14 Mayıs 1950: Türk demokrasi tarihinde bir kırılma Turgay Yerlikaya
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Osmanlı-Türk modernleşmesi sınıfsal pozisyonlar üzerinden teşekkül etmediği için kendisini, merkez ve onun karşısında konumlanan çevrenin çatışması üzerinden inşa eder. Kabaca bakıldığında 1950’ye kadar, kısmi çatışmalar söz konusu olsa da hiçbir zaman merkeze yönelik kapsamlı ve toplumsal tabanı olan bir çevre hareketi ortaya çık-a-mamıştır. 1908 sonrasında Hürriyet ve İtilaf ile başlayan merkezin içindeki itiraz, erken Cumhuriyette Terakkiperver Fırka ve sonrasında da Serbest Fırka üzerinden şekillenmiş ama bu eğilimler önemli bir örgütsel kapasiteye erişmeden sönümlenmiştir. Terakkiperver Fırka’nın, elitler arası bir çatışma olarak kategorize edilip paranteze alınması ve hemen akabinde kontrollü muhalefet amacıyla ihdas edilen Serbest Fırka’nın kontrol dışına çıkma ihtimali, bu hareketlerin toplumsal taban oluşturmasını zorlaştırmıştır.
Fakat tüm yapısal sınırlılıklara rağmen erken Cumhuriyette ortaya çıkan muhalefet ihtiyacı Fethi Okyar’ın vaziyet ettiği Serbest Fırka’da çok canlı bir biçimde görülmüş ve partinin İzmir mitinginde oluşturduğu etki iktidarı tedirgin etmiştir. Okyar’ın İzmir’de yakaladığı rüzgar, imkan tanındığında bir muhalefet partisine yönelik toplumsal desteğin oluşabileceğini göstermesi açısından önemliydi. Buna mukabil topladığı kalabalıklar ile iktidarın alanını hayli tedirgin eden Okyar’ın yaşadığı tecrübe, kontrol dışına çıkıldığında ise merkezin nasıl bir tepki verebileceğini çok açık bir biçimde ortaya koyuyordu.
KONTROL DIŞINA ÇIKMA TEŞEBBÜSÜ
1946 yılına kadar devam eden merkezin egemenliği, CHP’nin kendi içerisindeki tartışmalarla sarsılmış ve 1946 seçimleri, muhalefetin toplumsal tabana dayanabileceği fikrini güçlendirmiştir. DP’nin kurumsallaşma sürecine bakıldığında, partinin toplumsal tabanını taşra üzerinden inşa etmeye çalıştığı görülür. Özellikle tek parti dönemindeki ezici ekonomik koşullar ve devlet-parti bütünleşmesinin sosyo-politik koşullarda yarattığı travma, DP’nin toplumsal meşruiyeti açısından da önemli bir kaldıraç işlevi görmüştür.
Uzun yıllara sari siyasi ve ekonomik baskılara muhatap olan taşranın, 14 Mayıs 1950 seçimleri ile merkeze doğru hareket etmesi, Türk demokrasisindeki ana kırılma noktası olarak görülebilir. Bu yönüyle 1950 seçimleri bir anlamda çevrenin geniş kitlelere dayanan ve örgütlü hale gelen toplumsal taban üzerinden iktidarı alabileceği gerçeğinin anlaşıldığı bir evredir.
Tarihi tanıklıklar üzerinden bakıldığında DP ile başlayan muhalif hattın, zamanla muhalefet bilincinin gelişimi ve kurumsallaşmasına büyük bir katkı sağladığı görülmektedir. CHP’de parti içi ihtilaflarla başlayan ve sonrasında yeni bir oluşuma evrilen bu muhalefet anlayışı, DP içinde de parti içi bir eğilime dönüşmüş ve zamanla yekpare değerlendirilemeyecek bir DP profili ortaya çıkmıştır. Nitekim henüz iktidar olmadığı 1948 yılında parti içinden bir kısım elit DP’nin politikalarına eleştiri getirmiş ve Millet Partisi’ni kurmuştur. İç ve dış politikadaki konulara dair ciddi ayrışmaların söz konusu olduğu, iktidarının ikinci döneminde ise otoriterleşme eleştirisiyle DP’den ayrılan bir grup Hürriyet Partisi’ni kurmuş ve Türk demokrasisinin kurumsallaşmasına zemin hazırlayacak bir izlek ortaya çıkmıştır.
On yıllık tecrübenin ardından gelen 1960 darbesi, seçimler yoluyla temin edilen halk iktidarının merkez tarafından gasp edilme sürecidir. Nitekim darbe mekaniğini işleten merkez, 1960 sonrasında anayasal düzlemde yaptığı değişiklik ve ihdas ettiği kurumlar eliyle halkın (çevrenin) egemenliğini sınırlandırmış ve vesayetçi parlamentarizm marifetiyle çevreyi her daim kontrol altında tutmak istemiştir. 2000’li yıllara kadar gelen bu dinamik zaman zaman merkezin kendi içinde zaman zaman da merkez-çevre arasında cereyan eden çatışmalarla işlemiş ve merkez, kendi nüfuzunu daraltmaya dönük her hamleye karşı mukavemet ederek statükonun korunmasını sağlamıştır.
DP tecrübesinin gösterdiği en önemli sonuç ise iktidarın ancak halka dayanmak suretiyle mümkün olabileceği gerçeğidir. Nitekim 1960 sonrasında ürkek biçimde de olsa merkezin politikalarına karşı çıkan bütün siyasi partiler, meşruiyetlerini halk üzerinden tesis etmiş ve kendilerini halkın temsilcisi olarak takdim etmişlerdir. Demirel’in Adalet Partisi, Ecevit’in kısa bir dönemi, Özal’ın Anavatanlı yılları ve Erbakan’ın politikaları, halkı merkeze alan bir yaklaşımın örnekleridir.
Kendisini çevrenin temsilcisi olarak gören ve bu hattı takip eden AK Parti de benzer bir merkez-çevre çatışmasının tarafı olarak ortaya çıkmış ve politikalarını toplumsal taleple eşitleyen bir siyasi pratik ortaya koymuştur. Kesintisiz iktidarın en önemli koşulu olan toplumsal destek, AK Parti’nin iktidarının sürekliliğini temin eden en önemli kriter olmuş ve AK Parti, çevrenin merkezdeki ağırlığını artırmıştır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:39
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Mayıs 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















