Adalet uzaylı gibi: Var ama görmüyoruz!
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Eski ABD Başkanı Obama’ya bir podcast yayınında “uzaylılar gerçek” mi diye sorulmuş. Yanıt şahane:
“Evet gerçek ama ben görmedim..”
Tam bizdeki hukuk / adalet tanımı gibi: “Var ama biz görmedik, görmüyoruz..”
Daha dün karşıma çıkan bir örnek: Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Turan, 19 Mart sonrası tanık olduğumuz protestolara katılmış.. (Hatırlayın, bu gerekçeyle gözaltına alınan ya da tutuklanan gençler kısa süre sonra tahliye edilmişti.) Yanı sıra, dosyasına Ali İsmail Korkmaz’ı anma gibi dehşet bir eylem de eklenmiş.. Sonuçta (mahkeme değil) Üniversite, gence “4 (DÖRT) yıl üniversiteden uzaklaştırma kararı” vermiş. Karısını öldüreceği aşikar adamlara 4 ay uzaklaştırma bile verilmezken ne cömertlik, değil mi!
Rejim yargısı İmamoğlu hakkında da çok cömert! Diploma davası, rahat rahat hazırlansın diye herhalde, Temmuz ayına ertelendi!
Geldi.. Konuştu.. Kararı bekledi.. Erteleme sonrası da gerisin geri Silivri’deki hücresine götürüldü.
İmamoğlu, duruşmada, üzerinde durulması gereken şeyler söyledi. Onlara geleceğim ama önce FETÖ kumpasından bu yana duymadığımız iddialarla “casusluk davası” hakkında birkaç şey paylaşmalıyım.
Davadaki “sanıklardan” biri, biliyorsunuz siyasi danışman Necati Özkan.
Uzun yıllardır yaptığı iş ve bunun getirdiği analitik inceleme yetisiyle, iddianameyi hem kendisi ele almış hem de uzman bilirkişi araştırmasıyla araştırtmış.
Sonucu anlattığında karşınıza şunlar çıkıyor:
“• İddianame, 23 Haziran 2019 İstanbul tekrar seçimlerinden 12 gün önce benimle tanışmaya gelen ve asıl amacı seçim sonrası İBB’ye hizmet satmak olan bir iş adamıyla seçim gününden önce yaptığım tek görüşmeden seçim manipülasyonu ve casusluk çıkarmayı hedefliyor. Bunu da kamuoyunun ve bizzat benim yabancısı olduğumuz birtakım bilişim ve teknoloji kavramlarını kullanarak ortada yasa dışı, gizemli, karanlık işler varmış izlenimi yaratmak suretiyle yapıyor. Aslı, hakikati olmayan şeylerden casusluk icat ediyor.”
“ • Dosyada casusluk eyleminin konusu olabilecek hangi bilginin, nereden ve nasıl temin edildiğine ve hangi ülke lehine kullanıldığına ilişkin hiçbir isnat ve kanıt yok.
“ • İddianamede toplam 20 İBB çalışanına ait e-posta adresleri ve şifre bilgileri dışında net bir veri sızıntısından da bahsedilmiyor. Savcılık, seçimleri kazanmak için benim ve Ekrem İmamoğlu’nun Hüseyin Gün ile İBB verilerini paylaştığımızı iddia ediyor, ama, o verilere erişebilecek konumda olmadığımız gerçeğini, üstelik İBB verilerinin kopyalanması gibi bir işlemin asla yapılmadığına dair mahkeme ve İçişleri Bakanlığı kararlarını görmezden geliyor.”
“ • “İddianame, 23 Haziran 2019 yerel seçimlerine 12 gün kala tanıştığım Hüseyin Gün ile olan çok kısa ve sınırlı iletişim vasıtasıyla “özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle ettiğimizi (…) Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere, ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığını” ve casusluk faaliyetinin böyle gerçekleştiğini iddia ediyor. Adeta, “Ekrem İmamoğlu 23 Haziran seçimlerini kazanmışsa kesin manipülasyon vardır” kabulüyle çıkarımlarda bulunuyor.”
Necati Özkan, daha pek çok teknik, bilimsel veriyle iddianamenin tuhaf iddialarını çürütüyor. Ama en tuhafı, “İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak ÜLKE SİYASETİNDE SÖZ SAHİBİ olmasının amaçlandığı” iddiası.
Bu iddia yalnızca casusluk dosyasında çıkmadı karşımıza.. Her dosyada ve her fırsatta İmamoğlu ve ekibinin iktidara talip olduğu bir suç gibi vurgulandı.
Eeeeee?
Siyaset bu amaçla yapılmaz mı zaten?
Hayır! Yeni Dünya Düzeni’nde yapılmaz. Kuralların, hukukun iktidar koltuğundaki kişi tarafından konulduğu.. Arada sırada da duruma ve ihtiyaca göre değiştirildiği bir düzende söz konusu olamaz.
* * *
Bilmiyorum sosyal medyada karşınıza çıktı mı? Çok uzun süre sonra seçimi kazanan İnşaat Mühendisleri Odası’ndaki iktidar yandaşı grup, zaferi “gaza gelmiş ergenler” gibi bağıra çağıra tekbirlerle kutladı.
İktidar elindeki güçle cumhuriyetin kalelerini teker düşürüyor.
İnşaat Mühendisleri Odası pek kale sayılmaz ama belli ki çok çok sevinmişler! Tekbir üzerine tekbir..
Zannedersiniz ki, salondan çıkıp Gazze’ye cihada koşacaklar. Ya da bu toprakları şeriat düzenine teslim edecekler!
HUKUK… ADALET.. AKIL.. DEMOKRASİ..
Evet, var ama artık biz göremiyoruz.
Nedenini biliyoruz da “nasıl”ını İmamoğlu şöyle anlatıyor:
“Önce büyük iddialar atılıyor, manşetler atılıyor, sonra sessizlik geliyor. İddialar küçülüyor, bazıları dosyalardan çıkarılıyor ama manşetler kalıyor. İnsanların zihnine kazınıyor. Artık suç delille değil, algıyla oluşturuluyor. Gerçeklerle değil, anlatılarla yönlendiriliyor. Hukuk, manşetlerin arasında yürütülüyor. İnsanlar hakkında mahkeme salonlarından önce ekranlarda kanaat oluşturuluyor.“
Mesela hanginiz diploma davasındaki acayip ötesi şu durumu okudu, öğrendi?
“Bu dosyanın boş olduğunu, delille ilgisi olmadığını, bomboş olduğunu ilk günden beri söylüyorum; çünkü ortada suç yok, fiil yok, irade yok. Sadece kötü niyet bile yetmez, ama kötü niyetle yazılmış senaryolar var. Tam bu noktada, bu dosyanın nasıl çöktüğünü kendi ağızlarıyla da ifade ettiler. Diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi’nin avukatı, İdare Mahkemesi’ndeki duruşmada aynen şunu söylüyor: “1 saat anlattılar, içinde Ekrem İmamoğlu yok.” Döndüm dedim ki, “Eee?” Dedim. ‘Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan yaptığı bir eylemi zaten belirtmiyoruz’ dedi.”
Faili olmayan diploma davası.. İtirafçıların yalanlarından ibaret bir İBB dosyası.. Hangi ülke lehine, ne gibi bilgilerin ne şekilde sızdırıldığı belirsiz casusluk iddianamesi..
Ve galiba yeniden ısıtılmaya çalışılan, CHP’yi ele geçireceklerini umdukları BUTLAN davası..
Nazi dönemini hatırlatan tabloda “toplama kampları” da eksik değil.
İmamoğlu’nun ifadesiyle teşbihte hataya yer kalmıyor:
“12 metrekareden geliyorum. Tarihte böyle bir tecrit yaşanmamıştır. Öyle bir tecrit ki vallahi billahi hastalık değmedi bize, yani birbirimize merhaba bile diyemiyoruz. Çünkü hastalık bile değmedi bize. Öyle bir tecrit… Ne yapmışsak, bizi öyle bir tehdit içinde tuttukları bir hapishanedeyiz. Ama ben onlara söyleyeyim: Mikrop aranızda, hapishanede değil.”
*. *. *
Distopik bilim kurgu romanlarında, filmlerinde anlatılır:
“Dünyanın en bulaşıcı mikrobu olan aptallık ve cehalet, toplumları öylesine etkisi altına alır ki ülkenin kendisi toplama kampına döner.”
Neyse ki bizim açımızdan -en azından görünür süreçte- böyle bir tehlike yok. Muktedir ancak İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ, Muhittin Böcek, Can Atalay, Selahattin Demirtaş ve daha nice etkili isimleri tecrit edebiliyor. Ama sesleri dışardaki milyonlara ulaşıyor.. Ulaştıkça da kalabalıklar büyüyor.
Hesap edemedikleri de işte bu!
İmamoğlu’nun da ifade ettiği gibi “cezaevine attıklarının bu kadar dirençli çıkacağını” beklemiyorlardı.
Toplumun da onlara böylesine kitlesel, müthiş bir destek vereceğini tahmin etmemişlerdi…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:76
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 17 Şubat 2026 09:13 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















