‘Toksik olan aşk değil, ilişkiler’
Hurriyet sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Yurtdışında yaşıyor ama yılın çoğu vakti konserleri ve projeleri için Türkiye’de. Onunla bir konser maratonu arası için sözleştik. Tam bir rock star karizmasına sahip. Bir yanıyla da sakin ve derin. Ve her zamanki gibi yakışıklı. Demir Demirkan’la başlıyoruz muhabbete...
◊ ‘Zamanda Saklı’ isimli yeni albümünü çıkardın. Herkesin bir şarkı yayımlarken bile düşündüğü dönemde 10 şarkı yapmak ne kadar akıllı işi?
Dediğinde yerden göğe kadar haklısın. Şu anda single dünyasında yaşıyoruz. Ama bunun albüm olmasının bir sebebi var.
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
◊ Nedir o?
İki sene önce ilk romanım ‘Zamanda Saklı’yı çıkardım. Romanı yazdıktan sonra oradaki hikâyeden esinlenip bir de albüm oluşturmak istiyordum. Tek şarkıyla olmazdı çünkü romandaki karakterleri, bütün olayları, başlarından geçenleri betimlemek için bir albüme ihtiyacım vardı. Beş şarkı belli aralıklarla single olarak çıktı ve şimdi üzerine beş şarkı daha eklendi; 10 şarkılık albüm olarak yayımlandı. Hâlâ rock’ta ve heavy metal’de albüm, hatta CD, plak bekleyen bir kitle var. Popun dışında albüm gibi bütün bir iş yaptığın zaman insanlar tamamını sahiplenmek istiyor.
◊ Albüm demek bir yandan hikâye demek. Kitaptan doğan bu iş bize ne anlatıyor?
‘Zamanda Saklı’ dört kitaptan oluşan bir serinin ilk kitabı. Dört kitap olmasının sebebi de dört insani temel kavram işlemesi. İlk romanda aşk temasını işledim. Aşkın zamansızlığını, sağaltıcılığını ve iyileştirici gücünü... Aşkın iki insan arasında olan kısmı değil de aşk halinde olmaktan bahsediyor aslında. Benim lisede transandantal meditasyonla başlayan; Çin, Japonya ve Tayland’a falan uzanan bir hikâyem var. Gidip oradaki ustalardan ders aldım. Çıktısını da sanatla vermek istedim. Bu albüm de dediğim gibi ilk kitapla bağlantılı ama böyle bir projeden haberiniz olmadan da şarkıları tek tek dinlediğinizde anlamları olan şarkılar.
◊ Diğer üç kavram ne?
Onlar şimdilik gizli.
◊ “Aşkın iyileştirici gücü” dedin. Toksik ilişkiler çağında aşkın iyileştirici gücü olduğuna inanıyor musun?
İnanıyorum. Toksik olan aşk değil, ilişkiler. O toksik ilişki de maalesef toksik egolarımızdan kaynaklanıyor. Toksik bir ortamda büyümek zorunda kalan insanlar, toksik karakterler geliştirebiliyor ve bunun sayısı arttıkça da ilişkilerin içinde birbirlerini desteklemeyen insanlar bir araya gelebiliyor. Yani aslında insanın aşk halinde olabilmesi için kendi içinde bir yolculuğa çıkıp, katılaşmış egoyu kırıp içindekini keşfetmesi gerekiyor. Böyle biri de karşısındakine baktığı zaman onun egosunu aşıp içindeki ruha bakabiliyor.
◊ O kadar derin anlatıyorsun ki... Ama artık uygulamalarda sağa-sola kaydırıp eşleşilen ilişkiler yaşanabiliyor. Sence anlattığın kadar derin aşklar günümüzde ne kadar var?
Bunun olmadığı bir dünyada hayat olmaz. Gerçekten yaşam gücünün özüne baktığın zaman o aşk hali var. Başka türlü canlılık söz konusu olamaz.
◊ Peki, albümün adından yola çıkarak sorayım; zamanda neler saklı?
Zaman kavramı çok enteresan. Mesela bir konsere gittim diyelim, sana dün yaşananlardan bahsederken aslında bahsettiğimiz her şey şu anda gerçekleşiyor, zaman dediğimiz şey bu, şu anda saklı.
◊ Bir şarkın ‘Tesadüfler Tercihtir’. Romanda tesadüf konusu çok işleniyor. Tesadüflere inanır mısın?
Ben hiçbir şeyin sebepsiz tezahür ettiğine inanmıyorum.
◊ Kaderci değil misin?
Sokakta yürürken bir şey gördün ya da başına bir şey geldi diyelim. Onun sebep-sonuç ilişkilerini geriye doğru takip ettiğinde tarihin başına kadar ilerleyebilirsin. Hiçbir şeyin boşu boşuna olmuşluğu mümkün değil. Yani senin tesadüf dediğin şeyin bir sebep-sonuç ilişkisi var. Onun için bilinçaltımızda bazı tesadüfleri yaşayalım diye aslında kendimize ortamlar hazırlıyoruz. Dolayısıyla bunların tercih olduğunu düşünüyorum, belki de bilinçsiz tercihler.
‘ALTIN KAŞIKLARLA YEMEK YEMEDİM, ÇAMURDA ÇİVİ OYNAYAN BİR ÇOCUKTUM’
◊ Pop müzik yapmaya fiziğin uygun, bir pop star olabilirdin. Hiç bu aklına geliyor mu?
Benim kumaşımda o yok. Hayata bakışımda da ve büyürken dinlediğim müziklerde de aslında pop yok. Bütün arkadaşlarım Samantha Fox dinlerken ben Pink Floyd dinlerdim.
◊ Aslında pop şarkıların var. En önemlilerinden biri de ‘Everyway That I Can’ gibi bize ilk ve tek Eurovision birinciliğini kazandıran şarkı... Mesela pop dinlemeyen biri olarak o şarkıyı nasıl yazdın?
O 2002’lerin modern popuydu. Ve biraz etnik öğeler vardı içinde. Formülize edilince yazılıyor. O şarkı çok kısa sürede çıktı. Müziği 15-20dakikada, sözlerini de herhalde bir günde yazmıştım. Komplike bir müzik değil zaten.
◊ Ama kalbe dokunuyordu...
Evet, Adana’da doğdum, İzmir’de büyüdüm. Sırça saraylarda altın kaşıklarla yemek yemedim. Çamurda çivi oynayan bir çocuktum, yani ben Türk insanın dokusunu biliyorum.
◊ Yaptığın şarkılar hâlâ dinleniyor. Neden günümüz hit’leri daha hızla unutuluyor?
Bu hep vardı biliyor musun? Yeni bir şey değil. Bir şey feci trend olur. O sırada kalıcı işleri olanlar evde oturuyorlar. Öbürleri en büyük konserleri veriyorlar. Biri çok hızlı tüketilen periyotlarda bir iş yapıyor ama kalıcı olanın periyotları çok uzun. Okyanus dalgasıyla göl dalgaları arasındaki farkı düşün. Yani okyanus dalgaları çok büyük ve aralıkları çok geniştir. Bu, efor, zaman, sabır isteyen bir şeydir. Onu büyütürsün. Ama ben hızlı yapayım, hızlı bitsin, voliyi de vurayım dediğin zaman onun unutulması da o kadar hızlı oluyor. Benim yolum öbürüydü. Ben her zaman içsel değerlere daha önem veren biriyim. Yoksa bir hit yazayım, dans edeyim, klipte kızlar olsun, oradan yürürüz, reklam çekeriz... Bunlar bana göre değil. Süreklilik bana daha değerli geliyor. Çünkü seyirciyle daha derin bir bağ kurabiliyorum.
‘O KADAR SIĞ OLMAYI KENDİME YAKIŞTIRAMADIM’
◊ 35 senedir hayatımızdasın, gerçekten rock star gibi mi yaşadın?
Yaşadım ama bence her rock star farklı yaşıyor. Bildiğin stereotip rock star her gün içer, kadınlarla beraber olur, sonsuz parası vardır ve bu çok büyük bir klişedir. O klişe yüzünden de kaç tane gerçek yeteneği 27 yaşında kaybettik.
◊ Buna inanıp peşinden mi gidiyorlar?
Evet, o gerçekten çakma bir klişe. Öyle yaşamış insanlar da var ama rock star olmadan da öyle yaşamış insanlar var.
◊ Peki, sen nasıl yaşadın?
Tabii ilk başta o özgürlük ve sonsuz fırsatlar dünyası çok cazip geliyor. Ergen aklınla bütün hormonların patlamışken “Ben ben ben” diye ortada dolaşıp dünyanın bütün nimetlerinden faydalanmak istiyorsun ve rock star olmak sana bunu sağlıyor. Şöhretin sana getirdiği ekonomik özgürlüktende faydalanmak istiyorsun. Nerede akşam orada sabah... O başka bir kafa. Ben o kadar sığ olmayı kendime yakıştıramadım.
◊ Sen hep yakışıklı mıydın?
Bilmiyorum. Yakışıklılığın tarifini bana yaparsan bu soruyu cevaplayacağım.
◊ Yakışıklılık işte! Çekici, ilgi gören, daha farklı...
Ben Adana’da doğdum. Kızıl saçlı bir Adanalı olarak arkadaşlarımdan farklıydım. Bu da bende büyürken farklı bir psikoloji yarattı. Ötekileştiriliyorsun, tekilleştiriliyorsun. Hatta hakaretler ediliyor. Bu o kadar büyük bir karmaşa ki. Ve seni içine döndürüyor. Benim dilsiz falan olduğumu düşünüyorlarmış, o kadar sessizdim. Sonra saçlarım sarardı, tipim de değişikti, anne tarafım Ukrayna’dan... Lisede ergenliğin verdiği o özgün ve tekil görünüşe gitar da eklendi. Sadece benim görünüşümle tekilleştirmesinler diye altını doldurmaya çalışıyorsun. Söz ve besteler yapmaya başladım. İşe de yaradı, bir yatkınlığım da varmış. Dolayısıyla ben yakışıklıyım gibi bir kafayla büyümedim. Sadece farklı olduğumu biliyordum. Onun verdiği cesaretle gruplar kurup, gitar çalıp şarkı söylemeye başladım. Seyirciden destek gördükçe, bütün niyetim onların işlerimi beğenmesi oldu. Şimdi de yakışıklıdan ziyade ‘Bu adamın ruhu başka, söyledikleriyle, yazdıkları ve çaldıklarıyla bize farklı şeyler katıyor’ gibi bir yerden yürümek bana çok daha cazip geliyor.
‘İFTİRAYLA ÜZERİNE YAPIŞTIRILMIŞ BİR ETİKETTEN SIYRILMAK KADAR ZOR BİR ŞEY YOK’
◊ Oğlun Atlas 10 yaşında. Babalık nasıl gidiyor?
İyi gidiyor. Oğlumuz için elimden geleni yapıyorum. Bütün hissimi, kalbimi, bilgimi, beynimi, aklımı çocuğumu doğru yetiştirmek için kullanıyorum.
◊ Bir dönem New York’ta yaşıyordun...
Şimdi Lizbon’dayım. Ama hemen hemen altı ay burada, altı ay oradayım. Çok gelip gidiyorum.
◊ Orada ve buradaki hayatın arasında nasıl farklar var?
İkisi çok farklı. Bir aile babası olup başka bir ülkede kimsenin seni tanımadığı, rock star gibi olmadığın bir durum. Kültür, dil farklı. İlk başlarda daha zordu. Şimdi alıştım.
◊ Peki, en başta her şeyi bırakıp Amerika’ya neden gittin?
Çocuk olunca sanki hayatına o hâkim oluyormuş gibi bir şey oluyor. Hele bebekken öyle bir kafaya giriyorsun. Onu koruma, iyi büyütme, daha iyi bir gelecek verebilmek için ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde o yolu seçtik. Ve bunu kariyeri yok etme pahasına yaptım. 10 sene sahnelerden uzak kaldım.
◊ Geçen 35 yılın bir muhasebesini yapsan en yanlış anlaşıldığın şey ne oldu?
Popüler olduğunda yanlış anlaşılmak o kadar kolay ki. Günah keçisi vaziyetine düştüğün zaman, sen ağzınla kuş tutsan, bütün doğruları da söylesen konuştukça batıyorsun. Topluluk, kendi içindeki rahatsızlık neyse, onu sana yükleyip, seni günah keçisi ilan edip linç ettiğinde de, kendi yaralarının iyileşeceğini düşünerek o içgüdüyle seni bir sürgüne yolluyor. Bu sürgünü mecaz anlamda söylüyorum. Ama bunun çapı önemli; büyük oranda bir şey yaşıyorsan onu kaldırması kolay olmuyor. İftirayla, doğru olmayan bir gerçeklik algısıyla üzerine yapıştırılmış bir etiketten sıyrılmak kadar zor bir şey yok. O cehennem yolundan yürüyeceksin, diğer taraftan çıkana kadar...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:52
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 04 Temmuz 2026 08:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















