ABD’nin elindeki en güçlü koz! Ne zaman ve nasıl kullanacak? ‘Gerçekten ağır baskı altında’
Hurriyet sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü güç politikası, sahadaki askeri üstünlüğe rağmen stratejik ve siyasi açmazlarla karşı karşıya. Hürmüz Boğazı üzerinden şekillenen kriz, küresel ekonomi ve enerji güvenliğini doğrudan tehdit ederken, tarafların hamleleri savaşın kaderini belirleyecek kritik bir döneme işaret ediyor.
ABD ile İran arasında tırmanan gerilimde yüzeysel güç dengesi incelendiğinde, Washington yönetiminin açık ara üstünlüğü dikkat çekiyor. Yaklaşık üç kat daha büyük nüfusa sahip olan ABD, dünyanın en güçlü askeri kapasitesi ve en büyük ekonomisiyle İran karşısında belirgin bir avantaj taşıyor. Bu tabloya, İsrail’in yüksek teknolojiye dayalı askeri gücü ve gelişmiş istihbarat ağı da eklendiğinde, çatışma ilk bakışta İran açısından kazanılması zor bir mücadele olarak değerlendiriliyor.
Ancak sahadaki gelişmeler, klasik askeri güç ölçütlerinin ötesinde bir denge oluştuğunu ortaya koyuyor. İran sahip olduğu sınırlı askeri ve ekonomik kapasiteye rağmen, bu zayıflıkları stratejik avantaja dönüştürmeyi başardı. Özellikle uzun süredir yaptırımlar altında yaşayan ülke, kriz yönetimi ve asimetrik savaş stratejilerinde önemli bir deneyim kazandı.
Analistlere göre Tahran yönetimi, doğrudan askeri zafer hedeflemek yerine, rakiplerinin zayıf noktalarını hedef alan bir yıpratma stratejisi izliyor. Bu stratejinin merkezinde ise küresel enerji akışının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı yer alıyor.
SAVAŞIN EN KRİTİK YERİ
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kısmen kapatma kararı, savaşın seyrini değiştiren en önemli hamlelerden biri oldu. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu dar su yolu, küresel ekonomi açısından hayati önem taşıyor. Savaş öncesinde günde 100’ün üzerinde petrol tankerinin geçtiği boğazda, İran’ın kısıtlamaları sonrası bu sayı dramatik biçimde düştü.
Son olarak İran’ın yalnızca 20 tankerin geçişine izin vereceğini açıklaması, ABD tarafından diplomatik bir kazanım olarak sunulsa da uzmanlara göre bu durum aslında krizin derinliğini gözler önüne seriyor. Çünkü mevcut tablo, normal şartlarda tamamen açık olması gereken bir ticaret yolunun, kriz nedeniyle kısmi olarak işleyebildiğini ortaya koyuyor.
BEYAZ SARAY’DA ‘DİPLOMASİ ZAFERİ’ TARTIŞMASI
Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında ise ABD yönetiminin bu gelişmeyi “diplomatik başarı” olarak nitelendirmesi dikkat çekti. Ancak bu söylem, Washington’ın pazarlık gücünün sınırlı olduğu yönündeki eleştirileri de beraberinde getirdi. Uzmanlara göre, askeri olarak üstün bir gücün bu tür tavizleri başarı olarak sunması, stratejik bir zayıflığın göstergesi olarak yorumlandı.
Siyaset Bilimleri Uzmanı Doç. Dr. Faik Tanrıkulu da bu görüşe katılıyor. Doç. Dr. Tanrıkulu, “Askeri olarak üstün bir güç için böyle bir tabloyu diplomatik başarı diye sunmanın ilk maliyeti, caydırıcılığın aşınması olarak yorumlamak gerekir” dedi ve ekledi:
“Çünkü burada serbest seyrüsefer yeniden tesis edilmiş olmuyor; İran, geçişi kendi siyasal onayına bağlayan fiilî bir ‘izin rejimi’ kurmuş oluyor. Trump 26 Mart’ta İran’ın 10 tankere geçiş izni vermesini bir ‘jest’ gibi sundu, ancak Beyaz Saray gemiler hakkında ayrıntı paylaşmadı; ertesi gün İran’ın güvence verdiği Çin bağlantılı iki gemi boğazdan çıkmayı deneyip geri döndü. Bu da şunu gösteriyor: kısmi geçiş, düzenin geri geldiği anlamına gelmiyor; tam tersine, ABD’nin mutlak deniz üstünlük söylemine rağmen İran’ın kuralları belirleyebildiği algısını güçlendiriyor.”
İRAN, HÜRMÜZ BOĞAZI’NI KULLANARAK SAĞLADIĞI AVANTAJI NE KADAR DAHA SÜRDÜREBİLİR?
İran’ın bu kartı ilk kez kullanmadığını 1984’ten itibaren ‘Tanker Savaşı’ döneminde Basra Körfezi’nde çok sayıda gemiye saldırılar düzenlediğini, mayınlar döşediğini ve sürat botlarıyla tankerleri hedef aldığını söyleyen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, “ABD bunun üzerine Temmuz 1987’de Operasyon Earnest Will’i başlatarak konvoy sistemi kurmak zorunda kaldı. Ancak o dönemin en yoğun saldırılarında bile İran, boğazdaki trafiği tamamen durduramadı; piyasalar zamanla uyum sağladı. 2011’de Ahmedinejad, 2018’de Ruhani benzer tehditler savurdu, fakat her seferinde geri adım atıldı. Çünkü Hürmüz’ü kapatmak, İran’ın da kendi ekonomik çıkarlarını vuruyordu” dedi.
Bugün ise tablonun daha ağır bir stratejik krize işaret ettiğini söyleyen Doç. Dr. Tanrıkulu, “Hürmüz’de yaşanan her gerilim, yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel dengeleri de sarsıyor. Petrol fiyatlarındaki sıçrama, tanker trafiğindeki sert düşüş, sigorta maliyetlerindeki artış ve Körfez’de biriken gemiler, oranın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Özellikle Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler için Hürmüz, sadece bir geçiş noktası değil, ekonomik güvenliğin temel hattıdır” şeklinde konuştu.
STRATEJİK HEDEFLER BELİRSİZ
Washington açısından sorunun yalnızca ekonomi ya da kamuoyu baskısı olmadığını asıl sorunun stratejik hedeflerin belirsizliği olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, şöyle devam etti:
-- Bir yanda İran’ın füze kapasitesini yok etmek, diğer yanda rejim değişikliği ya da nükleer programı bitirmek gibi birbirini tamamlamayan hedefler dillendiriliyor. Bu da savaşın siyasi maliyetini artırıyor. Dahası, ABD müttefiklerinden de beklediği desteği tam anlamıyla bulamıyor. Bu durum, askeri gücün tek başına yeterli olmadığını, siyasi çıkış yolunun ise her geçen gün daha da daraldığını gösteriyor.
-- Ayrıca Trump açısından bu savaş sürdürülemez; çünkü bu savaş askeri olarak uzadıkça siyasi olarak kaybettiriyor. Kamuoyu desteği eriyor. Ipsos’un 31 Mart 2026 tarihli anketine göre Amerikalıların yüzde 66’sı, hedefler tam gerçekleşmese bile savaşın hızlıca bitmesini istiyor; yüzde 60’ı İran’a yönelik askeri saldırıları onaylamıyor. Özellikle bağımsız seçmende memnuniyetsizlik çok yüksek. Bu, savaş uzadıkça Trump’ın iç siyasette manevra alanının daraldığını gösteriyor.
ASKERİ SEÇENEKLER YÜKSEK MALİYET RİSKİ TAŞIYOR
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı askeri güç kullanarak açma kapasitesi bulunuyor. Ancak bu seçeneğin ciddi riskler barındırdığı belirtiliyor. Olası bir askeri müdahale durumunda:
* İran’ın ABD gemilerine saldırması propaganda zaferi yaratabilir.
* Çatışmanın genişlemesi kaçınılmaz hale gelebilir.
* Kara birliklerinin devreye girmesi gerekebilir.
* ABD kayıpları iç politikada ciddi baskı oluşturabilir.
Benzer şekilde, İran’ın petrol ihracatının merkezi olan Harg Adası’na yönelik olası bir operasyon da riskli senaryolar arasında yer alıyor. Böyle bir hamle İran ekonomisine ağır darbe vurabilir, ancak Tahran’ın geri adım atmasını garanti etmiyor.
‘İRAN’I ZOR HEDEF YAPAN UNSURLARDAN BİRİ SAVAŞMA TARZI’
“Washington'da sık sık aynı cümle kuruluyor: ‘ABD isterse İran’ı vurur.’ Doğrudur; vurur. Hatta çok ağır vurur. Asıl soru şu: ABD, İran’ı vurarak istediği siyasi sonucu alabilir mi?” diyen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, “Bugün tartışılması gereken nokta da tam olarak budur. Çünkü İran dosyası, Amerikan askeri gücünün sınırlarını değil; askeri gücün siyasi sonuç üretme kapasitesini test ediyor. İran, birkaç hava saldırısıyla diz çökecek klasik bir hedef değil” ifadelerini kullandı.
İran’ı zor hedef yapan unsurlardan birinin savaşma tarzı olduğuna vurgu yapan uzman isim, “Tahran, ABD ile aynı düzlemde savaşmıyor. Uçak gemisine karşı uçak gemisi çıkarmıyor; onun yerine maliyeti yükselten, denklemi bozan, cepheyi genişleten yöntemlere yaslanıyor. Füze, drone, mayın, vekil unsurlar, enerji hatlarına dönük baskı ve deniz trafiğini tehdit eden asimetrik araçlar… İran’ın gücü burada. Yani mesele Amerikan ordusunu cephede yenmek değil; Amerikan müdahalesini pahalı, uzun, yıpratıcı ve siyasi açıdan tartışmalı hale getirmek” dedi.
‘BİR DESTEK HATTI OLUŞTURAMIYOR’
Diplomatik cephede de Washington’un elinin sanıldığı kadar rahat olmadığını söyleyen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, “ABD, İran’a karşı küresel ve yekpare bir destek hattı oluşturamıyor. Özellikle Avrupa’da, Hürmüz gibi başlıklarda ABD’nin istediği sert askeri çerçeveye mesafeli yaklaşan bir tutum dikkat çekiyor. Müttefikler savunma, deniz güvenliği ve diplomatik koordinasyon gibi alanlarda daha temkinli davranırken; doğrudan saldırı mantığına tam angaje olmuyor. Bu da ABD için şu anlama geliyor: maliyetin önemli kısmını yine kendisi taşıyacak. İran’ın tam da istediği şey budur; Washington’u yalnızlaştırmak, yükü ağırlaştırmak ve askeri üstünlüğü siyasi sıkışmaya çevirmek” şeklinde konuştu.
‘ABD’NİN STRATEJİK SEÇENEKLERİ BEŞ HATTA ÇEŞİTLENEBİLİR’
ABD’nin stratejik seçenekleri bu senaryoda beş hatta çeşitlenebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, şu önemli bilgileri paylaştı:
1- Tam ölçekli savaşa girmeden Hürmüz’de eskort, hava savunması ve mayın temizlemeye dayalı savunma ağırlıklı deniz güvenliği kurmak.
2- Kara harekâtından kaçınıp İran’ın füze, dron ve deniz tacizi kapasitesini sınırlayan nokta atışı ve sınırlı baskı uygulamak.
3- Fransa gibi ülkelerin saldırı koalisyonuna mesafeli durduğu ortamda, NATO yerine görev bazlı koalisyonlar kurup bazı müttefikleri diplomasiye, bazılarını mayın temizlemeye, bazılarını da bölgesel savunmaya yönlendirmek.
4- İran’ın misillemesini pahalı ama yönetilebilir kılmak için üs savunması, enerji altyapısı koruması ve siber savunmayı güçlendirmek.
5- Askeri baskıyı mutlaka bir diplomatik çıkış kanalıyla birleştirmek.
PEKİ, ABD’NİN KULLANMADIĞI EN BÜYÜK KOZ NE?
Çoğu analiste göre Washington yönetiminin elindeki en güçlü araçlardan biri ise ekonomik yaptırımların kaldırılması seçeneği. İran ekonomisi, petrol ihracatına getirilen kısıtlamalar nedeniyle ciddi bir daralma yaşıyor. Ülkede yaşanan toplumsal huzursuzlukların önemli bir bölümü de ekonomik sıkıntılardan kaynaklanıyor. Ancak ABD’nin sunduğu şartlar, İran tarafından kabul edilmesi zor talepler içeriyor. Bunlar arasında:
* Füze programının sınırlandırılması
* Bölgesel etkisinin azaltılması
* Hürmüz üzerindeki kontrolün gevşetilmesi
Mevcut tabloda hem ABD hem de İran belirli avantajlara sahip olsa da tarafların geri adım atmasını zorlaştıran bir denge oluşmuş durumda.
İran, Boğaz üzerindeki kontrolüyle küresel baskı oluşturuyor ve savaşı uzatarak rakibinin maliyetini artırıyor. ABD ise askeri üstünlüğünü koruyor ancak bu gücü kullanmanın siyasi maliyetinden çekiniyor.
Uzmanlara göre savaşın uzaması, her iki taraf için de maliyetleri artıracak. Ancak bu süreç, özellikle ABD açısından iç siyasi baskıyı büyütebilir. İran’ın zaman kazanma stratejisi, Trump yönetimini daha hızlı ve riskli kararlar almaya zorlayabilir.
‘EKONOMİK OLARAK İRAN GERÇEKTEN AĞIR BASKI ALTINDA’
“Bunu ekonomik zayıflık + stratejik direnç olarak okumak gerekir” diyen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, şöyle devam etti:
-- İran gerçekten ağır baskı altında: IMF’nin Ocak 2026 görünümünde İran için 2026 reel büyüme projeksiyonu yalnızca yüzde 1,1. ABD Hazine Bakanlığı da 2025–2026 boyunca İran’ın petrol gelirini kısmak için yüzlerce kişi, gemi ve şirkete yaptırım uyguladığını; yalnızca Kasım 2025 itibarıyla 170’ten fazla tankerin hedef alındığını ve bunun İran’ın her varilden elde ettiği geliri düşürdüğünü söylüyor. Yani ekonomik baskı gerçek ve Washington’ın elindeki en etkili koz hâlâ yaptırım kaldırma kapasitesi.
-- Ama bu, İran’ın teslim olmaya hazır olduğu anlamına gelmiyor. İranlı yetkililere göre Tahran, yaptırım kaldırılması karşılığında bazı nükleer tavizleri konuşmaya açık; fakat bunun karşılığında uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını, yaptırımların belirsiz değil takvimlendirilmiş ve somut biçimde kaldırılmasını istiyor. Daha kritik olan ise şu: İran, ‘savunma kapasitesinden vazgeç, karşılığında muğlak yaptırım rahatlaması al’ formülünü açıkça reddediyor. Bu da bize Tahran’ın pazarlığı ekonomi başlığında değil, rejim güvenliği ve stratejik caydırıcılık başlığında kurduğunu gösteriyor.
-- Dolayısıyla mesele şu: ABD için yaptırımlar bir baskı aracı, İran içinse kaldırılmaları bir rejim nefes borusu. Fakat İran bu nefes borusunu almak için füze kapasitesini, savunma doktrinini ve tüm bölgesel etkisini masadan kaldırmak istemiyor. Körfez ülkelerinin de Washington’a verdiği mesaj benzer: sadece savaşın bitmesi yetmez, İran’ın füze ve drone kapasitesinin kalıcı biçimde zayıflatılması gerekir. Bu nedenle yaptırım kaldırma pazarlığı artık sadece ekonomik değil; nükleer program, füze kapasitesi, vekil ağlar ve Hürmüz üzerindeki baskı gücüyle birlikte okunuyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:72
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 03 Nisan 2026 06:59 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















