Ankara24.com
close
up
Menu

Doğum izni kararı resmi gazetede yayınlandı! Resmi Gazete kararları 1 Mayıs 2026: Bugünkü Resmi Gazete yayımlandı mı, 1 Mayıs ta alınan resmi gazete kararları neler?

‘İthal teknede sıfır vergi politikası yanlış’ Sözcü Gazetesi

Bakan Göktaş tan Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi ne ilişkin paylaşım

Zincirleme kazada otomobil takla attı Bolu Haberleri

Küresel Sumud Filosu aktivistleri yaşadıklarını anlattı: Bize hayvanmışız gibi davrandılar

Demir Ege attı, Braga sahasında kazandı

ESHOT duyurdu! 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde ESHOT Genel Müdürlüğü saatleri: 1 Mayıs İzmir ESHOT otobüsleri ücretsiz mi, bedava mı olacak? 1 Mayıs’ta sefer saatleri nasıl düzenlenecek?

Bu barbarlık bir savaş suçu Gündem Haberleri

Son Dakika İstanbul da toplu taşımaya 1 Mayıs engeli

Hatay Büyükşehir Belediyesi, Dörtyol a çok amaçlı salon inşa ediyor Hatay Haberleri

Mesajdan rahatsız olan birader diploma zengini Sözcü Gazetesi

Türk Büyükelçi Cezayir Cumhurbaşkanının köyünde ezan okudu

Toz almanın püf noktaları

Anzer Yaylası nda aç ayılar evleri harabeye çevirdi

Gübre üreticisi açıkladı: Savaş muftağa sıçradı

Trafodan yapılan hırsızlık koca ilçeyi karanlıkta bıraktı Sözcü Gazetesi

Hafta sonu sıcaklıklar çakılacak: Yurt genelinde soğuk ve yağışlı hava uyarısı!

Rizespor, Konyaspor karşısında 3 golle geri döndü!

Sergen Yalçın: Oyuncuları konsantre etmekte zorlanıyoruz!

Defne ilçe jandarma komutanlığı hizmet binasında inşaat çalışmaları sürüyor Hatay Haberleri

Zamanı aşan bir mukavemetin ontolojisi Düşünce Günlüğü Haberleri

Zamanı aşan bir mukavemetin ontolojisi Düşünce Günlüğü Haberleri

Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.

18 Mart’ın bu şanlı yıl dönümünde, başımızı o derin siperlerin manevi ufkuna çevirdiğimizde şunu görüyoruz: Biz, sadece geçmişiyle övünen değil, o geçmişten aldığı güçle geleceği inşa etmeye memur bir milletiz. Çanakkale bize, en güçlü darboğazlardan bile bir “çıkış yolu” olduğunu öğretmiştir.

Doç. Dr. Abdulkerim Diktaş / Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

18Mart, takvim yapraklarından koparıp çıkardığımız sıradan bir tarih değil; bir milletin varlık ile yokluk arasındaki ince çizgide, varlığı “şehadet” ile mühürlediği bir ontolojik sıçrayıştır. Çanakkale, sadece Boğaz'ın serin sularına gömülen devasa zırhlıların enkazı değil, aynı zamanda sömürgeci bir zihniyetin “yenilmezlik” mitinin parçalandığı, insanlık onurunun maddiyat karşısında kazandığı o en muazzam zaferin adıdır. Bugün Gelibolu’nun rüzgârıyla savrulan her bir kum tanesi, bize dün kazanılmış bir zaferden çok, yarın korunması gereken bir “şuur” fısıldamaktadır. Bu şuur, bir medeniyetin karakter beyanıdır. Metrekareye binlerce merminin düştüğü o daracık alanda Türk askeri sadece toprağını savunmamış; aynı zamanda düşmanına dahi “insanlık” dersi vererek savaşın bile bir ahlakı olduğunu dünyaya haykırmıştır.

İNANCIN ÇELİKLE İMTİHANI

Edebiyatın ve tarihin sınırlarını zorlayan bu destan, özünde bir “iman ve imkân” çatışmasıdır. Bir tarafta, Sanayi Devrimi'nin tüm soğukluğuyla şekillenmiş, “üzerinde güneş batmayan” imparatorlukların çelikten kaleleri; diğer tarafta ise cihan harbinin yorgun düşürdüğü ama ruhu hâlâ taze olan Anadolu’nun kavruk çocukları...

Çanakkale, rasyonalizmin ve kaba kuvvetin açıklamakta aciz kaldığı bir “anomali”dir. Lojistik hesaplara, namlu sayılarına ve teknolojik üstünlüğe göre çoktan düşmesi gereken o dar geçit, bir milletin göğsünde aşılmaz bir duvara dönüşmüştür.

Çanakkale’yi anlamak için sadece askeri haritalara bakmak yetmez. Orada, siperler arasındaki mesafenin sekiz metreye düştüğü, yani ölümün kesinleştiği o anlarda, sırasını bekleyen Mehmetçik'in yüzündeki mütevekkil ifadeyi okumak gerekir. Bu ifade, “ölmeden önce ölmek” sırrına erenlerin, fâni olanı bâki olan uğruna feda edişinin estetiğidir. Akif’in o meşhur tasvirindeki gibi, bu mücadele bir “hilal uğruna batan güneşlerin” hikâyesidir. Güneş batar ki, geceyi aydınlatan hilal hürriyetin sembolü olsun.

ZAMANIN RUHU VE MEKÂNIN BELLEĞİ

Felsefi bir düzlemde Çanakkale, tarihin lineer akışına bir müdahaledir. Materyalist dünyanın “Güçlü olan haklıdır” doktrini, Çanakkale’nin sularında ve sırtlarında “Haklı olan güçlüdür” hakikatine çarparak dağılmıştır. Orası, mekânın kutsallaştığı, toprağın artık sadece bir jeolojik kütle olmaktan ziyade, uğrunda “can verilen” bir vatan olduğu yerdir.

Bugün bizler, o topraklarda yatan on binlerce isimsiz kahramanın mirasını omuzlarımızda taşıyoruz. Çanakkale ruhu, bir müze objesi ya da yılda bir kez hatırlanacak bir nostalji değildir. O ruh, her türlü vesayet girişimine, her türlü modern kuşatmaya karşı takınılması gereken dik duruşun; yani “Milli Karakterin” özüdür.

YENİ SİPERLER, YENİ CEPHELER

O günün dretnotları ve zırhlıları, bugün yerini kültürel dezenformasyonlara, ekonomik baskı aygıtlarına ve bizi kendi köklerimize yabancılaştırmaya çalışan dijital illüzyonlara bırakmıştır. Ancak cephenin şekli değişse de savunulması gereken mevzi aynıdır: “İstiklal ve şahsiyet”.

Modern zamanların Çanakkale’si artık sadece coğrafî boğazlarda değil; zihinlerde, teknolojide, sanatta ve ekonomide kurulmaktadır. Eğer bugün bir gencimiz, elindeki teknolojik imkânı vatanının ihyası için kullanıyorsa, o genç Conkbayırı’ndaki ruhu günümüze taşımış demektir. Eğer bir bilim insanımız, “Yapamazsınız” diyenlere inat, insanlığın hayrına bir keşif peşinde koşuyorsa, o Seyit Onbaşı’nın omuzladığı merminin ağırlığını zihninde taşıyor demektir.

Bugünün dünyasında “geçilmez” olmanın şartı; akıl, ahlâk ve adaletle tahkim edilmiş bir medeniyet tasavvurudur. Çanakkale’de Diyarbakırlı ile Edirneliyi, Halepli ile Üsküplüyü aynı gâye etrafında birleştiren o görünmez bağ, bugün toplumsal barışımızın ve geleceğe dair umutlarımızın en büyük teminatıdır.

ŞÜHEDANIN SADASI

18 Mart’ın bu şanlı yıldönümünde, başımızı o derin siperlerin manevi ufkuna çevirdiğimizde şunu görüyoruz: Biz, sadece geçmişiyle övünen değil, o geçmişten aldığı güçle geleceği inşa etmeye memur bir milletiz. Çanakkale bize, en güçlü darboğazlardan bile bir “çıkış yolu” olduğunu öğretmiştir.

Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle yazılan bu epope, Türkiye Yüzyılı’na yürürken yolumuzu aydınlatan en parlak fenerimizdir. Çanakkale ruhunun yol göstericiliğinde bugün adaleti, merhameti ve hürriyeti şiar edinmiş bir ruhun da muhafızlarıyız. Emanete sahip çıkmak, o toprağın üzerinde yükselen değerleri, birliği ve kardeşliği her türlü fitneye karşı tahkim etmeyi gerektirir. Mehmetçiğin o gün siperde gösterdiği cesaret ve feragât, bugün bizim her işimizde, her adımımızda göstermemiz gereken yüksek ahlâkın uydusu gibidir. Bizim için “geçilemez” olan, bu milletin bağımsızlığına kastedilen her türlü kirli emele karşı çektiğimiz settir.

18 Mart’ı anmak, bir izzetin büyüklüğünü kavramaktır. Çanakkale; bitmiş bir savaşın hatırası değildir. Bilakis, hiç bitmeyecek bir uyanışın adıdır. Kim olduğumuzu, hangi bedellerle burada kök saldığımızı hatırlatan bir aynadır. En imkansız görünen anlarda bile pes etmemeyi öğreten bir rehberdir. Gelecek nesillere, bağımsızlığın her şeyin üzerinde olduğu bilincini aktarma sorumluluğudur.

Türkiye Yüzyılı işte bu sarsılmaz temeller üzerinde yükselecektir. 1915’in karanlık gecelerini aydınlatan iman ışığı, bugün laboratuvarlarda, fabrikalarda, sınıflarda ve uzayın derinliklerine gönderdiğimiz araçlarda yanmaya devam ediyor.

Bizlere bu toprak parçasını vatan kılan aziz şehitlerimizin ruhları şâd olsun…

ÇANAKKALE’DEN GAZZE’YE

Çanakkale’deki isimli ve isimsiz mezar taşları, aslında İslam coğrafyasının ve Osmanlı bakiyesinin “DNA haritası” gibidir. Taşa kazınan her isim, bir memleket hikayesidir. Gazzeli Muhammed, Halepli Ali, Bağdatlı Ömer, Üsküplü Hasan, Saraybosnalı İbrahim... Orada, toprağın altında yan yana yatanlar, bugün haritalar üzerine çekilen suni sınırların ne kadar kırılgan olduğunu bizlere fısıldar.

Vaktiyle Çanakkale’yi savunan Gazzeli genç sadece bir ittifakın neferi değildi; o, “evim” dediği medeniyetin kapı eşiğini savunuyordu. Gelibolu’nun barut kokan siperlerinde can veren bir Anadolu delikanlısının son nefesi ile bugün Gazze’nin tozlu sokaklarında yankılanan bir çocuğun çığlığı, aslında “var olma iradesi” dediğimiz aynı ontolojik kaynaktan beslenir. 1915’te hedef, bir imparatorluğun kalbini söküp almaktı. Bugün hedef, bir halkın belleğini ve toprağını haritadan silmektir. Zaman değişmiş, silahlar makineleşmiş, stratejiler siber boyutlara taşınmış olabilir ancak “kuşatılmışlık” hissi aynıdır. Çanakkale’deki siperlerde bekleyen Mehmetçiğin gözlerindeki o hüzünlü kararlılık, bugün vatanını terk etmemek için enkazın başında bekleyen Gazzeli babanın gözlerinde yeniden vücut buluyor. Çanakkale’de Arıburnu’nun dik yamaçlarında etten bir duvar örenlerin ruhu, bugün Gazze’nin zeytin ağaçlarına tutunan ellerde yeniden canlanıyor. Tarih, bu iki coğrafyayı birbirine düğümlemiştir. Zira Gelibolu bir son kale ise, Gazze o kalenin hiç düşmeyen, teslim bayrağı çekmeyen burcudur.

Bu, coğrafyanın bin yıllık kederinin ve direnişinin kesintisiz sürekliliğidir. Bu süreklilikte, 1915’in şarapnel isabet ederek yırtılan üniformaları ile bugün Gazze’de enkaz altından çıkarılan tozlu oyuncaklar aynı trajediye şahitlik eder. İstilacıların teknolojik kibri, Çanakkale’nin sularında “Queen Elizabeth”lerin heybetinde kendisini göstermişti. Bugün ise Gazze’nin semalarında insansız hava araçlarının soğuk vızıltısında yankılanıyor. Ancak demir ve çeliğin, toprağına aşkla bağlı olanların iradesini dövebileceği ama asla yok edemeyeceği unutulmamalıdır.

Çanakkale-Gazze hattı, asırlar boyu sürecek bir direniş estetiğinin ve haysiyetinin haritasıdır. Bu haritada sınırlar cetvelle değil, aynı dava uğruna dökülen ter ve kanla çizilmiştir. Dolayısıyla, Gazze’de yanan her ateş aslında Çanakkale’nin sönmeyen ocağından bir kıvılcım taşır ve bu medeniyetin çocukları, nerede bir kuşatma varsa orada yeni “geçilmez” destanlar silsilesi yazmaya devam edecektir.

ÇANAKKALE’DEN URUMÇİ’YE

Dünyanın gözleri önünde, modern çağın en trajik ve en kapsamlı insan hakları dramlarından bir diğeri, yine bir İslam coğrafyasında yaşanıyor. Doğu Türkistan; halkın dilinin, inancının ve binlerce yıllık kültürel mirasının sistemli bir şekilde silindiği devasa bir laboratuvara dönüşmüş durumda. Sistematik bir kimliksizleştirme politikasıyla karşı karşıya kalan Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıklar, “yeniden eğitim” adı altındaki kamplarda sadece fiziksel özgürlüklerini değil, ruhsal bütünlüklerini de kaybediyorlar.

Bir milleti yok etmek için sadece bedenleri hapsetmek yetmez; o milletin hafızasını, yani dilini ve dinini hedef almanız gerekir. Doğu Türkistan’da camilerin yıkılması, ibadetlerin yasaklanması ve Uygur Türkçesinin eğitimden dışlanması, bu stratejinin temel taşlarıdır. İnsanlar, kendi atalarından miras kalan isimleri çocuklarına veremez, geleneklerini yaşatamaz hale getirilmiştir. Ebeveynleri kamplara gönderilen binlerce çocuk, devlet yurtlarında kendi kültürlerine yabancılaştırılarak büyütülüyor. Bu durum, bir neslin köklerinden koparılması anlamına gelen demografik bir soykırım olarak karşımızda duruyor.

Hem soydaşları hem de dindaşları olarak bizler bugün, Çanakkale-Urumçi hattını zihinlerimizde diri tutmak zorundayız. Çünkü Alçıtepe’den güneşin doğduğu yöne doğru baktığınızda sadece Anadolu bozkırlarını görmezsiniz. Aynı zamanda bakışlarınız binlerce kilometrelik bir “kardeşlik coğrafyasını” aşarak Tanrı Dağları’nın eteklerine, Doğu Türkistan’ın kadim şehirlerine ulaşır. Çanakkale’den Doğu Türkistan’a uzanan bu hat, bir imparatorluğun son savunma hattı ile bir milletin ilk ana yurdu arasındaki kopmaz, çelikten bir sicim gibi uzanır.

Tarih vesikalarında, Hindistan üzerinden devşirilen askerlerin karşısında, onlara kendi dillerinde seslenen ve “Neden kardeşlerinize kurşun sıkıyorsunuz?” diyen Türkistanlı gönüllülerin hikayeleri anlatılır. Doğu Türkistan’dan yola çıkıp Hac vazifesi bahanesiyle ya da gizli yollarla Hilafet merkezini savunmaya gelen o isimsiz kahramanlar, Kaşgar’ın tozunu Çanakkale’nin çamuruna karıştırmışlardır. Onlar için Gelibolu bir boğaz olmanın ötesinde, Türk-İslam dünyasının “namus kilidi”dir.

Çanakkale nasıl ki bir milletin bağımsızlık tapusuysa; Doğu Türkistan’daki zulme karşı yükselen her ses, o tapunun manevi bekçiliğidir. Çanakkale’den bakıp Doğu Türkistan’ı görmemek, gövdeye bakıp kökü unutmaktır.

Bizim için vatan sadece sınır taşı dikilen yer değil; ezanların okunduğu, Türkçenin konuşulduğu ve haksızlığa karşı “dur” denilen her yerdir…

En son güncellemeleri ve haberleri takip etmek için Ankara24.com'ı izlemeye devam edin, biz durumu takip ediyor ve en güncel bilgileri sunuyoruz.
seeGörüntülenme:127
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Mart 2026 04:03 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Doğum izni kararı resmi gazetede yayınlandı! Resmi Gazete kararları 1 Mayıs 2026: Bugünkü Resmi Gazete yayımlandı mı, 1 Mayıs ta alınan resmi gazete kararları neler?

01 Mayıs 2026 01:36see147

‘İthal teknede sıfır vergi politikası yanlış’ Sözcü Gazetesi

01 Mayıs 2026 03:24see140

Bakan Göktaş tan Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi ne ilişkin paylaşım

02 Mayıs 2026 02:08see138

Zincirleme kazada otomobil takla attı Bolu Haberleri

02 Mayıs 2026 00:49see137

Küresel Sumud Filosu aktivistleri yaşadıklarını anlattı: Bize hayvanmışız gibi davrandılar

02 Mayıs 2026 01:26see137

Demir Ege attı, Braga sahasında kazandı

01 Mayıs 2026 00:09see136

ESHOT duyurdu! 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde ESHOT Genel Müdürlüğü saatleri: 1 Mayıs İzmir ESHOT otobüsleri ücretsiz mi, bedava mı olacak? 1 Mayıs’ta sefer saatleri nasıl düzenlenecek?

01 Mayıs 2026 01:11see134

Bu barbarlık bir savaş suçu Gündem Haberleri

01 Mayıs 2026 04:06see134

Son Dakika İstanbul da toplu taşımaya 1 Mayıs engeli

01 Mayıs 2026 00:29see134

Hatay Büyükşehir Belediyesi, Dörtyol a çok amaçlı salon inşa ediyor Hatay Haberleri

02 Mayıs 2026 01:07see133

Mesajdan rahatsız olan birader diploma zengini Sözcü Gazetesi

01 Mayıs 2026 05:26see131

Türk Büyükelçi Cezayir Cumhurbaşkanının köyünde ezan okudu

02 Mayıs 2026 00:36see131

Toz almanın püf noktaları

02 Mayıs 2026 01:10see131

Anzer Yaylası nda aç ayılar evleri harabeye çevirdi

02 Mayıs 2026 00:05see130

Gübre üreticisi açıkladı: Savaş muftağa sıçradı

01 Mayıs 2026 17:04see130

Trafodan yapılan hırsızlık koca ilçeyi karanlıkta bıraktı Sözcü Gazetesi

01 Mayıs 2026 11:07see129

Hafta sonu sıcaklıklar çakılacak: Yurt genelinde soğuk ve yağışlı hava uyarısı!

01 Mayıs 2026 16:33see129

Rizespor, Konyaspor karşısında 3 golle geri döndü!

01 Mayıs 2026 19:17see122

Sergen Yalçın: Oyuncuları konsantre etmekte zorlanıyoruz!

01 Mayıs 2026 22:42see121

Defne ilçe jandarma komutanlığı hizmet binasında inşaat çalışmaları sürüyor Hatay Haberleri

02 Mayıs 2026 01:10see119
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları