12 çarpı 20 artı 50 eşittir güzellik Serdar Tuncer
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Hep mi böyleydi sonradan mı olduğunu bilmediğim ama bu yazı boyunca sizi de ortak etmek istediğim mühim bir derdim var benim. Edebiyat öğrencisiyle sohbet ediyoruz tarih bilmiyor, ilahiyat talebesi şiirden habersiz, doktor asgari din bilgisinden mahrum, mimarın felsefeden behresi yok, hukukçu mûsiki zevkinden ve bilgisinden mahrum, öğretmenin meramını ifade edecek kadar Türkçesi yok, yazar kitap okumuyor; ahvalimiz perişan!
‘Yed-i tûlâ’ her kula nasip olmaz ve herkesten hezarfen olmaz elbet, biliyorum. Ancak herhangi bir dalda ihtisas yapan kimselerin asgari seviyede de olsa lisan, tarih, coğrafya, edebiyat, din, felsefe, şiir, müzik; bilgi ve zevkinden mahrum olmasını da kabullenemiyorum. Çünkü işimiz ve meşguliyetimiz ne olursa olsun hiç olmazsa konuştuğumuz lisana, yaşadığımız coğrafyaya, geldiğimiz tarihe, kurduğumuz medeniyete, inandığımız dine, ürettiğimiz sanata dair bilgi sahibi olmamız omzumuzda bir borçtur. Kendimize, haysiyetimize, insan oluşumuza, işimize, çevremize, ülkemize, mazimize, evlatlarımıza bu hususta borçluyuz. Gel gör ki alacaklarımızın çetelesini tutmaktan borçlarımızı hatırlamaya pek vakit gelmiyor.
Neden böyleyiz?
Cevap basit: Okumuyoruz! İstatistikler, kitap fuarlarının kalabalığı, evlerdeki kütüphaneler, çantamızda taşıdığımız kitaplar ne derse desin, okumuyoruz.
Okumayı öğrenmekle başlıyoruz okumamaya. Son durum 4+4+4 galiba mecburi eğitimde. Her 4’ün kitap okuyamamak için kendince makul ve mazur sebepleri var. Okula alıştı, ödev yapmayı öğrendi, sınava hazırlandı, iyi bir liseye kapağı attı, üniversiteye hazırlanıyor derken on kitap okumadan 12 yıllık mecburi eğitimi tamamlıyor çocuklarımız. Üniversite yılları da haylazlıktı, vizeydi, finaldi diye geçiyor. Eğitim hayatı boyunca 20 iyi kitabı okumadan diploma verdiğimiz gençlerimizden tarih şuuru, şiir zevki, lisan hassasiyeti, tasavvur aidiyeti, öteler tefekkürü, kültür aşinalığı, yarınlar perspektifi bekliyoruz. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Sosyal mecralar, dijital platformlar, oyun konsolları gibi ayartıcıların, yapay zeka ve türevleri gibi tembelleştiricilerin çevremizi kuşatması işimizi hepten zorlaştırıyor. Ama bir şey yapmalı! Sınıf geçmenin bir şartı da senede 20 kitap okumak olsa mesela, olmaz mı? Mecburi eğitim yıllarında her genç 240 kitap okumuş olur, bence şahane! Üniversitede de devam etmeli bu iş. Hangi bölümde okuyor olursa olsun, itinayla belirlenmiş 50 kitabı bitirmeyen, notları ne olursa olsun diplomasını alamasın, bak bunu da sevdim. Etti mi 290 kitap? Bu kadar kitabı hayatının ilk 20 senesinde okuyan bir insan oradan aldığı zevkle başka kitapları da okur mutlaka. 300 kitap okuyan bir doktorla şiir konuşulur; mimarla tarih, edebiyatçıyla din, avukatla felsefe ve bu şahane bir şey olur.
Bakmayın siz çok okumak lazım deyip abartıldığına. Okunacak 500 iyi kitap ya vardır ya yoktur. Bu 500 iyi kitabı dünya nüfusunun belki de ancak yüzde beşi okumuştur. Ben her şeyi okumak yerine iyi kitapları hayatın farklı safhalarında tekrar tekrar okumak gerektiğini düşünenlerdenim. Olmazsa olmaz kitapları bil ve oku, onlar sana daha başka neler okuman gerektiğini öğretir, merak ettirir, hatırlatır zaten. Yeri gelmişken söylemeli, kitap tavsiye eden ve kitap tavsiyesi isteyen dostlar oluyor. Birisine kitap tavsiye edebilmeniz için onu tanımanız, neler okuduğunu bilmeniz, derdinden haberdar olmanız gerekir. Yusuf Hoca ve MTO’nun 100 kitap listesi bu hususun istisnası kabul edilmeli. Zira orada insicamı, derdi ve perspektifi olan bir müfredat var.
İyi bir okur her yeni kitabı okur. Böyle bir zan var yanlış! Hem niye okusun? İyilerini tenzih ederim ama kitap diye raflara konan öyle anlamsız metinimsiler var ki; sayfası için kesilen ağaca, baskısı için kullanılan mürekkebe, basıldığı matbaaya, çalışan işçiye, harcanan zamana, okuyan kişiye yazık. Ağaç, mürekkep, zaman, insan hepsi birden ahirette yazandan davacı olur! Neyini okuyacaksın!
Okumayanın yazması caiz değildir! Yazdıklarından daha az kitap okuyan kişinin yazması cinayettir. Yazmak; yaşamanın, okumanın, tefekkürün, ızdırabın, hissetmenin, hazmetmenin, bedel ödemenin, çile çekmenin neticesinde ortaya çıkabilecek bir eylemdir. O da belki. Bunların hepsini birden yaşayıp hakkını veren nice kimseler vardır ki ya haddini bildiğinden ya kabiliyetini kâfi görmediğinden ya nasip olmadığından yahut da tenezzül etmediğinden yazmaz. Fethi Babayı analım mı? Oku emri vardı ona mutabaat ettik, yaz emri yoktu yazmadık. Böyle dermiş hazretim. Eline kitap almayanın kalem alması yasaklanmalı!
Bazıları hiç yazmasa ama herkes okusa dünya daha güzel ve yeşil bir yer olacak vesselam.
Görüntülenme:104
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















