Bir Sergen meselesi…
T24 sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Alper Ecevit
Bu satırları yazmak için kış transfer sezonunun kapanması şarttı. Zira sezonun ikinci haftası oynanmadan, Norveçli sabıkının başarısızlığının hemen ardından göreve getirilen Sergen Yalçın’ın son yıllarda istikrarlı bir yönetime kavuşamamış siyah-beyazlı kulübün, teknik direktörde de istikrar yakalayamayan yeni yönetiminin bir vakit geçirme çabası olmadığını anlamamız gerekiyordu. Harcanan para kafalarda Sergen Hoca odaklı bir plan olduğunu gösteriyor.
Karakartal, Sergen hocasından ne bekliyor? Eylül ayında göreve geldiği günden beri, son 5 yılda göreve gelen diğer isimlerden farklı bir performans göstermese de tarihin en büyük transfer harekâtı için neden Sergen hocaya güveniliyor? Her başarısızın hikayesini açıkladığımız gibi bunu da futbol endüstrisi içerisinde duygusallıkla açıklamak mümkün olabilir, hatta biri “rasyonel değil” derse bu analiz bile sayılabilir. Ama Sergen Yalçın’ın Karakartalla olan meselesi belki de akıl dışılık ile değil “akılcılık ötesi” ile açıklanmalı. Bu yazıda Sergen Yalçın’a olan inancın yakın Beşiktaş tarihinde ne anlama geldiğini ve neden bu masalın son bölümü olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bu bölüm mutlu sonla mı biter trajedi ile mi bunu futbolun içinde bulunduğu siyasal ve iktisadi ortamın belirsizliğinde söylemek ise imkansız…Ancak zaman gösterecek.
Basit anlatalım. Beşiktaş’lılar Süleyman Seba’ya sonsuz bir sevgi ve saygı duyarlar. Duyulmayacak gibi de değil. Ama aynı taraftar Seba’nın işe girmesi için referans mektubu yazmayacağı Sergen’i de bağrına basar. Beşiktaş’lı sözünden döneni sevmez, ama neredeyse her hafta yorumcuyken söyledikleri ile yaptıkları çelişen Sergen Yalçın’dan umut bekler. Beşiktaş’lı bir maç sonrası “tribünler üzerimizde baskı oluşturuyor, oynayamıyoruz” diyen Çağdaş Atan’ı unutmaz, Fenerbahçe forması giyen kaptanları Tümer Metin ve Cenk Tosun’u defterden siler, ama İstanbulspor forması giyerken kendisine “orta parmak gösteren”, Fenerbahçe’ye transfer olduğunda “ailecek Fenerbahçeli olduğunu söyleyen” Sergen Yalçın’a neredeyse sonsuz kredi açar. Bu beklenmedik tutum Sergen Yalçın’ı bile şaşırtmıştır. İlk kez Beşiktaş’ın teknik direktörlük koltuğuna oturduğunda bunu kendi üslubuyla açıklamış, etrafındakilere işlerinin çok zor olduğunu dile getirdiğini anlatmıştır.
Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’taki futbolculuğu başlayalı neredeyse 35 sene oldu. Onu ilk topla buluştuğunda kimseler görmesin diye kenara çeken modern Beşiktaş futbolunun fikir babası Serpil Hamdi Tüzün bugün artık yaşının getirdikleri ile mücadele ediyor. O gün doğan çocuklar Sergen’e hayranlıkla büyüdü, artık kombineleri veya locaları var. Dolayısıyla Sergen Yalçın’ı tek bir jenerasyonun gözlüğüyle tarif etmek yeterli olmaz. Ama muhakkak ki 35 yıllık hikâyenin toplumsal hafızaya yansımış bazı unsurları onu eşsiz bir yere oturtuyor.
Sergen Yalçın, üretken olduğu bilinen Beşiktaş akademisinin Özkaynak sistemi ile yetişmiş ve yıllarca beklenmiş süperstarıydı. Beşiktaş’ın efsane yıllarını hatırlayanlar kadronun dört başı mamur olduğunu fakat bir türlü kabuğunu kıramayarak Avrupa’da gereken başarıları elde edemediğini hatırlar. Şarkılara konu olmuş Metin-Ali -Feyyaz’ı, muhteşem kaptanı Rıza ve diğer efsaneleriyle Beşiktaş o dönem ligin tozunu atarken, Sergen Yalçın’ın oynayabileceği mevkide de aslında Şifo Mehmet gibi Süper Lig’de 130 gole ulaşmış bir ofansif orta sahaya sahipti. Yine de bir noktada bu takım tıkanıyor, öteye gidemiyordu. Belki suçlu yabancı futbolculardı, hepsi değişti olmadı…Kulübün mali yapısı nedeniyle hiçbir zaman sınırsız bir kaynağı veya onun harcanmasını isteyecek sorumsuz bir taraftar kitlesi yoktu (not: Şimdi durum biraz değişti tabii…). O halde Beşiktaş, kabuğunu Tüzün’ün kuramıyla, disipliniyle oluşturduğu Özkaynak düzeninden gelen bir mucize ile kıracaktı. O mucize sahada göründüğünde herkes “vakit geldi” demişti. İncecik, uzun boylu, karikatürize edilen bir çehreye sahip Sergen sahada iken resital başlıyordu. Öyle ki Beşiktaş futbol takımının abileri bile onu takımın içine benimseyerek alırken Feyyaz, onun kulaklarını antene benzetecek kadar, Metin ise Kösice maçında kırmızı kart gördüğünde sahanın içinde fırçalayacak kadar samimi bir ağabeylik yapmaya başlamıştı. Sergen, herşeyi muhteşem bir şekilde yapan tertemiz bir futbol takımının (Kolej takımının) kıramadığı kabuğu kıracak büyük star olacak, Karakartal dışarı bağımlı olmadan kendi Maradonasını çıkaracak ve yerli Maradona Beşiktaş’ı Napoli gibi zirveye çıkaracaktı. Masal böyle başlamıştı, hatta hemen mutlu bölümlere geçilmiş, genç Sergen şampiyonlukta pay sahibi olurken Alman teknik adam Daum ondaki cevheri kullanmayı başarabilecek kadar dâhi olduğunu kanıtlamıştı. Artık Şampiyonlar Ligi’ne çıkacak Beşiktaş Türkiye’deki başarılarını “duy sesimizi” diyerek koşarak ilerlediğimiz Avrupa’ya taşıyacaktı. Meşhur Rosenborg eşleşmesi bu hikâyeye dur dedi. Metin-Ali-Feyyaz ile olmayan başarı, bu sefer de Sergen ile olmamıştı. Bu yenilir yutulur bir hayal kırıklığı değildi. Ne o sezon ne de ertesi sezon beklenenler olmadı. Sergen Yalçın gol ve asist olarak hep belli bir seviyeye ulaştı, ama ondan beklenen o kadar yüksek bir noktaya konmuştu ki, artık onların olmayacağı anlaşılmıştı. Sergen Bayern Münih’in yeteneğini fark edip, ama araştırıp beğenmeyeceği oyuncu olmayı tercih etmişti, işin garibi bundan da mutluydu. Özkaynak düzeni felsefesinin içine kurgulanan erdemli futbolcu modeli Dünya Kupası elemelerinde Belçika maçında Mustafa Denizli’nin “nerede o vatan haini” diye aradığı oyuncuya dönüşmüştü. Bu masalda hayaller gerçeklere dönüşmüş, Beşiktaşlı’nın bu planı tutmamış, yanından dolaşan Terim’li Galatasaray ilerlerken, Özkaynak düzeninin altın çocuğu Sergen, kulübün tüm güzelliklerini pardösüsünde bile taşıyabilen Rasim Kara’yı dahi hafife alır hale gelmişti. Seba, kulüpteki bu gidişata daha fazla tahammül edemedi ve masal kahramanını parayla takas ederek Cem Uzan’ın İstanbulspor’una gönderdi.
Ne oldu kim haklıydı, önemi artık yok. Ama Beşiktaş’ta Seba anlayışı tasfiye olmadan Sergen artık dönmeyecekti. Yolu kısa sürede fazla futbolcuya nasip olmayacak gariplikte Siirt’ten kiralık olarak Beşiktaş hariç tüm büyük takımlara ulaştı. Dört büyüklerde forma giymiş ilk futbolcu olurken Beşiktaşlıların içi onu her gördüğünde cız etti, hayallerinin neden yarım kaldığını, buna kimlerin sebep olduğunu irdeledi, durdu. Beşiktaşlılar hayal kura dursun, Galatasaray’ın UEFA kupası ile yaptığı gövde gösterisi, siyah beyazlı camiada Sergen karakterinin değil Seba prensiplerinin tasfiye olması gerektiğine inananları kuvvetlendirmişti. Beşiktaşlılar, kendi ürettiği yıldızla rakiplerini geçme planı yaparken, Sergen 2000-2002 yıllarında Galatasaray’ın önemli başarılarına katkıda bulununca çanlar çalmaya başladı. Çağ dışı denilerek, belki de 25 yıl sürecek omurga kırığının ilk çatlağı oluşacak ve Seba efsanesi “Ahmet Dursun, Seba Gitsin” tezahüratları kongrede sitemkâr bir konuşma ile veda edecekti. Bu gelişmenin üzerine 20 yıl Onursal Başkan’a övgüleri ardı ardına dizecek olan 3 başkan (Bilgili, Demirören ve Orman) önce aynı yönetimde, sonrasında ise sırasıyla başkanlık koltuğuna oturarak görev alacaktı. Mübareklerin Seba’yı o kadar beğenirken neden yalnız bıraktığı hiç anlaşılamadı, ama biri kısa vadeli biri de uzun vadeli görevleri vardı: 100.yaşını kutlayacak ilk camiayı şampiyon yapmak ve Beşiktaş’a “çağ atlatarak” ticarileşen ve piyasalaşan futbolda iş adamlarının bakış açısını kulüp yönetimine getireceklerdi.
Kısa vadeli hedefe ulaşmak için “Yeni Beşiktaş”, dönüp dolaşıp özkaynağın son meyvesine sarıldı ve Sergen Yalçın, sezon sonu Ercan Taner’in anlatımıyla “Sergen attı, Şampiyonluk geldi” cümleleriyle takımını yıllar sonra şampiyonluğa taşıdı. Taraftar Seba’ya yaptığından biraz utanmış olsa da kulübü için doğruyu yaptığını, modern başkanlarla ve Sergen hayalinin gerçek olması ile ve en önemlisi haklı çıkmalarıyla vicdanen rahatlamışlardı. Ne yazık ki masal burada mutlu son ile bitmedi…Seba muhaliflerinin uzun dönem hedefi olan, ‘manşetlerin ses getiren takımı’ gayesi ile değişen yönetim anlayışındaki kültürel düşüş ve yozlaşma başlamıştı ve taraftarlar yıllar boyu başkanlarına “Yeter”, “Paralar Nerede” tezahüratları ile hesap sormaya çalışacaktı, ama nafile. Masal kahramanımız ne Del Bosque ile ne Tigana ile bekleneni veremeyecekti. Masal kötü sonla bitmiş gibiydi, ama bu sefer de Beşiktaş’lının elinde kabuk kırabilmek için hiç senaryo kalmamıştı. Sergen’in kahramanlığı akıldışı mıydı? yoksa akılcılık ötesi miydi? Beşiktaşlı bu soruyu 10 yılı aşkın bir süre kendine sordu.
Tam inanmaktan vazgeçmişti ki gerçek üstü bir şey oldu, Sergen Hoca’nın bile inanamadığı şekilde taraftar bu kez teknik direktör koltuğunda onu karşılamış ve eşi benzeri görülmemiş bir törenle onu göreve başlatmıştı. Meyveleri Avrupa’da hiç alınamasa da tüm oyunculara en iyi sezonunu yaşatan muazzam bir oyun anlayışı ile beklenmeyen bir şampiyonluk gelmiş ve Beşiktaş Sergen’le tekrar hayal kurmaya başlamıştı. Fakat Sergen ve Beşiktaş’ın ilişkisi geçmişin etkisiyle şüpheci bir zeminde ilerledi. Sergen hoca ne yaparsa yapsın, antrenmanı at yarışından daha çok sevdiğine kimseyi inandıramadı, kimse ona Van Bronckhorst’a sunulan imkanları sunmadı, o da buna bozuldu ama taraftarlar yönetime baskı yaparak, hayalleri uğruna onu görevde tuttu ve aslında yönetim tarafından yeterince desteklenmeyen hocalarının başarısızlığını da hazırlamış oldu. Bu kez Sergen Hoca ‘yarı yolda kalan’ olmuştu. 2026-27 sezonun başına kadar, başarılı bir iletişim stratejisi ile, başarısız bir Antalyaspor macerasına karşın, Beşiktaş’ın bu berbat halinde yeniden hayal kurduran adam olarak kalmayı başardı. Çok geçmeden, Lozan hezimetini yaşayan Beşiktaş, bu sezon başında Sergen hocaya sarıldı. Bu kez ise durum çok farklı.
Bu gerçekten masalın son bölümü… Bunu artık herkes biliyor. İki taraf için gidilecek yol iyice azaldı. Bu masal ya sıradanlaşacak ve Sergen Yalçın Beşiktaş tarihinin başarıları ve hayal kırıklıklarıyla renkli bir siması olarak kalacak, ya da Özkaynak düzeni meyvesini Tüzün’ün yaşamının son yıllarında hem de hiç beklemediği şekilde bir kulüp efsanesi yaratarak alacak. İlki olursa Sergen meselesi tamamen biteceğe benziyor…İkincisi olursa ise Beşiktaş’lının 50 yıllık planı tutmuş olacak. O zaman da Sergen bir hayal kahramanı değil akıl ile duygunun birleştiği, akılcılığın ötesinde bir yerde gerçek bir futbol efsanesi olacak.
Bu yazı tabii ki hayal kuran bir Beşiktaş’lı tarafından yazıldı ve birçok Beşiktaş’lıyı da tatmin edemeyecek… Çünkü Sergen Yalçın, Beşiktaşlıların tek tek düşündüklerinde inkar ettiği tüm huylarının kendi bünyeleri tarafından kabullenilmiş halini temsil ediyor. Beşiktaş’lı hayaline ulaşacaksa pek tabii ki kendi gücüyle, kendi huylarıyla ulaşacak. Bunu da yapsa yapsa tek bir ismin yapacağına içten içe baya inanıyor: Ali Rıza Sergen Yalçın.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:40
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Şubat 2026 16:32 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















