Bir ilim ve edebiyat cemiyeti nasıl dağıldı? Dursun Gürlek
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Eski dergilerde eskimeyen öyle yazılar var ki, bir vesileyle bunlara rastladığım zaman altın bulmuş sarraf gibi seviniyorum. Altın bile zamanı gelince yahut ihtiyaç duyulunca elden çıkar, lâkin bu türlü ilmi, dini, edebî yazılar hiç değer kaybına uğramaz. Bu günlerde karşıma çıkan önemli bir yazıyı olduğu gibi naklediyorum.
Merhum Tahirü’l-Mevlevî, 29.10.1936 tarihli Bilgi Yurdu dergisinde “İstanbul’un Eski Bilgi Kurumları” başlıklı yazısında -bakınız- bizlere neler anlatıyor:
“İlim ve fen sahiplerinden birkaç arkadaşın Bilgi Yurdu mecmuasını çıkartmaları, bana İstanbul’un eski bilgi derneklerini hatırlattığı için onlara dair biraz mâlûmat vermek istedim.
Yüz seneden fazla bir müddet evvel, Boğaziçi’nin Beşiktaş’tan Ortaköy’e kadar olan kıyısında cesîm ve ahşap yalılar sıralanmıştı. Aralarında bir Hünkâr köşkü ile bir Mevlevî tekkesi de vardı ki, bu köşk ile tekke şimdi harabesi duran Çırağan Sarayı’na kalbolunmuştu.
Bahsettiğim sıra yalılardan biri, önünden geçen yolcuların hürmetini celbeder, sandalda ve kayıkta oturanların biraz toplanmalarına sebep olurdu. Çünkü denize bakan pencerelerinden birinin arkasında takkeli, gözlüklü ve ak sakallı bir zatın yazı yazdığı çok defa görülürdü.
Bu zat, Londra sefirliğinde bulunduktan sonra ‘Şıkk-ı Sâlis Defterdarlığı’ ile taltif edilmiş olan İsmail Ferruh Efendi idi. O sırada Hüseyin Vâiz’in, Alişir Nevâyî nâmına yazdığı ‘Mevâhib-i Aliyye’ isimli Farsça tefsiri Türkçeye tercüme ediyordu.
Efendinin mâlûmatlı ve yaşlı bir adam olduğu bilinmekle beraber şu ihtiyar halinde, Kur’an tefsiri tercümesiyle uğraştığı işitildiği için herkes onu muhterem biri olarak tanıyordu.
Halkın Ferruh Efendi’ye gösterdiği hürmetin bir sebebi daha vardı ki, o da ‘Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi’nin âdeta reisi bulunması idi.
Evet, Beşiktaş’ta ilmi bir cemiyet bulunduğu biliniyor, oraya müracaat edenlerin okutulup öğretildiği duyuluyordu. Cevdet Paşa’nın tarihinde dediği gibi; ‘Heveskâr-ı ulûm ve maarif olanlardan her kim tederrüse tâlip olur ise, onu tâlim etmeyi yahut ettirmeyi müteahhit olan’ bu cemiyetin âzâsı, İsmail Ferruh Efendi ile Şânîzâde Atâullah Efendi ve Melekpaşazâde Abdülkadir Bey’den ibaretti. Kethüdâzâde meşhur Ârif Molla, bu cemiyetin ekseriya Ferruh Efendi yalısındaki toplantılarına devam ettiği gibi, daha sonra Cevdet Paşa’ya Fârisî okutmuş ve Ferruh Efendi dairesinde yetişmiş olan Fehim Efendi de içtimalarda hazır olurdu.
Azadan Şânîzâde fen ilimlerine, İsmail Ferruh Efendi edebiyata dair ders almak isteyenleri okutur, Abdülkadir Bey, ders verecek derecede muktedir olmadığı için mâli yardımlarda bulunurdu.
Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi›nin yetiştirdiği talebeden ancak şair Safvet Efendi’yi biliyoruz. Cevdet Paşa, ‘Asrımızda İstanbul’un en meşhur şairlerinden olan merhum Safvet Efendi, Fârisî okumak üzere cemiyete müracaat eyledikte ânı tâlime Ferruh Efendi tarafından Fehim Efendi memur edilmekle Safvet Efendi dahi bu vasıta ile fıkıh ve tahsil-i edebiyat eylemiştir’ fıkrasında yalnız ondan bahsetmiştir.
Cemiyetin diğer bir eseri de ‘Nevâdirü’l-Âsâr’ ismiyle bastırılmış olan seçme beyitler mecmuasıdır. Bunu da Cevdet tarihinin şu fıkrasından öğreniyoruz:
‘Haftada bir defa, âzâ-yı cemiyet içtimâ ile muhâverât-ı edebiye ve müsabakat-ı şiiriye icrâ olunurmuş. Hatta bir hafta başında mısrâ-ı berceste toplanmak üzere karar verilip herkes bulduğu mısrâ-ı bercesteleri cem ile cemiyete takdim ettikleri ledelmüvâzene:
‘Bugün şâdım ki yâr ağlar benimçün’ mısraı masarir-i sâireye (diğer mısralara) takdim ve tercih olunmuştur.
İşte ol cemiyette böyle vakit vakit kırâat olunan eş’ar, ba’dehû cem olunarak ‘Nevâdirü’l-Âsâr’ tesmiye ve tab’ü temsil olunmuştur.’
Zamanlarına göre değerli adamlardan teşekkül eden cemiyet-i ilmiyenin daha pek çok eserinin kalabilme imkânı vardı. Lâkin garazkârâne bir iftira üzerine âzâlarının sürgüne gönderilmeleri o imkânı, ortadan kaldırdı.
Tarih-i Cevdet’te, husûsiyle üstad İbnülemin Mahmud Kemal Bey tarafından yazılan Son Asır Türk Şairleri ismindeki mühim ve mükemmel eserin Şânîzâde faslında izah edildiği üzere, cemiyet üyelerinden Şânîzâde Atâullah Efendi’nin her şeyde olduğu gibi, hekimlikte de ihtisası vardı. Hatta Sultan İkinci Mahmud’un Hekimbaşısı Mesut Efendi ölünce Şânîzâde›nin Hekimbaşı olması lâzım gelirken mâhut Hâlet Efendi’nin tavsiyesiyle Behçet Efendi o makama getirilmiş, Şânîzâde ise, vak’anüvis tâyin edilmişti.
Behçet Efendi, daha evvel Arapçadan bir tarih tercüme etmiş olduğu için müverrih (tarihçi) geçiniyordu. Hekimliğe ise Şânîzâde kadar vukûfu yoktu. Bu münasebetle yahut bu münasebetsizlik üzerine şair İzzet Molla, ‘Erkân-ı devletin haline bak. Bir müverrih hekimbaşı ve başhekimi vak’anüvis ettiler’ demişti.
Behçet Efendi, mevkiini korumak, yani Şânîzâde›nin bir gün olup da hekimbaşılığa getirilmesine mâni olmak için onun ve üyelerinden bulunduğu Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi›nin aleyhinde bir jurnal verdi. Cemiyet üyelerinin Bektaşî olduklarını, haftada bir gün toplanıp âyin yaptıklarını Sultan Mahmud’a bildirdi. Onun üzerine Şânîzâde›nin Tire’ye, Abdülkadir Bey’in Manisa’ya, Ferruh Efendi’nin de Bursa’ya nefyedilmeleri (sürgüne gönderilmeleri) hakkında irâde çıktı. Şânîzâde ile Abdülkadir Bey derhal menfâlarına (sürgün yerlerine) gönderildiler. Ferruh Efendi ise tefsir tercümesiyle meşgul olduğundan menfâsı Kadıköy’e çevrildi.
İbnülemin Mahmud Kemal, Son Asır Türk Şairleri›nde diyor ki:
‘1241’de, Bektaşîlerin nefyinde (sürgünlerinde) ulemâdan Kürt Abdurrahman Efendi, ‘Kethüdâzâde Bektaşîdir, mezhepsizdir. Şânîzâde›yi nefyettiğimiz gibi bunu da nefyetmeli’ diye bağırması üzerine, bilâhare kazasker olan Çerkeşli Mustafa Râfi Efendi; ‘Adam, utanın. Kethüdâzâde hepinizin hocasıdır. Ben de ondan okudum. Mezhebi, itikadı pâk bir adamdır’ diyerek müşârünileyhi sürgünden kurtarmıştır.’
Halbuki bu zevatın hiçbirisi Bektaşî değildi. Hatta Ferruh Efendi ile Abdülkadir Bey’in, Behçet Efendi ile münasebeti de yoktu. Hekimbaşı Behçet Efendi, kendine rakip gördüğü Şânîzâde›yi göz önünden uzaklaştırmak için kurduğu tuzağa diğerlerini de düşürmüş ve Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi›nin dağılmasına sebep olmuştu.”
Görüyorsunuz işte, eskileri okumak, insana yeni yeni bilgiler kazandırıyor. Sağ olasın Tahir Efendi!..
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:97
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Haziran 2026 04:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















