Bir beyin fırtınası: O aktörle konuşmanın vakti gelmedi mi? Yahya Bostan
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani
, Münih Güvenlik Konferansında
ABD Dışişleri Bakanı Rubio
ile görüştü. Heyetinde,
dağılan SDG’nin üst düzey isimleri Mazlum Abdi
ile İlham Ahmed de yer aldı.
Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack
, masa fotoğrafını “Yeni bir başlangıç” yorumuyla paylaştı.
S. Arabistan Dışişleri Bakanı Farha
n ile görüşmede de aynı Suriye heyeti vardı.
Bu iki görüşmeden paylaşılan fotoğraflar yaşanan dönüşümü göstermesi açısından tarihseldir.
Şeybani, Abdi’yi heyetine alarak büyük bir jest yapmıştır.
Entegrasyon tam olarak sağlanmamış olsa da Şam yönetimi, toprak bütünlüğü ve egemenliği ihlal edilmediği takdirde
Suriye’deki tüm aktörleri masada görmek istediğini
ortaya koymuştur. Nitekim Şeybani de “SDG'ye düşman olarak bakmıyoruz, onlar bizim ortaklarımız" demiştir. Birkaç hafta önce çatışan aktörlerin, masanın aynı tarafında oturabilmesi
Şam’ın gösterdiği olgunluktur.
DEVLET TERBİYESİNDEN YOKSUN BİR DİL
Peki, tüm taraflar aynı olgunluğu gösteriyor mu? Mazlum Abdi, Münih’te “
Kürtlerin kendi bölgelerini yönetmesini istiyoruz
” diyerek temel taleplerinden vaz geçmediğini ortaya koydu. Ancak Suriye’de gidişat bellidir. Abdi, 18 Ocak mutabakatını tam olarak uygulamazsa neyle karşılaşacağını biliyor.
ABD tarafı da artık destek olmayacaklarını kendisine iletti
. Bu yüzden Abdi bahsini geçiyorum. Bir süredir beni rahatsız eden başka bir tavıra odaklanmak istiyorum.
Barzani yönetimine ait Rudaw, yukarıda bahsettiğim iki önemli görüşmeyi tuhaf bir editoryal tercihle duyurdu. Gelişmeyi “
Mazlum Abdi ve ABD Dışişleri Bakanı görüştü
” başlığıyla verdiler. O heyetin başkanı, Suriye Dışişleri Bakanını görmezden gelerek… Aynı yayın organı, Suriye heyetinin Suudi heyetle görüşmesini de “
Abdi Suudi Bakanla görüştü, görüşmede Suriye Dışişleri Bakanı da hazır bulundu
” ifadeleriyle duyurdu. Kimse kusura bakmasın ama… Protokol kurallarını ters yüz eden, devlet terbiyesinden yoksun bu dil,
Suriye’de iyi giden bazı şeyleri bozma, Suriyeliler arasına fitne sokma çabasıdır.
PEKİ, HEDEF SADECE SURİYE Mİ?
Bu soruyu şu yüzden soruyorum: Herkes biliyor ki… Suriye defteri tam olarak kapanmadan Terörsüz Türkiye ve Bölge süreçleri hedefine ulaşamayacak. Tam da bu yüzden… Suriye’de gelişmeler pozitif seyrederken Terörsüz Türkiye dosyası yeniden hız kazanıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan
DEM heyetini kabul etti. Heyet daha sonra İmralı’ya gitti. TBMM raporunu tamamlıyor.
Muhtemelen PKK defteri de -bir yol kazası olmazsa- yaza kadar kapanacak
(İşin Irak ayağında…
Dışişleri Bakanı Fidan’ın
“Sıra Irak’a geldi” vurgusunu Irak’taki İran medyası maniple etmiş, Bağdat Ankara’ya tepki göstermişti. Ancak önceki gün Irak Savunma Bakanı Ankara’ya gelerek Fidan’la görüştü.
Bu -bence- “Ankara’nın kaygılarını nasıl gideririz?” ziyaretidir.
)
Barzani yönetimi, PKK’yı tehdit olarak gördüğü için Irak’tan tasfiyesini destekliyor. Ama Suriye’de tam tersi pozisyon alıyor. Bunun bir çelişki olduğu, Türkiye’ye zarar verdiği eleştirilerine kulak tıkıyor. Dahası… “
Dört parçalı Kürdistan
” söyleminin altını kalın bir şekilde çiziyor.
ABD DESTEĞİ, İMRALI FAKTÖRÜ
Peki, Barzani yönetimini bu pozisyona iten ne? Gördüğümü yazayım: Bir. Geçtiğimiz yıl, Şam’da rejim değiştiğinde,
ABD; (Mesut) Barzani-Abdi diyaloğunu Erbil-Kamışlı arasında mekik dokuyarak sağladı
. Şam’a karşı, Barzani’ye yakın gruplarla YPG’nin eşgüdümü hedefleniyordu. Bu görüşmelerde Barzani’ye başka garantiler verildi mi, bilemem. Ancak, Barzani “
Kürtlerin bölgedeki lideri
” imajı oluşturmaya başladı. İki. Barzani’nin bu yeni pozisyonu, zamanlama açısından,
İmralı’nın Terörsüz Türkiye sürecinde rol oynamaya başladığı döneme
denk gelir. Rekabet kokar. Üç. ABD Irak’tan çekildi. Birliklerinin önemli bir kısmını Körfez’deki üslere taşıdı. Geri kalanı da Erbil’e sevk etti. Barzani, ABD ordusunu arkasında hissediyor. Dört.
2017’deki bağımsızlık referandumuna paralel bir özgüven sözkonusu
. Bu tavrın izlerini Irak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görebiliriz. Barzani ülkede yirmi yıldır uygulanan anlaşmayı ters yüz ediyor. İlk kez bu seçimlerde Irak Cumhurbaşkanlığını da istiyor.
Beş. Talabani yönetimi (Bilhassa Bafel), Türkiye’ye karşı hasmane bir politika izledi. PKK ve İran’la yakın ilişkiler kurdu. Süleymaniye’deki Arbat havalimanını terör üssüne dönüştürdü. Türkiye, bu yüzden Süleymaniye Havalimanı’na uçuş yasağı getirdi. İlişkilerin kötü olduğu bir dönemde, PKK'nın 11 Temmuz'daki silah bırakma/yakma eyleminde
Türkiye ile Talabani’ye bağlı güçler arasında sahada koordinasyon sağlanması
, güven bunalımının onarılmasında önemli bir rol oynadı. Süleymaniye havaalanına uzun süre uygulanan ambargo geçtiğimiz Kasım ayında kalktı. Talabani, yanlış tercihleri nedeniyle uzun bir süre izolasyon altında kalmıştı. Bu da dolaylı olarak Barzani’nin elini güçlendirdi.
Terörsüz Türkiye süreci ilerlerken,
bölgesel ilişkiler de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlanacak.
Barış ve huzur vaad eden bu yeni mimarinin bölgedeki tüm aktörleri kucaklayacağına şüphe yok. Bu kapsamda… Talabani ile de konuşmanın vakti geldi diye düşünüyorum.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:94
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 17 Şubat 2026 04:42 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















