları vakit geçirdiği basit bir hobi değil; dünyayı okuma, anlama ve kayda geçirme biçimi olmuş.
İşte serginin en can alıcı noktası da tam olarak burada yatıyor. Koyunoğlu’nun o görkemli mimari kariyerinin yanına fotoğrafçılığını iliştirilmiş bir “dipnot” gibi sunmak yerine, onu başlı başına bir düşünme ve görsel hikâye anlatıcılığı alanı olarak merkeze alıyor. Cam negatifler, asetatlar ve orijinal baskıların bir araya geldiği bu beş bölümlük anlatıda 86 fotoğrafa, ekranlardan akan 140 görsel eşlik ediyor. Erzurum’daki askerlerden sivil portrelere, yitip gitmeye yüz tutmuş Selçuklu ve Osmanlı yapılarından gündelik hayatın sıradan anlarına kadar... Her bir kare, sadece var olanı değil, kaybolmak üzere olanı da telaşla ama ustalıkla kayıt altına alıyor.
Fotoğraflara dikkatlice baktığınızda, o “mimar gözünü” hemen fark ediyorsunuz zaten. Bir yapıyı sadece taştan ibaret bir cephe olarak görmüyor; onu çevresiyle, insanla kurduğu o canlı ilişkiyle, malzemenin dokusuyla ve en ince ayrıntısıyla kadrajına sığdırıyor. Koyunoğlu için fotoğraf çekmek basitçe anı dondurmak değil, adeta o mekanın hafızasını tuğla tuğla inşa etmek. Erken Cumhuriyet’in resmî tarih sayfalarındaki belgelerin çok ötesine geçen bu kareler, bize bir ülkenin hangi enkazlardan, hangi yıkıntılardan ve yüzlerden geçerek küllerinden doğduğunu fısıldıyor.
Hikayenin beni en çok etkileyen duraklarından biri şüphesiz Yeraltı Fotoğrafhanesi. Düşünsenize, işgal altındaki İstanbul’da bir yandan geçimini fotoğrafçılıkla sağlarken, diğer yandan bu dükkanı Millî Mücadele için Anadolu’ya kaçırılacak silahların saklandığı gizli bir karargaha dönüştürüyor. Sonrasında ise cebindeki üç beş kuruşla Ankara’nın yolunu tutup, bugün önünden huşuyla geçtiğimiz o anıtsal başkent yapılarını inşa eden baş mimarlardan biri oluyor. Karanlık oda ile devasa şantiyeler, silah saklanan bir fotoğrafhane ile Cumhuriyet’in görkemli kamusal binaları aynı adamın hayatında omuz omuza duruyor.
Çağımızda insanları tek bir unvana hapsetmeyi, sanatçıları tek bir mecraya, mimarları ise sadece “diktikleri” binalara indirgemeyi çok seviyoruz. Koyunoğlu’nun o dolu dolu hayatı, bu modern kolaycılığımızın yüzüne adeta tokat gibi çarpıyor. Onu böylesine özel kılan şey sadece tasarladığı o ikonik binalar değil; yaşadığı o zorlu çağın tüm sorumluluğunu omuzlaması, gördüğü her detayı tarihe not düşmesi ve şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın sil baştan başlayabilme cesareti. Serginin dünden bugüne fısıldadığı en güçlü cümle belki de şu: Kurucu olmak sadece taştan binalar dikmek değil, geleceğe silinmez bir hafıza bırakmaktır.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, doğrudan aile arşivinden gün yüzüne çıkan bu muazzam malzemeyi kamuyla buluşturarak gerçekten çok kıymetli bir işe imza atmış. Üstelik koleksiyonu dijital erişime açıp sergiyi çevrimiçi üç boyutlu tura dahil etmeleri, bu arşivi sadece Tepebaşı’na yolu düşenlerin ayrıcalığı olmaktan çıkarıp herkesin ulaşabileceği bir belleğe dönüştürüyor. 4 Ekim’e kadar yolunuzu mutlaka buraya düşürmenizi tavsiye ederim. Çünkü o kapıdan içeri girdiğinizde bir mimarın hayat hikayesinden çok daha fazlasını göreceksiniz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:98
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Temmuz 2026 04:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















