Bazı aydınların ‘ideolojik’ vicdanı Ali Saydam
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Dünya, ABD ve İsrail’in attığı her adımın sarsıntısıyla merhametin sesinin kısıldığı karanlık bir dönemeçte… Küresel güç savaşları, birer varoluş mücadelesine dönüşmüş durumda. Bir yanda Trump’ın “Sıradaki Küba!” diyerek başlattığı o enerji kuşatması, diğer yanda ABD-İsrail ve İran savaşının alevleri, yıkımları, cesetleri… Burnumuzun dibinde, İran’ın Minab kentindeki ilkokulun enkazından yükselen sessizlik… Ve, çoğunluğu çocuk olmak üzere toplam can kaybının 72 binin üzerine çıktığı tahmin edilen GAZZE Ablukası…
Geçenlerde Ankara’da, José Martí Küba Dostluk Derneği’nin düzenlediği etkinlikte, Küba Büyükelçiliği’nden Oscar Redondo Ramos ve Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan birer konuşma yapmışlar. Ramos demiş ki: “Yapay zekâya sorduk, Kübalıyı nasıl tanırsın? Cevabı şöyle oldu: Önüne çıkan güçlükleri aşabilen ve çözüm bulabilen kişi.”
Bakınız, yapay zekâ bile 60 yıldır ABD’ye direnen ruhu Küba kimliği olarak kodlamış. Ancak asıl mesele, bizim yapay değil, doğal zekâlı bazı aydınlarımızın bu markaya nasıl ve ne zaman sahip çıktıkları...
Nahide Özkan Hanım konuşmasında, “Suriye ve İran’da yaşananları televizyonda oyun gibi izliyoruz” diyor ve devam ediyor, “Küba söz konusu olduğunda da ‘Bakalım daha ne kadar dayanacaklar’ şeklinde küçümseyici yabancılaşmayı insani ve siyasî olarak reddetmemiz gerekiyor. Bir Küba dostu olarak Küba’nın başarısının ne kadar büyük olduğunu etrafımıza anlatmalıyız.”
José Martí Küba Dostluk Derneği bizim bazı oyuncu, gazeteci ve sanatçılarımızın yer aldığı “#KübaYalnızDeğildir” etiketiyle bir de video paylaşmış. İzlenme sayısı 80 bine yaklaşmış. “Emekçi halklar dur diyecek” sloganıyla ülkemizde fırtına koparılmaya çalışılıyor.
ABD ablukası nedeniyle Küba’nın ihtiyaç duyduğu petrolün yüzde 65’inin ülkeye girişinin engellenmesi, bunun sonucu okulların uzaktan eğitime geçmesi, hastanelerin sadece öncelikli vakalara bakabilmesi bir ‘insanlık suçu’.
Olanlara sessiz kalmak, elbette vicdanı rafa kaldırmak gibi algılanabilir. Küba, bir devletin sadece doğal kaynaklarıyla değil, karakteriyle ve bağımsızlık aşkıyla nasıl ayakta kalabileceğini tüm dünyaya, en çok da emperyalist odaklara geçmişte olduğu gibi bugün de gösterecektir. Lakin...
Lakin, tutarlılık terazisi fena hâlde sallanıyor.
Küba için örgütlü akıl ve dayanışma çağrısı yapan aydınlarımız, İran’da bombayla parçalanan o 168 kız çocuğu için neden örgütlü bir sessizliğe bürünüyorlar?
İşte bizim ‘tatlı su aydınlarımızın’ seçmeci öfkesi, inandırıcılıklarını bitiriyor. Eğer siz bir zulmü, bizim mahalledeki ve öteki mahalledeki diye ayırırsanız, yapay zekânın bile çözdüğü o insani özü ıskalamış olursunuz.
Küba yalnız kalmamalı, doğru. Ancak, Gazze de, İran da…
Bakalım, bu aydın türü ne zaman zulmün pasaportuna bakmadan haykıracak?
Hasta’haneden şifa’haneye…
Sağlık Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’nun ortaklaşa düzenlediği, bizim de Kurul üyesi olarak hasbelkader katıldığımız “Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu”nun sonuç raporu yayınlandı.
Sempozyumda kadim şifahanelerimizden miras kalan bütüncül sağlık anlayışının, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla modern sağlık politikalarımıza nasıl nakşedileceğine ilişkin görüşler paylaşılmıştı. Akademisyenler, sağlık profesyonelleri, sanatçılar, kültür araştırmacıları ve politika yapıcıların katılımıyla altı oturum düzenlenmiş, etkinlikler sergi alanları ve sanatsal performanslarla desteklenmişti.
F. Nietzsche’ye atfedilen, neredeyse hayatın her alanı için geçerli olacak söz bizce sempozyumun incilerindendi; “Felsefesini bilmediğiniz işin teknisyeni olursunuz!” Bir başka inci de şu tespitti: “Şifa’hane anlayışından hasta’hane anlayışına geçerken kültür ve değerlerimizden de kopuş yaşanmıştır.”
Hekim kelimesinin Hikmet sözcüğünden neşet etmesinin önemine de vurgu yapılan sempozyumda, kültür, sanat ve bilimin satılabilir meta hâline getirilmiş olduğuna, Şifa-Şefaat kelimelerinin Allah’ın adlarından biri olan Şâfi’den geldiğine değinilmişti.
Yayınlanan raporda, öncelikle ‘sağlık’ kavramı sadece laboratuvar sonuçlarına veya röntgen filmlerine hapsedilmemiş; ‘beden-zihin-ruh’ denge üçgeni içinde iyilik hâli olarak masaya yatırılmış. Sonuç: Kültür ve sanat, tıbbın aksesuarı değil, asli tamamlayıcısıdır.
Sanatın rehabilitasyon aracı olarak sağlık politikalarına entegre edilmesi fevkalade vizyoner bir adım. Raporla; somut yol haritasının çizilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinde sanatın kullanımı, sağlık okuryazarlığının kültürel kodlarla zenginleştirilmesi, teknoloji ve topluma yönelik uygulamalar, yarının Sağlıklı Türkiye’si için atılmış çok sağlam temeller.
Tıbbı, sanatın sıcaklığıyla saran, şifayı sadece ilaçta değil; musikide, hat sanatında, doğada ve kültürel bilinçte arayan bu yaklaşımı gönülden alkışlıyoruz. Biliyoruz ki; ruhunu iyileştirmeyen bir toplumun, bedeni de tam manasıyla sıhhat bulamaz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:50
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Mart 2026 04:22 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















