6 Şubat’ın iki yüzü Sözcü Gazetesi
Sozcu sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Ben bir vergi uzmanıyım. Mesleğim gereği hayatı verilerle, sayılarla, oranlarla, tablolarla okurum. Normal şartlarda bugün size; 1999’dan bu yana toplanan milyarlarca dolarlık deprem vergisinin hangi bütçe açıklarına yama yapıldığını, “Ek MTV” düzenlemesi ve diğer deprem vergileriyle bütçeye ne kadar gelir yazıldığını tablolarla anlatabilirdim. Bütçedeki hangi harcama kaleminin depremzedeye, hangi harcama kaleminin ise ballı kaymaklı ihalelerle kimlere akıtıldığını rakamlarla ortaya koyabilirdim ki diğer yazılarımda vatandaşın her kuruş vergisinin nerelere harcandığını satır satır ortaya koyuyorum ve koymaya da devam edeceğim.
Ancak bugün, ruhumdaki sızının bilançosunu tutmaya ne kalemim yetiyor ne de matematiğim. Bugün rakamları susturup vicdanı ve şahit olduğumuz o büyük tezatları konuşma, konuşturma günüdür. Bugün, muhasebe günü ama vicdani muhasebe. Çünkü 6 Şubat 2023 sabahı saat 04.17’de biz sadece binalarımızı değil, o güne kadar bizi birbirimize bağlayan pek çok insani değerlerimizi de enkazların altında bıraktık.
Üzerinden üç koca yıl geçti. O günden beri yakamızı bırakmayan, insanlığımızı sorgulatan o devasa zıtlıklar, tarihin sayfalarında yerini aldı ve yüzümüze tokat gibi iniyor:
- Bir yanda dondurucu soğukta, parmak uçları buz kesmişken betonları çıplak elleriyle ve tırnaklarıyla kazıyan, “Sesimi duyan var mı?” feryadına kendi canını siper ederek cevap veren o dev yürekli madenciler; diğer yanda halk kan ağlarken, sığınılacak son liman olması gereken bir kurumun yardım çadırlarını birer ticari meta gibi “stok” ve “kâr” hesabı yaparak satmış yöneticileri...
- Bir yanda mutfağındaki son bir paket makarnayı, sırtındaki tek bir battaniyeyi tanımadığı bir kardeşi üşümesin diye yardım tırına koşturan o vakur ve onurlu insanlarımız; diğer yanda depremzedenin eşyasını taşımayı, harabeye dönmüş şehrin kirasını, bir ekmeğin fiyatını “fırsat” bilip fahiş oranlara çıkaran, acının üzerinden cüzdan kabartan o karanlık, kokuşmuş güruh...
- Bir yanda seçim kürsülerinde “Bize oy vermezseniz yardım gelmez, mahzun kalırsınız” diyerek çaresizliği bir siyasi şantaj malzemesine dönüştüren, ölümü ve acıyı sandığa endeksleyen siyaset dili; diğer yanda evladının mezar taşına sarılıp “Devlet nerede?” diye feryat ettiği için sesi kısılan, kendi vatanında “oy” rengine göre muamele gören yaralı milyonlar...
- Bir yanda üç kuruşluk rant uğruna binanın ana sütunlarını kesip binlerce insanın yuvasını toplu mezara çeviren ve bugün hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak aramızda gezen vicdan katilleri; diğer yanda o kesik sütunların altında kalan hayatlarını, çocuklarının kokusunu ve bitmeyen adalet arayışını mahkeme koridorlarında dillendiren, adaleti bir türlü enkazdan çıkaramayan mazlumlar...
- Bir yanda meydanlarda “imar affı” müjdeleriyle çürük binalara, kaçak katlara ruhsat satıp ölümün altına mühür basan doymak bilmez hırslar; diğer yanda birilerinin yanlışlarının bedelini 2026’nın kışında hala bir konteynerin sac duvarları arasından yağmuru izleyerek, her gök gürültüsünde irkilerek ödemeye devam eden unutulmuş hayatlar...
- Bir yanda yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikalarının, hesapsız harcamaların ve derinleşen ekonomik krizin yarattığı devasa bütçe açığını örtmek için depremi bir “perde” gibi kullanan, her yeni vergiyi ve zam fırtınasını “deprem harcaması” gerekçesine sığdıran yönetim anlayışı; diğer yanda bu yıkım üzerinden dağıtılan milyarlık ihalelerle servetine servet katan, halkın ödediği ek vergilerle yeni rant kuleleri diken bir avuç imtiyazlı azgın azınlık...
Bu zıtlıklar bizim ortak utancımızdır. Bir vergi uzmanı olarak altını çizerek söylüyorum: Bir devletin gerçek borcu, bütçesindeki rakamlarda görülmez; devletin asıl borcu vatandaşının adaletine, can güvenliğine ve onuruna olan borcudur. Biz o gün sadece demirin, betonun kalitesini değil, sistemin ahlakını da test ettik.
Gördük ki; bazıları için deprem bir kıyametti, bazıları içinse yanlış politikaların faturasını halka kesmek için bulunmaz bir gerekçe.
Şehirleri betonla, demirle yeniden kurabilirsiniz; ama satılan bir çadırın, tehdit edilen bir seçmenin ve hesabı verilmemiş binlerce canın yarattığı o manevi enkazı hiçbir inşaat projesiyle örtemezsiniz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:100
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Şubat 2026 05:01 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















