Washington ile Tahran arasında kritik diplomatik trafik: “Barış muhtırası” masada, Hürmüz hâlâ kilitli Dış Haberler
Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında yaklaşık 66 gündür devam eden savaş ve gerilim hattında diplomatik çözüm ihtimali güç kazanırken, taraflardan gelen açıklamalar, sahadaki askeri çatışmanın yerini artık çok daha karmaşık bir diplomatik, psikolojik ve jeopolitik mücadeleye bıraktığını gösteriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Washington ile Tahran arasında bir anlaşmanın “büyük ölçüde müzakere edildiğini” açıklaması, küresel piyasalarda ve bölgesel başkentlerde dikkatle izlenirken, İran cephesi aynı süreci farklı bir dille okuyarak bunun bir Amerikan dayatması değil, İran’ın kendi şartlarını kabul ettirdiği bir sonuç olduğunu savunuyor.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca iki ülke arasında bir ateşkes ya da savaşın sona erdirilmesine yönelik teknik müzakerelerden ibaret değil; enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, İran’ın nükleer programı, İsrail’in güvenlik yaklaşımı ve Körfez’in ekonomik geleceğiyle doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir jeopolitik mücadeleye işaret ediyor.
İran Tarihi Sahaya Sürüyor: Roma’dan Trump’a Mesajİran yönetimi, devam eden diplomatik pazarlıkları yalnızca siyasi müzakere diliyle değil, güçlü tarihsel semboller üzerinden de yürütmeye başladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin yaptığı açıklamalar, Tahran’ın bu süreci klasik diplomasi ekseninden çıkararak tarihsel direniş anlatısına yerleştirdiğini gösterdi.
Bekayi, üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Pers topraklarına yönelik askeri seferlerini hatırlatarak, dönemin işgalci gücünün sonunda Perslerle uzlaşmak zorunda kaldığını vurguladı. Özellikle M.S. 260 yılında Roma İmparatoru Valerian’ın Pers Kralı I. Şapur tarafından esir alınmasını gösteren sembolik görselin yeniden dolaşıma sokulması dikkat çekti.
İran’da bu figür son aylarda sıkça kullanılıyor. Amaç açık: İran kamuoyuna ve dış dünyaya, “büyük güçler Pers iradesini kıramadı, bugün de kıramayacak” mesajı vermek.
Bu tarihsel psikolojik savaşın yalnızca geçmişe dönük nostaljik bir anlatı olmadığı da görülüyor. İran yönetimi, ABD ile yaşanan mevcut krizi, klasik bir diplomatik ihtilaf değil; medeniyetler düzeyinde uzun tarihsel direniş zincirinin yeni halkası olarak göstermeye çalışıyor.
Böylece ekonomik yaptırımların yarattığı baskı, savaşın maliyeti, enerji krizinin ülke üzerindeki etkileri ya da askeri riskler yerine; ulusal onur, bağımsızlık ve dış müdahaleye karşı direniş söylemi öne çıkarılıyor.
Hürremşehr Hafızası Yeniden DevredeBu söylemsel mobilizasyonun zamanlaması da dikkat çekici. Çünkü pazar günü İran açısından son derece sembolik başka bir tarih olan Hürremşehr’in Irak işgalinden geri alınışının yıldönümüne denk geldi. İran-Irak savaşının en kritik dönüm noktalarından biri kabul edilen 1982’deki Hürremşehr zaferi, İran devlet hafızasında “yeniden ayağa kalkış” olarak görülüyor.
İran’ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinde bulunan ve Arapça konuşan nüfusun yoğun yaşadığı şehir, savaşın en kanlı cephelerinden biri olmuştu. Sekiz yıl süren savaş boyunca yüz binlerce insan hayatını kaybetmiş, Hürremşehr’in geri alınması ise İran açısından yalnızca askeri değil psikolojik bir kırılma noktası olarak kayda geçmişti.
Devrim Muhafızları’ndan İsrail’e Açık MesajBugün İran yönetimi bu sembolü yeniden canlandırıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey isimlerinden Ahmed Vahidi, Hürremşehr’in kurtuluşunu yalnızca tarihsel bir zafer değil, gelecekteki mücadelelerin modeli olarak tanımladı.
Vahidi açıklamasında, bu zaferin “gelecekteki Hürremşehrlerin kurtuluşu”, “Kudüs’ün özgürleşmesi” ve “Siyonist rejimin çöküşü” için örnek teşkil ettiğini savundu. Bu söylem, İran’ın İsrail’e karşı ideolojik çatışma hattını da mevcut krizle doğrudan ilişkilendirdiğini gösteriyor.
Pezeşkiyan’ın Yeni Cephesi: Basra Körfezi ve Hürmüzİran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise bu sembolizmi doğrudan bugünün jeopolitiğine taşıdı. Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bugünün İran Hürremşehri, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’dır” ifadelerini kullandı.
Pezeşkiyan’ın bu çıkışı, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yalnızca stratejik enerji geçiş noktası değil, ulusal egemenliğin yeni savunma hattı olarak gördüğünü ortaya koydu. İran için mesele artık yalnızca petrol sevkiyatı ya da deniz ticareti değil; doğrudan devlet egemenliğinin ve bölgesel caydırıcılığın parçası.
İran’dan Trump’a Psikolojik Savaş Diliİran’ın dini lider çevresine yakın isimlerden Muhammed Muhbir de son açıklamalarında hem Saddam Hüseyin’i hem de Donald Trump’ı hedef aldı. Muhbir, Saddam’ın İran’ın kapasitesini doğru okuyamadığını ve bunun sonucunda Hürremşehr siperlerinde kaybettiğini savundu.
Benzer şekilde Trump’ın da İran’ın gerçek gücünü anlayamadığını öne süren Muhbir, ABD Başkanı’nın “Siyonist rejinin oluşturduğu siyasi bataklıkta kriz yaşadığını” iddia etti. İran’daki bu söylem, Trump’ı askeri bir rakipten çok siyasi olarak sıkışmış bir lider olarak resmetmeye çalışıyor.
Tahran’ın Diplomasi Formülü: Barış Ama GüçleDiplomatik cephede İran müzakere heyetinin önemli isimlerinden Kazım Garibabadi de dikkat çekici mesajlar verdi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve müzakere heyeti üyesi Garibabadi, Birleşmiş Milletler Şartı’na atıf yaparak saldırıya uğrayan her ülkenin meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurguladı.
İran’ın mevcut yaklaşımını ise “güçle desteklenen barış arayışı, diplomasiyle desteklenen kararlılık” olarak tanımladı. Bu yaklaşım, Tahran’ın klasik müzakere refleksini özetliyor: masaya oturmak ama teslim görüntüsü vermemek.
Washington cephesinde ise daha karmaşık bir tablo ortaya çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri, İran ve çeşitli bölge ülkeleri arasında “barışa ilişkin bir mutabakat zaptının” büyük ölçüde müzakere edildiğini duyurdu.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını belirtti ve bunun küresel enerji piyasaları için büyük rahatlama yaratacağını söyledi. Ancak Trump, anlaşmanın içeriğine ilişkin somut teknik detay paylaşmadı.
Masadaki En Sert Pazarlık: İran’ın Uranyum DosyasıBuna rağmen ABD yönetiminden gelen bilgiler, müzakere masasında yalnızca Hürmüz’ün açılmasının değil, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının tasfiyesi meselesinin de bulunduğunu gösteriyor. ABD’li yetkililere göre prensipte anlaşmaya yakınlaşıldı ancak zenginleştirilmiş uranyumun nasıl çıkarılacağı ya da bertaraf edileceği konusunda teknik detaylar hâlâ tartışılıyor.
Washington’un temel talebi, İran’ın uzun vadeli olarak nükleer silah üretme kapasitesini ortadan kaldıracak kalıcı mekanizma kurulması.
Washington’dan Çelişkili MesajlarAncak Trump daha sonra ton değiştirerek müzakere heyetine “acele etmeme” talimatı verdiğini duyurdu. Truth Social’daki yeni mesajında, İran ile yürütülen görüşmelerin “profesyonel ve yapıcı şekilde” ilerlediğini ancak yanlış yapılmaması gerektiğini vurguladı. Ayrıca bu olası anlaşmanın Barack Obama dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasının tam tersi olduğunu savundu.
Trump, Obama’nın İran’a büyük miktarda para verdiğini ve nükleer silaha açık kapı bıraktığını öne sürerken, kendi anlaşmasının bunun tamamen zıddı olduğunu söyledi.
Tahran’dan İtiraz: Hürmüz Kontrolü İran’da Kalacakİran medyası ise Washington’un çizdiği tabloya sert şekilde itiraz etti. Fars Haber Ajansı, taslak anlaşmanın Hürmüz üzerindeki İran kontrolünü ortadan kaldırmadığını savundu.
Ajans, Trump’ın açıklamalarının gerçekle örtüşmediğini öne sürerek, İran’ın boğaz üzerindeki stratejik kontrolünü koruyacağını belirtti. Bu da tarafların aynı belgeyi tamamen farklı siyasi anlatılarla kamuoyuna sunduğunu gösteriyor.
Körfez’de Kriz Eşit DağılmıyorKrizin bölgesel etkileri ise Körfez ülkelerinde eşit hissedilmiyor. Umman, limanlarının ve terminallerinin çalışmaya devam etmesi sayesinde görece daha az etkilenmiş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise alternatif enerji ihracat hatlarıyla krizin bir kısmını absorbe etmeye çalışıyor.
Suudi Arabistan Yanbu hattını, BAE ise Füceyre terminalini kullanarak Hürmüz bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Ancak Kuveyt, Bahreyn ve Katar için tablo çok daha ağır. Bu ülkeler küresel pazarlardan fiilen izole olmuş durumda ve ekonomik daralma riskiyle karşı karşıya.
GCC İçin Varoluş TestiBu tablo, Körfez İşbirliği Konseyi açısından da ciddi bir varoluş sınavına dönüşüyor. Uzmanlara göre ortak yük paylaşımı ve kriz dayanışma mekanizması bulunmaması, GCC içindeki kırılganlığı artırıyor. Özellikle bazı ülkelerin bireysel pazar payı arayışına girmesi, bölgesel dayanışmayı zayıflatıyor.
Eğer bu eğilim sürerse Körfez ülkeleri birbirleriyle sıfır toplamlı ekonomik rekabete sürüklenebilir.
Petrol Piyasaları Umuda OynuyorEnerji piyasaları ise diplomatik umutları fiyatlamaya başladı. Brent petrol fiyatı yüzde 5’ten fazla düşerek varil başına 97.94 dolar seviyesine geriledi. Ancak buna rağmen savaş öncesine kıyasla hâlâ ciddi şekilde yüksek seviyede bulunuyor.
Analistler, Hürmüz açılmadan gerçek rahatlamanın gelmeyeceğini belirtiyor.
100 Milyon Varillik BekleyişEnerji piyasalarındaki asıl beklenti, mahsur kalan dev petrol hacminin yeniden piyasaya dönmesi. Uzman tahminlerine göre anlaşma sağlanması halinde yaklaşık 100 milyon varillik petrol küresel akışa geri dönebilir.
Ancak Hürmüz kapalı kaldığı sürece günlük 10 ila 11 milyon varillik arz baskısı devam edecek. Bu yalnızca petrol fiyatlarını değil; gübre, gıda, taşımacılık ve küresel enflasyon zincirini de etkilemeye devam ediyor.
Pakistan Sessiz Ama Kritik ArabulucuDiplomatik süreçte Pakistan’ın oynadığı rol de dikkat çekiyor. Başbakan Şahbaz Şerif, yeni müzakere turunun çok yakında gerçekleşeceğini duyurdu.
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ise “anlamlı ilerleme” sağlandığını belirterek olumlu ve kalıcı sonuç umudu taşıdıklarını açıkladı. Böylece İslamabad, Washington ile Tahran arasında kritik arabulucu rolüne yerleşmiş görünüyor.
İsrail Beklemede, Güvenlik Kabinesi Hazırİsrail cephesinde ise dikkat çekici sessizlik hâkim. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun güvenlik kabinesini toplaması beklenirken, İsrail medyasında Tel Aviv’in bu anlaşmadan rahatsız olduğu yönünde değerlendirmeler yer alıyor.
İsrail’in, Washington’un İran’a fazla taviz vermesi halinde savaşın yeniden başlamasını gündemde tutabileceği yorumları yapılıyor.
İngiliz Donanması Harekete Geçmeye HazırSahadaki askeri hazırlıklar da diplomatik beklentilere paralel sürüyor. İngiliz donanması, Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme operasyonuna katkı vermeye hazır olduğunu açıkladı.
Yüzlerce İngiliz denizcinin emir beklediği, Fransa ile koordineli uluslararası güvenlik operasyonu planlandığı bildirildi. Bu da Batı’nın Hürmüz krizini yalnızca diplomatik değil, askeri lojistik mesele olarak da değerlendirdiğini ortaya koyuyor.
Ateşkes mi, Yeni Perde mi?Son tabloya bakıldığında, savaşın tamamen sona erip ermeyeceği hâlâ belirsiz. Masada “barış mutabakatı” konuşuluyor olabilir.
Ancak Hürmüz hâlâ tam anlamıyla açılmış değil, uranyum meselesi çözülmüş değil, İran kendi zafer anlatısını kuruyor, Washington kendi diplomatik başarısını ilan ediyor, İsrail ise sonucu dikkatle izliyor. Görünen o ki, savaşın sıcak cephesi yavaşlamış olsa da jeopolitik mücadele yeni ve daha karmaşık bir evreye girmiş durumda.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:108
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 25 Mayıs 2026 10:47 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















