Aidiyetsiz ürünlerin standart sapmaları İsmail Kılıçarslan
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Maraş’taki caninin yazdıklarını, okuldaki tanıkların anlattıklarını, ailesini ve birkaç hususu daha bir araya getirdiğimizde elimizdeki profil neredeyse netleşiyor. Orta sınıftan “beyaz” bir ailenin, silaha erişimi olan sosyal uyumsuz ve en önemlisi aidiyetsiz çocuğu. Bu bakımdan hiç şaşırtıcı bir profil değil. Hatta sıkıcı derecede standart. ABD’deki okul saldırılarını gerçekleştiren canilerle neredeyse aynı. Zaten bu cani de tam bir taklitçi. 9 ay önce ABD’de benzer bir okul saldırısı yapmış başka bir caniyi birebir kopyalamış.
Bu, burada bir dursun.
Size şaşırtıcı gelecek ama ABD, okul saldırıları konusunda epeydir “sağlıklı” diyebileceğimiz iki tedbir alıyor. İlki okulların güvenlik süreçleri. Okul kapılarına güvenlik ve yerine göre x-ray cihazı yerleştirmekten bir silah sesinde sınıfları kolayca sığınak haline getirecek düzenekler kurmaya değin bir proses. İkincisi ise meseleyi makro okumalara tabi tutup çözümsüz bırakmak yerine mikro okumalarla potansiyel katillerin kimler olduğunu “profil analizi” ile tespit etmek.
Ne demek makro okuma? Kızacaksınız ama söyleyeyim: İlahiyatçılara, medyacılara, ne idiği belirsiz analistlere ve iktidar muhaliflerine gün doğmasıdır makro okuma. Öyle büyük okumalarla öyle büyük yorumlar gördük ki olursa o kadar olur. Meseleyi sadece diziler üzerinden, sadece maneviyatsızlık üzerinden, sadece iktidar üzerinden, sadece psikolojik tahlil üzerinden okumaya ve anlamaya gayret etmektir makro okuma. Yarın müfredatı bütünüyle değiştirsek ve sadece maneviyat eğitimi versek, yarın bütün dizileri yasaklasak, yarın iktidar düşse, yarın bütün ergenlere birer psikolog atasak sayılarının 1 milyon ve yukarısı olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz sosyal uyumsuz ergenlerin içindeki 500-1.500 arası potansiyel katili durdurmaya yetecek mi bu tedbirler?
Hayır ve hayır.
Bu da burada bir dursun.
Maraş’taki caninin kendini “ait” hissedebileceği hiçbir şey, ama hiçbir şey yok. Bir cinsiyete, bir dine, bir inanca, bir ülkeye, bir şehre, bir ideolojiye, bir aileye, bir arkadaş çevresine… Hiçbir yere ve şeye ait değil. Psikolojisi harap durumda, mental bağları zayıflamış ve psikopatalojik bir vaka olarak ayrıca incelenmesi gereken babası yüzünden silaha kolay erişimi var. Hepsi bir araya gelince karşımıza bir “kulağına kulaklık takıp kendisinden zayıfları zevkle öldüren katil” çıkıyor.
Bu profili anlayıp, bu profili çalışmak dururken başka okumalarla vakit kaybetmenin gereği yok.
Aile tarafından hiçbir şekilde adam yerine konulmayan öğretmenlerin “çocuğunuz hasta” tespitine “benim çocuğum hasta değil çok özel” diye cevap veren dangalak anne ve sahip olduğu sosyal gücü çocuğunun tedavisi için kullanmak yerine çocuğunun durumunu örtmek, gizlemek için kullanan ve 7 silahını evde ergen bir çocuk olmasına rağmen ortalıkta bulunduran hastalıklı baba (çocuğun hastaneye yatması yerine okulda kalması o sosyal güç sayesinde) bu cinayetlerin azmettiricisi mesabesinde. Bunu konuşup tedbir almak yerine meseleyi bambaşka büyük zeminlerde konuşmak faydasız.
Şu “ait hissetmeme” meselesi önemli. Kapitalizmin insanı tüketiciden “aidiyetsiz ürün”lere dönüştürmesinin neticesi olarak insanın hiçbir sosyal sorumluluğu, hiçbir doğru davranış ajandası, hiçbir ahlaki düzlemi kalmamış görünüyor. Elimizdeki örnekte bu o kadar net ki. Değil ailesine, cinsiyetine bile ait değil cani katil. Bu aidiyetsiz ürünlerin hepsi katil olup adam öldürecek diye bir kaide yok elbette. Ancak bu aidiyetsiz ürünlerin “erken final” yapmak ve kendilerini “bir şeye ait hissetmek” için katil olma potansiyelleri, hele ergenlerse çok yüksek. Dijtal dünya, bu tip aidiyetsiz ürünlerin bir araya gelip bir “aidiyet sanrısı” oluşturmaları için son derece acayip imkanlar sağlıyor. Dijital dünyanın bu kısmını sonucu ne olursa olsun cehennemin dibine göndermemiz gerekiyor.
Çocuğuna terbiye vermemekte direnen, bunun bir “eğitim biçimi” olduğunu zanneden ahmak ailelerse bu aidiyetsizliği bütünüyle destekleyici bir konumda olduklarını asla anlamıyorlar. “O benim çocuğumun özeli” deyip çocuğunun dijital cehennemin kaçıncı katında meskun olduğunu bile denetle(ye)meyen anne-babadan “özgürlükçü ebeveyn” yerine “birinci sınıf dangalak” çıkar çıksa çıksa. Hatırlayın, kızı parçalara ayırıp surdan atan o katilin babası çocuğunun niçin kasaplık (evet, bildiğiniz düz kasaplık) öğrenmeye çalıştığını bile sorgulamamıştı.
Yarın devam ederim kaldığım yerden ama şu kadarını söyleyeyim. “Toplumca hepimiz suçlu” değiliz. Bu, meseleyi bütünüyle taca atma tespitidir. Hasta çocuğunu “dâhi” zanneden öğretmen annenin suçunu bölüşmeyeceğim. Oğluna 10 yaşından itibaren ateşli silah eğitimi veren 7 silahlı bir psikopatın suçunu bölüşmeyeceğim. Öğretmeni hiç mesabesine indirip çocuğunu dünyanın en tepesine koymaya çabalayan ahmak velilerin suçunu bölüşmeyeceğim. “Müdür senin saçını keserse bana haber ver, ben de onun saçını keserim” diyerek eğitimcilerin itibarını yerle bir eden Bakan’ın suçunu bölüşmeyeceğim. Tek sorumluluğumun bu yanlışları göstermek olduğunu düşünüyorum ve işte sorumluluğumun gereğini yapıyorum.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:60
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Nisan 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















