Algoritmalar Cumhuriyeti: Sıra hepimizde! Ersin Çelik
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Şöyle bir anımsayalım: Sosyal medyayı insanların hemen her konuda içerik ürettiği, olan bitenlerden haber aldığı, yeni insanlarla iletişim kurduğu, sosyal çevrelerin oluştuğu “
dijital meydanlar
” olarak kabullenmiştik.
Şimdi öyle mi peki?
“Algoritma tarlasında çocuklar”
yazıma anne-babalardan
yüzlerce mesaj
aldım. Duyarlı öğretmenler ve meseleyi dert edinen psikologlar da yazdılar.
Bir anne, oğlunun sürekli silahlı oyunlar oynadığını ve TikTok’ta şiddet temalı canlandırma içerikler izlediğinden dert yanıyordu.
Başka bir anne, 10 yaşındaki kızının makyaj videoları izlemeye başladıktan sonra kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslamaya başladığını söylüyordu.
Öğretmenler ise neredeyse aynı soruna dikkat çekiyor:
“Öğrenciler bizleri dinlemiyor çünkü dikkat süreleri gözle görülür şekilde düştü.”
İnsanlar çocuklarla dertlenirken aslında kendilerini anlatıyordu. Çünkü hepimiz, yediden yetmişe herkes
aynı algoritmalara maruz kalıyoruz.
O halde soralım:
Sosyal medyada hangi içerikleri izleyeceğimize kimler karar veriyor?
Telefonu açıyoruz. Önümüze düşen videoyu biz seçmiyoruz. Bir sonraki videoyu da… Hatta çoğu zaman kime ve neden öfkeleneceğimizi, neye güleceğimizi, neyi merak edeceğimizi de biz belirlemiyoruz.
Çünkü
“duygu durumlarımızı” algoritmalar belirliyor.
Üstelik bunu rastgele yapmıyorlar.
Dünyanın farklı ülkelerinde açılan davalarda ve hazırlanan bilimsel raporlarda, sosyal medya platformlarının kullanıcıları mümkün olduğunca uzun süre ekran başında tutmak için özel tasarlanmış sistemler kullandığına atıf yapılıyor.
Sonsuz kaydırma, sınırsız video akışı, anlık bildirimler, beğeniler ve veriye dayanılarak kişiselleştirilmiş içerik önerileri…
Bu ve benzeri dijital “hizmetler” artık teknik özellikler olarak değil, algoritmaların insan davranışını yönlendiren
çok güçlü
mekanizmalar olduğu yüksek sesle tartışılıyor.
İstanbul Aile Vakfı tarafından geride kalan mayıs ayında TikTok, X (Twitter), Google, Instagram ve Facebook’a karşı açılan davanın konusu tam olarak insanlığın bu büyük meselesiydi. Vakfın titizlikle hazırlanan dava dilekçesinde sosyal medya platformlarının içerik paylaşımına imkân veren araçlar olmanın ötesine geçerek
kullanıcı davranışlarını yönlendiren, dikkat sürelerini manipüle eden ve bağımlılık üreten algoritmik sistemler
haline geldiğinin altı çiziliyor.
Bu tespitler ilk bakışta abartılı gelebilir. Zaten bahse konu şirketler de dünyanın birçok ülkesinde açılan davalarda benzeri ve tutarsız savunmalar yapıyorlar.
Ancak
bilimsel literatür
öyle demiyor. Aile Vakfı’nın dava dilekçesine ek olarak sunduğu akademik raporda atıf yapılan araştırmalar ile uzman görüşleri; özellikle
çocuk ve ergenlerin algoritmik sistemlere karşı daha kırılgan
olduğunu
net olarak ortaya koyuyor. Karar verme, dürtü kontrolü ve risk değerlendirmesiyle ilgili beyin bölgeleri gelişimini henüz tamamlamamış gençleri hedefleyen sosyal medya platformları bu kırılganlıkları hedefleyen “
ödül
mekanizmalarıyla
” çalışıyor.
Sosyal medya platformlarının sunduğu anlık, tekrarlayan ve öngörülemeyen içerikler, bu dengesiz ortamda bağımlılık yapan “
uyarıcılara
” dönüşüyor.
Algoritmaların işlevselliği,
milyarlarca dolarlık şirketlerin insan psikolojisini ne kadar iyi tanıdığının ve aslında
nörobiyolojik açıkların istismar edildiğinin
de en büyük delili.
Dert sadece çocuklar, ergenler, gençler değil. Platformlarının kullanıcı sayılarına bakarsak
Türkiye nüfusunun yüzde 70’i aktif sosyal medya kullanıcısı.
Bu durumda anne-babaları, öğretmenleri, gazetecileri, edebiyatçıları, belediye başkanlarını, milletvekillerini, akademisyenleri, sosyal bilimcileri, doktorları, bakanları, kaymakamları, valileri, askerleri, komutanları, bürokratları, devlet başkanlarını algoritmalardan “
kim
” nasıl koruyacak?
“Kim” olduğu, sorunun içinde yer alıyor
ve görünen o ki memleketin her ferdini hedef alan bu mekanizmaya karşı idari ve insani önlemler alması gerekenler de
algoritmaların hedefi altında.
Öyle olmasa sosyal medya şirketlerinin algoritmalarını şeffaf hale getirecek yasal düzenlemeler çoktan hayata geçirilmiş olurdu.
Televizyon kanallarını RTÜK, gıda üreticilerini Tarım Bakanlığı, ilaç şirketlerini Sağlık Bakanlığı, bankaları BDDK denetlerken, toplum sağlığını, ekonomik güvenliği veya kamu düzenini etkileyen
algoritmalar, şirketlerin insafına bırakılmış vaziyette.
Peki milyonlarca insanın dikkatini, davranışlarını, alışkanlıklarını ve hatta duygu durumlarını etkileyen yazılımlar neden hiçbir kamusal denetime tabi olmasın?
Ülkemizde çocuklar için yaş düzenlemesi hayata geçiyor ancak ıskalanan çok daha büyük bir sorun var ve maalesef bu hususta kararlı bir adım atılamadı.
Zihinleri ele geçiren virüs gibi toplumun akıl sağlığını hedef alan algoritmalar
denetlenmezse diğer kısıtlamalar amacına ulaşamayacak oysa.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
, çocukların ruh sağlığını, aile yapısını, toplumsal huzuru ve kamu sağlığını gözeten bir çerçevede sosyal medya şirketlerinden
algoritmik şeffaflık talep etmesi,
bağımsız denetim mekanizmaları oluşturması ve toplum aleyhine çalışan sistemlere müdahale etmesi,
tüm savunma hamleleri kadar hayati.
TikTok’un veri altyapısının Oracle eliyle Siyonist sermayenin ve lobilerin güdümüne geçmesi, ulusal güvenliğimizi tehdit etmeye yetiyor. Bu durum bile yasa yapıcıları acilen harekete geçirmeli.
Sahi, bir ülkenin gıda güvenliği denetlenirken, zihin güvenliği neden denetlenmesin?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:52
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Haziran 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















