Türkiye AB ye giremedi ama içten fethetti: Türkiye nin Avrupa daki sessiz nüfuz savaşı
Ankara24.com, Haber7 kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Türkiye AB'ye giremedi ama içten fethetti: Türkiye'nin Avrupa'daki sessiz nüfuz savaşı
GİRİŞ 06.06.2026 11:23 GÜNCELLEME 06.06.2026 11:25
İlk Yorum Yapan Sen Ol
Haber7-ÖZEL
İsrail merkezli Times of Israel’de Shay Gal tarafından kaleme alınan bir analizde, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri diplomatik bir çıkmaza girmişken, Ankara'nın Brüksel'in bürokratik engellerini aşarak Avrupa kıtasında benzersiz bir sivil ve dini yapılanma kurduğu iddia etti. Türkiye'nin AB'ye kurumsal olarak katılamasa da geliştirdiği işlevsel entegrasyon modelleriyle Avrupa toplumlarının kılcal damarlarına kadar sızdığı ve kıtada adeta paralel bir yönetim mekanizması inşa ettiği belirtildi.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım süreci uzun yıllardır kağıt üzerinde donmuş bir dosya olarak bekletiliyor. Bugüne kadar açılan on altı müzakere başlığından sadece bir tanesinin geçici olarak kapatılabilmiş olması, sürecin fiilen sona erdiğini gösteriyor. Kıbrıs meselesi gibi çözümsüz kalan diplomatik krizler, Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engellerden biri olarak kalmaya devam ediyor. Ancak üyelik kapıları kapalı olsa da Türkiye'nin Avrupa içindeki nüfuz kanalları sonuna kadar açık duruyor.
DİYANET: DEVLETİN STRATEJİK KURUMUAnalizde, Ankara'nın Avrupa'daki en güçlü ve organize enstrümanı, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak öne çıkıyor. Avrupa ülkelerinin uzun süre sadece dini bir organizasyon olarak değerlendirdiği bu kurum, aslında sınır ötesine yansıtılmış devasa bir devlet idaresi olarak işlev görüyor. Diyanet'in 2025 yılı için önerilen bütçesinin 130 milyar Türk lirasını aşması, bu yapının sıradan bir dini kurum olmadığını, aksine stratejik bir devlet aygıtı olduğunu gözler önüne seriyor. Kurumun 2024 ile 2028 yıllarını kapsayan stratejik planı; büyükelçilikler, konsolosluklar, dini danışmanlar, ataşeler ve dernekler aracılığıyla diasporayı doğrudan Ankara'ya bağlamayı hedefliyor. Kullanılan dil dini olsa da yürütülen faaliyetlerin tamamen siyasi bir amaca hizmet ettiği belirterek Türk devlet aklına dikkat çekti.
En bariz örnek olarak Almanya’yı gösteren Gal, “2023 yılnda Berlin ve Ankara, Almanya’da imam yetiştirmeyi ve Türk devlet memuru imamların görevlendirilmesini kademeli olarak azaltmayı amaçlayan bir anlaşma imzaladı” ifadelerini kullandı.
Bugün Avrupa genelinde Türk kökenli 5 milyondan fazla insan yaşıyor. Sadece Almanya'da üç milyona yakın kişinin Türkiye ile göç bağı bulunurken, 2024 verilerine göre AB genelinde Türk vatandaşlarına ait yaklaşık 2 milyon oturum izni bulunuyor. Bu nüfus, Avrupa'nın asli bir parçası olmasına rağmen, Ankara'nın bu kitleyi sınır ötesi bir idari alan gibi yönetme çabası Avrupa devletlerinde egemenlik tartışmalarını tetikliyor. Gal’ın analizinde dikkat çeken bir diğer husus, 2023 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok Avrupa ülkesinde Türkiye genelinden çok daha yüksek oy oranlarına ulaşması bu durumun en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. Konsolosluklar, camiler, dernekler ve kültürel merkezler aracılığıyla yürütülen organize mobilizasyon, sandık sonuçlarını doğrudan etkiliyor.
Türkiye'nin Balkanlar, Afrika ve Kuzey Kıbrıs'ta yürüttüğü kültürel, dini ve eğitim faaliyetleri "fetih değil, yeniden yerleşme" olarak nitelendirildi. Analizde, Türkiye'nin camiler, okullar, burs programları, kültür merkezleri ve dini kurumlar aracılığıyla nüfuz alanını genişlettiği öne sürülürken, özellikle Arnavutluk'ta Türkiye tarafından finanse edilen cami projeleri ile Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı ve Diyanet'in faaliyetleri örnek gösterildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türk Devletleri Teşkilatı'nda gözlemci statüsü kazanması da Ankara'nın "paralel meşruiyet inşası" olarak yorumlandı.
Avrupa Birliği, bugüne kadar pazar kurallarını ve ticareti düzenleme konusunda gösterdiği başarıyı artık yabancı devletlerin sivil nüfuz operasyonlarına karşı da göstermek zorunda kalıyor. Avrupa Komisyonu tarafından 2023 yılı aralık ayında sunulan “Demokrasiyi Savunma Paketi”, üçüncü ülkeler adına yürütülen lobicilik ve temsil faaliyetlerinin şeffaflaştırılmasını öngörüyor.
Analistler, Türkiye'nin Avrupa toplumlarına sızmak için herhangi bir askeri güce veya siber saldırıya ihtiyaç duymadığını, aksine Avrupa'nın kendi özgürlüklerini, dernekleşme haklarını ve çoğulculuğunu kullanarak meşru bir zemin elde ettiğini vurguluyor. Avrupa'nın gelecekteki egemenliği, bu gri alanlardaki nüfuz operasyonlarını ne ölçüde kontrol altına alabileceğine bağlı görünüyor.
Gal, Türkiye’nin AB’ye farklı bir şekilde girdiğini şu sözlerle ifade etti:
“Türkiye Avrupa'ya girmekte başarısız olmadı. Oraya farklı bir yoldan girdi. Kurumlar içinde değil. Fonksiyonlarda. Anlaşmalar yoluyla değil. Aktarımlar yoluyla. Üyelik yoluyla değil. Kontrol yoluyla. Türkiye AB’ye girmeyi beklemiyor. O, şimdiden kendi konumunu sağlamlaştırmış durumda. Ağırlık merkezi değişti. Avrupa uyum sağlamalı.”
Mücahit Çetin Haber7.com - Editör
Editör Hakkında 1993 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olduktan sonra Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Medya kuruluşlarında gündem ve özel haber editörü olarak görev aldı. Halen Haber7’de özel haber editörü olarak çalışıyor.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
GÖNDER
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:49
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Haziran 2026 11:25 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















