TGC’den Gazetecilikte İşsizlik Krizi toplantısı: Basında sistematik işten çıkarma ifade özgürlüğünün toplu tasfiyesidir!
Ankara24.com, T24 kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
T24 Haber Merkezi
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle 9 Ocak 2026 Cuma günü saat 14.00’te Burhan Felek Konferans Salonu’nda “Gündem Gazetecilikte İşsizlik Krizi” başlıklı bir toplantı düzenledi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), gazetecilikteki işsizlik oranının yaklaşık yüzde 30 seviyelerine ulaşmasının, mesleğin geleceği açısından yarattığı riskleri Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında düzenlediği bir toplantıyla gündeme taşıdı. “Gündem: Gazetecilikte İşsizlik Krizi” başlıklı toplantı, 9 Ocak 2025 Cuma günü saat 14.00’te, TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, gazetecilik alanındaki işsizlik oranını artıran sansür, kayyım atamaları, siyasi ve ekonomik baskılar ele alındı. Toplantıda gazetecilik mesleğinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal sorunlara dikkat çekildi.
Vahap Munyar: Basın özgürlüğü demokratik hukuk devletinin ayrılmaz bir parçasıdırToplantı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar’ın açılış konuşmasıyla başladı. Başkan Vahap Munyar konuşmasında şu başlıklara dikkat çekti:
“10 Ocak 1961, Türk basın tarihi açısından olduğu kadar, Anayasa ile güvence altına alınmış basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün kurumsallaşması bakımından da simgesel bir öneme sahiptir. Demokratik toplum düzeninin temel taşlarından biri olan halkın haber alma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi, bu hakkı sağlayan gazetecilerin sosyal, ekonomik ve mesleki güvencelere sahip olmasıyla mümkündür. Bu anlayış doğrultusunda hazırlanan 212 Sayılı Basın İş Kanunu, 65 yıl önce yürürlüğe girerek basın emekçilerinin çalışma koşullarını hukuki güvence altına almıştır. Ne yazık ki sonraki yıllarda, 212 sayılı yasanın etkin biçimde uygulanmaması ve yaptırım gücünün zayıflatılması, gazetecilerin kazanılmış haklarının fiilen aşınmasına yol açmıştır. Oysa Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, yasaların yalnızca varlığını değil, etkili biçimde uygulanmasını da zorunlu kılmaktadır. Özlük haklarının gerilemesi, gazetecilerin sendikal örgütlenme hakkının zayıflatılmasına neden olmuş; bu durum Anayasa’nın 51. maddesi ile güvence altına alınan sendika hakkı açısından da ciddi sorunlar yaratmıştır. Haksız gözaltılar, tutukluluk uygulamaları, sansür, Basın İş Kanunu dışında çalıştırma, düşük ücretler, sendikasızlık ve yaygın işsizlik, basın sektörünün en ağır sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. Bu uygulamalar, ölçülülük ve demokratik toplumda gereklilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Cezaevinde bulunan gazeteciler ile haklarında süren davalar ve adli kontrol uygulamaları, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratmaktadır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, hukukun üstünlüğü ilkesinin, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün etkin biçimde güvence altına alındığı; gazetecilerin mesleklerini özgür, bağımsız ve güvenceli koşullarda yapabildiği bir Türkiye umudumuzu kararlılıkla koruyoruz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak, üyelerimizin ve tüm meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyoruz.”
Toplantının moderatörlüğünü TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş üstlendi. Programda; gazeteciler Bülent Biricik, Mustafa Aşcıoğlu, Zeynel Lüle, Uğur Güç ile TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü alanındaki gerilemeyi, yüksek işsizlik oranları ve mesleki güvencesizlik bağlamında değerlendirdi.
Sibel Güneş: Gazetecilik en düşük sendikalaşma oranının olduğu iş kollarından biridirTGC Genel Sekreteri Sibel Güneş konuşmasında Basın İş Yasası’nın sağladığı güvencelerin uygulamada etkisinin azaldığına dikkat çekti:
“Aradan geçen 65 yıllık süreçte, bu yasal kazanımların önemli ölçüde gerilediği; Basın İş Yasası’nın sağladığı güvencelerin uygulamada etkisizleştirildiği görülmektedir. Sendikalaşma hakkının fiilen kullanılamaz hale gelmesi, taşeron ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, toplu işten çıkarmaların olağanlaşması basın emekçilerinin çalışma koşullarını ağırlaştırmıştır. Son yıllarda binlerce gazetecinin işsiz kalması, sektörün yapısal sorunlarının derinleştiğini açıkça ortaya koymaktadır. 20 işkolu içinde “Basın, Yayın ve Gazetecilik” %13,13 örgütlülük oranı ile sendikalaşmanın en düşük olduğu iş kollarından biridir. Resmi verilere göre 2023 yılında da gazetecilik mezunları (%12,7) ile en yüksek işsizliğe maruz kalan üçüncü gruptur. Son yıllarda medya kuruluşlarına kayyım atanması uygulamaları, basın özgürlüğü ve medya bağımsızlığı açısından ciddi kaygılara yol açmaktadır. Medya organlarının yönetimlerine idari ya da yargısal yollarla müdahale edilmesi; yayın politikalarının değiştirilmesi, editoryal bağımsızlığın ortadan kaldırılması ve gazetecilerin iş güvencesinin zayıflatılması sonucunu doğurmaktadır. Kayyım uygulamaları, basının kamusal denetim işlevini sekteye uğratmakta; çoğulculuğu ve çok sesliliği zayıflatmaktadır. Kayyım atanan medya kuruluşlarında yüzlerce gazeteci işten çıkarılmıştır. Demokratik hukuk devletlerinde esas olan, medya kuruluşlarının ekonomik ve yönetsel sorunlarının basın özgürlüğünü ihlal etmeyecek, ölçülü ve şeffaf yöntemlerle ele alınmasıdır. Aksi uygulamalar, oto sansürün yaygınlaşmasına ve toplumun tek yönlü bilgiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.”
Bülent Biricik: İşini kaybeden basın emekçisi yargıya gitmekten çekiniyorFlash TV’ye kayyım atanmasının ardından işten ayrılan gazeteci Bülent Biricik de işsiz kalan gazetecilerin haklarını aramaktan bile çekinir hale geldiğine işaret etti: Biricik konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Kayyım atamalarıyla şekillenen medya düzeni her geçen gün daha örgütlü ve kalıcı bir yapıya bürünüyor. TMSF üzerinden el konulan yayın kuruluşları, yüzlerce gazeteciyi güvencesizliğe sürükledi. İşini kaybeden basın emekçileri, haklarını aramak için yargıya gitmekten çekiniyor. Çünkü sektörde hâkim olan iklim, dava açanın dışlanacağı ve bir daha iş bulamayacağı kaygısını derinleştiriyor. Bu tablo, basın özgürlüğü tartışmalarını büyütürken, mesleğin geleceğine dair endişeleri de artırıyor."
Mustafa Aşcıoğlu: Gazetecilik kamusal bir değer olarak yeniden tanımlanmalıdırTV100’den ayrılan gazeteci Mustafa Aşcıoğlu ise konuşmasında işsizlik sorununun gazeteciliğin geleceğini nasıl etkilediğine ve etkileyeceğine yer verdi:
“Türkiye’de gazetecilikte yaşanan işsizlik krizini yalnızca ekonomik bir daralma olarak değil, mesleğin yapısal çöküşü ve bir kuşağın sistemli biçimde mesleksiz bırakılmasıdır. Türkiye’de bugün yaklaşık 60–65 iletişim fakültesi bulunmaktadır ve bu fakültelerden her yıl 8 bin ila 10 bin öğrenci mezun olmaktadır. Buna karşılık, ulusal ve ana akım medyada güvenceli ve sürekli istihdam edilen gazeteci sayısı birkaç yüzle sınırlıdır. Bu yapı, her yıl mezun olan binlerce genci istihdam edecek kapasiteye sahip değildir. Sonuç olarak, gençler daha mesleğe adım atmadan işsiz kalmakta ya da meslekle ilgisi olmayan alanlara yönelmek zorunda bırakılmaktadır. Medya kuruluşlarının, patronların farklı ticari ya da siyasi hedefleri için araçsallaştırılması, nitelikli gazetecilerin sistem dışına itilmesine yol açmıştır. Liyakat esaslı olmayan yönetici atamaları, haber kalitesini düşürmüş, meslek içi huzursuzluğu artırmış ve medyaya duyulan toplumsal güveni zedelemiştir. İşsizlik tehdidi, gazeteciler üzerinde yaygın bir oto-sansür mekanizması yaratmış; gazetecilik mesleği giderek editoryal cesaretten uzaklaşmıştır. Gazetecilikte işsizlik bireysel başarısızlıkların değil, yanlış medya politikalarının, ekonomik baskıların ve yapısal sorunların ürünüdür. Çözüm; güvenceli istihdamın sağlanması, sendikal hakların güçlendirilmesi, yerel medyanın desteklenmesi, liyakat esaslı yönetim anlayışının benimsenmesi, medya sahipliğine standart getirilmesi, iletişim fakültelerinin yeniden yapılandırılması ve gazeteciliğin kamusal bir değer olarak yeniden tanımlanmasından geçmektedir. Bu süreçte başta TGC olmak üzere meslek örgütlerinin rolü hayati önemdedir; çünkü bu kriz ancak dayanışma ile aşılabilir.”
Zeynel Lüle: İşsiz kalan her gazeteci toplumun susturulan sesidirTele1 Ankara Temsilcisi iken Tele1’e kayyum atanması nedeniyle işten ayrılan Zeynel Lüle ise konuşmasında gazetecilerin işsizliğinin, medya kuruluşlarının kapanmasının toplumu nasıl etkilediğine dikkat çekti:
“Gazetecilikte işsizlik, rakamlardan ibaret bir tablo değil; mesleğin kalbine dokunan bir yara. Bugün binlerce gazeteci, kalemini ve sesini susturmak zorunda bırakılıyor. Bu yalnızca bireysel bir dram değil, toplumun haber alma hakkının sessizce elinden alınmasıdır. Dijitalleşmenin hızına yetişemeyen geleneksel medya, tekelleşmenin baskısı ve ekonomik krizler, gazetecileri işsiz bırakırken aynı zamanda siyasi baskı nedeniyle özgür haberciliğin alanını daraltıyor. İşsizliğin gazeteciler üzerindeki insani ve etik etkilerini, mesleğin onuruyla nasıl kesiştiğini ve geleceğe dair hangi çıkış yollarını arayabileceğimizi konuşmalıyız. Çünkü işsiz kalan her gazeteci, aslında toplumun susturulan bir sesidir.”
Uğur Güç: TMSF 33 medya şirketinin patronu olduTürkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreter Yardımcısı Uğur Güç ise kayyım uygulamalarının toplumun özgürlüğünü nasıl etkilediğine vurgu yaptığı konuşmasında şunları söyledi:
“2025 yılında siyaset alanı yeniden şekillenirken medya sektöründeki el değiştirmeler büyük tartışmalara neden oldu. Ekonomik sıkıntılara rağmen medya sektöründe dijital mecralar çoğalırken yeni patronlar sektöre giriş yaptı. Bu patronların yasadışı bahis, kara para aklama gibi suçlara bulaşmış veya mafya bağlantılı isimlerle ilişkili olduğu sonradan anlaşıldı. Açılan soruşturmalar sonucunda TMSF eliyle medyayı yeniden şekillendirecek operasyonlar başladı. İlk önce 14 Mart 2025’te TMSF, Flash TV’ye el koydu. Kanalı satın alan Erhan Kork yasadışı bahis operasyonunda tutuklandı. TMSF, 1 Ağustos’ta da Erkan Kork’a ait Papara’nın yüzde 70 ortağı olduğu Ekotürk’e kayyım atadı. Böylece medyadaki yeni el değiştirme operasyonlarına girişildi. TMSF Habertürk, Show TV, Bloomberg HT, HT Spor, Gain Medya’ya el koydu. Sektörde tüm bu suçlamalardan farklı bir el koyma olayı daha gerçekleşti. TELE1 TV’ye kayyım atandı. TELE1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındı. Daha sonra TELE1 kanalına İstanbul Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kayyım atandığı bildirildi. Böylece TELE1 TV ve Silivri’de hapiste iddianamenin hazırlanmasını bekleyen Merdan Yanardağ susturulmuş oldu. TMSF ise 33 medya şirketinin patronu oldu ve bu şirketler TMSF’nin kadrolu bir kayyımı tarafından yönetiliyor. Bizim örgütlenmeye ihtiyacımız var. Meslek büyüklerimizin yaptıkları ortada. Altan Öymen ve arkadaşları bir araya gelerek ANKA ajansını kurmuşlar hâlâ gerçekleri yazmaya devam ediyor. Gerçeği halka aktarmaya devam etmeliyiz”.
Gökhan Küçük: Örgütlü mücadelenin yeni hukuki cephesi, dijital telif yasası olmalıdırTürkiye Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı avukat Gökhan Küçük ise konuşmasında basın sektöründe gazetecilere yönelik hak ihlallerini, toplu işten çıkarmaların ifade özgürlüğüne verdiği zararı anlattı.
“Günümüzde gazetecilikte işsizlik; çoğu zaman yeniden yapılanma veya "teknolojik dönüşüm" kılıfı altında, hukuksuz tensikatlarla yürütülmektedir. Gazetecilerin 5953 sayılı (212) Basın İş Kanunu’ndan doğan kazanılmış haklarının gasp edilmesi, kıdem tazminatlarının ödenmemesi ve emekçilerin güvencesiz (freelance/telifli) çalışmaya zorlanması, sadece bir iş hukuku sorunu değil, gazetecilik mesleğinin onuruna ve bağımsızlığına yönelik de açık bir saldırıdır. Hukuk önünde işletmesel gereklilik adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan toplu işten çıkarmalar, aslında ifade özgürlüğünün toplu tasfiyesidir. Sendikasızlaştırma politikalarıyla gazeteci; korumasız, yalnız ve savunmasız bir işçi profiline indirgenmek istenmektedir. Oysa devlet, basının çoğulculuğunu korumakla yükümlüdür. Ancak bugün resmi ilanların kesilmesi, orantısız idari para cezaları ve vergi denetimlerinin birer silah gibi kullanılması, gazetecileri işsiz bırakarak muhalif sesleri sessizliğe gömmeyi amaçlamaktadır. Dünya hali hazırda ‘Haberin Telifi’ meselesini çözümlemeye çalışırken, Türkiye’de gazetecilerin emeği küresel teknoloji devleri tarafından bedelsizce sömürülmektedir. İşsizlik krizinin en büyük ayaklarından biri de budur. Örgütlü mücadelenin yeni hukuki cephesi, Dijital Telif Yasası olmalıdır. Basın İş Kanunu’nun dijital çağın ihtiyaçlarına ve güvencesiz çalışma modellerine karşı hızla modernize edilmesi gerekir. Sendikalaşmanın önündeki fiili ve hukuki engellerin kaldırılarak gazetecinin toplu pazarlık gücü geri verilmelidir. Dijital platformların yarattığı haksız kazanç, Dijital Telif Yasası aracılığıyla gerçek hak sahibi olan gazetecilere ve kurumlara aktarılmalıdır.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:100
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 17:24 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















