Teolojik cinnet hali Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Prof. Dr. Ali Erbaş - Onsekizinci Diyanet İşleri Başkanı
Ortadoğu’nun jeopolitik şekillenmesinde Yahudi-Hıristiyan dînî metinlerindeki kehanet içerikli hikayelerin siyasi ajandalarla harmanlanması, modern siyaset bilimi, Dinler Tarihi ve Din Sosyolojisi bilim dallarının en karmaşık konularından biridir. Özellikle “Siyonist Yahudi-Evanjelist” ittifakı olarak adlandırılan yapı, dinî-siyâsî (teopolitik) bir düzlemde Mesih beklentisini emperyalist hedeflerinin meşruiyet aracı haline getirmiştir.
DİNÎ-SİYÂSÎ TEMEL
Bu ittifakın merkezinde, özellikle ABD menşeli radikal Evanjelizm Tarikatı içerisinde yer alan Mesih beklentisi öğretisi bulunur. Bu öğretiye göre Yahudilerin Filistin topraklarına dönmesi ve burada bir devlet kurması, Mesih’in ikinci gelişi için bir “ön şart” olarak görülür. 1948’de başta İngilizler olmak üzere Batılıların desteğiyle siyonistlerin Filistin’i işgali ve 1967’deki Altı Gün Savaşı, bu öğreti peşinden giden gruplar tarafından siyasi bir olaydan ziyade ilâhî bir kehanetin gerçekleşmesi olarak kodlanmıştır. Bu inanç sistemi, rasyonel dış politikayı “kutsal bir senaryoya” dönüştürerek, bölgedeki askeri ve siyasi müdahaleleri dinî bir vecibe olarak görür. Mesih beklentisi, kitleleri mobilize etmek ve emperyalist genişlemeyi “ilâhî irade” olarak pazarlamak için stratejik bir araç olarak kullanılır.
ÜÇÜNCÜ MABED VE KUDÜS’ÜN STATÜSÜ
Evanjelist-Siyonist ittifakın en belirgin hedefi Kudüs’ün tam kontrolüdür. Bunlar Mescid-i Aksa’nın yerine M.S. 70 yılında bugünkü Batılıların ataları Romalılar tarafından yerle bir edilen Süleyman Mabedi’nin üçüncü kez inşa edilmesi gerektiğine ve bu inşanın Mesih’in gelişini hızlandıracağına inanırlar. Bu durum bölgedeki statükonun bozulmasına, Filistin halkının mülksüzleştirilmesine ve uluslararası hukukun Yahudi-Hıristiyan kutsal metinlerinde yer alan kehanet dolu hikayelerin etkisiyle baypas edilmesine zemin hazırlar.
ARMAGEDDON VE KAOSUN MEŞRULAŞTIRILMASI
Yahudi-Hıristiyan kutsal metinlerindeki kehanet hikayelerine göre Armageddon yani “Kıyamet Savaşı” kaçınılmazdır. Bu inanç, Ortadoğu’daki istikrarsızlığı ve çatışma ortamını bir “sorun” değil, “sonun başlangıcı” olan müjdeli bir gelişme olarak sunar. Dolayısıyla, barışçıl çözümler yerine çatışmacı politikaların desteklenmesi dini bir motivasyon kazandırır.
EMPERYALİST AMAÇLAR VE JEOPOLİTİK ÇIKARLAR
Kutsal kabul ettikleri metinlerdeki dinî terminolojiyi istismar etmelerinin altında yatan asıl itici güç, bölgedeki kaynakların kontrolü ve hegemonya arayışıdır. Mesih beklentisi burada bir ideolojik örtü işlevi görür. Siyonist ve Evanjelist grupların Mesih beklentisi üzerinden kurdukları ortaklık, dinin siyasallaşmasından öte, siyasetin dinîleşmesi durumudur. ABD Başkanı Trump’ın göreve başlama merasiminde hiçbir Müslüman din adamının davet edilmemesi ve sadece Yahudi ve Hıristiyan pek çok din adamının peş peşe dua etmeleri, ayrıca birkaç hafta önce (Mart 2026) kilise mensuplarının İncil okuyarak Trump’ı kutsamaları, hakkında Mesih yakıştırmaları yapmaları bu anlayışın yansımalarındandır. Bu süreçte dinî kisve, emperyalist politikaların halk nezdinde rıza üretmesini sağlayan bir “yumuşak güç” unsuru olarak kullanılmaktadır.
APOKALİPTİK LABORATUVAR
Bilimsel olarak bakıldığında, bu durumun bir “inanç birliği”nden ziyade, stratejik bir menfaat birliği olduğu görülür. Evanjelikler için Yahudiler Mesih’in gelişi için bir araç; siyonist siyaset için ise Evanjelikler, Batı dünyasından (özellikle ABD’den) gelen sarsılmaz bir siyasi ve mâlî destek kaynağıdır. Bu birliktelik, rasyonel barış arayışlarını imkansızlaştırarak Ortadoğu’yu dinsel bir savaş alanı parantezine hapsetmeyi amaçlamaktadır.
Ortadoğu’nun tarihsel ve toplumsal dokusunu bir “apokaliptik (kıyametçi) laboratuvar” olarak gören, bölgeyi rasyonel siyasetin değil, karanlık bir eskatolojinin (dünyanın sonu bilimi) sahası haline getiren bu anlayış, insanlık onuruna ve küresel barışa yönelik en büyük tehditlerden biridir. Bu sapkın teolojik kurgunun ve onun yıkıcı sonuçlarının arka planında ilginç hurafeler ve kehanetler bulunmaktadır:
TEOLOJİK BİR SAPMA: TANRIYI KIYAMETE ZORLAMAK
Modern dünyada kendisini “inanç” maskesi altında sunan Yahudi-Evanjelist radikalizmi, aslında geleneksel dini öğretilerin bir devamı değil; siyasal şiddeti kutsayan modern bir ideolojidir. Bu anlayışın temelindeki en büyük sapkınlık, insanın kendisini Tanrı’nın yerine koyarak “kehaneti gerçekleştirme” küstahlığına soyunmasıdır.
Bu dinsel akım, binlerce yıllık dinî metinleri evrensel bir ahlak rehberi olmaktan çıkarıp, işgal ve yıkım planları için birer “operasyonel el kitabı”na dönüştürmüştür. Yaratıcı’nın sevgisini ve adaleti tebliğ etmesi gereken din, bu ellerde bir mülkiyet tapusuna ve askeri strateji belgesine indirgenmiştir. “Vaadedilmiş topraklar” kavramı, üzerinde yaşayan halkların yok sayıldığı bir etnik temizlik gerekçesi olarak kullanılmaktadır.
KAOSTAN DÜZEN ÇIKARMAK: KANLI BİR ESKATOLOJİ
Bu inanç sisteminin en tehlikeli yanı, barışı bir “zayıflık” veya “gecikme” olarak görmesidir. Mesih’in gelişi için Ortadoğu’nun bir ateş çemberine dönmesi gerektiğine inanan bu zihniyet, diplomasiyi ilâhî senaryonun önünde bir engel olarak görür. Bir inancın, kendi kutsalının gelişi için milyonlarca insanın kanının dökülmesini “müjdeli bir haber” gibi pazarlaması, teolojik bir cinnet halidir. Bu, Tanrı’ya iman etmek değil, akıllarınca Tanrı’yı kıyamete zorladığına inanarak insanlığı evrensel bir intihara sürüklemektir.
Bu sapkın anlayışta, Filistinli bir çocuğun yaşama hakkı veya Lübnanlı-İranlı ya da başka bir toplumdan bir sivilin güvenliği, “kehanetin gerçekleşmesi” yanında hiçbir değer taşımaz. İnsanı merkeze almayan her türlü dinî yorum çok tehlikelidir. Evanjelist-siyonist blok, kendi siyasi hırslarını “Tanrı’nın iradesi” olarak adlandırarak mutlak bir dokunulmazlık zırhı kuşanmaya çalışmaktadır. Bu durum, rasyonel eleştiriyi imkansız kılan ve tiranlığı kutsayan bir dinî-siyâsî faşizmdir, korkunç bir din istismarıdır.
KÜRESEL GÜVENLİĞE YÖNELİK NİHİLİST TEHDİT
Bu ittifak sadece Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı bir Armageddon beklentisine hapsetmek istemektedir. Nükleer silahların kullanımı veya küresel bir dünya savaşı, bu gruplar için önlenmesi gereken bir felaket değil, kutsal kabul edilen metinlerdeki “yıkım sahnelerinin” ete kemiğe bürünmesidir. Bu anlayış, akıl, hukuk, adalet ve barış içerisinde bir arada yaşama ilkelerine uyma iddiasıyla ortaya çıkan modern medeniyetin üzerine inşa edildiği anlayışın antitezidir. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak yerine, dünyayı bir kurban sunağına çevirmeyi hedefleyen bu nihilizm (hayatın, bilginin, hukukun-ahlakın, varoluşun anlamsızlığı) tehdidi insanlığın ortak düşmanıdır.
Netice itibarıyla Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren bu ahlaktan yoksun teolojik körlükle mücadele etmek, sadece siyasi bir görev değil, vicdani ve ahlaki bir zorunluluktur. Yeryüzünde iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek için var olan “din” gibi mukaddes bir hakikati şiddetin ve emperyalizmin yakıtı haline getiren bu sapkın yorumlara karşı; adaleti, ve İslam’ın insan için korunmasını emrettiği din, can, akıl, mal ve nesil emniyetinin kutsallığını savunan evrensel bir vicdan cephesi kurulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; barışı katleden bir dinî anlayış, kendi ifadeleriyle Tanrı’ya değil, ancak yıkımın ve kaosun karanlık güçlerine hizmet eder. Dünyayı yaşanmaz hale getiren şey kehanetlerin gücü değil, bu kehanetleri cinnetlerine kılıf yapanların organize kötülüğüdür.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:81
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 20 Nisan 2026 04:23 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















