Tefrika Roman 11 Botokslu cenaze haberleri yeni insan inşası için mi gündemde tutuluyor? Fatma Barbarosoğlu
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Selam. İmece usulü yürüttüğümüz, dolayısıyla adımızı sanımızı saklı tuttuğumuz “Dikkatiniz ve rikkatiniz için minnettarız” isimli podcast yanımıza başlıyoruz.
Küresel dünyanın bütün önemli sorunları ve soruları görünmez kılma taktiklerine, kendimizce karşı durma çabamızı, dikkatini çaldırmayan, dikkatini çaldırmamak için her an tetikte duran siz değerli dinleyicilerimizin bize verdiği destek ile sürdürüyoruz.
Kim kimin içindir? Önemli ile önemsizi ayıran çizgi nedir? Sana göre, bana göre sınırını ortadan kaldıracak yeni bir bakış inşa etmek mümkün müdür?
Gündelik hayatın sıkıntılarını konuşmakta ya da beyin fırtınası yapacağınız dostlar bulmakta zorlandığınızı düşünüyorsanız biraz sonra yayınlayacağımız röportaj, dertlerinize deva, borçlarınıza eda hükmünde yol göstericiniz olacak. Röportajımıza geçmeden önce geçtiğimiz üç ay nasıl geçti birlikte hatırlayalım.
Malumunuz suya sabuna dokunmayan, bilinse de olur bilinmese de ya da ben bunu niye öğrendim, ne işime lazım diyeceğimiz incir çekirdeğini doldurmayan haberler, çok önemli kategorisi altında kesintisiz servis ediliyor. Bu servislerden en dikkat çekeni ise aylardır gündemden düşürülmeyen “Botokslu cenaze kime ait?” haberi. İsrail’in Gazze halkına yaptığı katliam, açlık ve susuzlukla mücadele eden halka ulaştırılmaya çalışılan yardımları engellemesi, Gazzeli çocukların açlıktan ölmesi. İsrail’in İran’a saldırısı, saldırısının İran tarafından geri püskürtülmesi haberleri bile botokslu cenaze haberlerinin saltanatını yerinden edemedi.
Dün duyarlı haber kanalları, sadece tek gıda ile beslenen, yani Botokslu cenaze haberinin dışında hiçbir şeye ilgi göstermeyen izleyici için ne yapabiliriz sorusuna cevap aramak üzere toplandı. Ne yazık ki toplantıdan istenilen netice çıkmadı. Fakat dünün hayal kırıklığını unutacağımız bir gelişme oldu. Önce röportajımızı izleyelim, ardından niye umutlandığımızı sizlerle paylaşalım.
Arkadaşımız Faruk Fert bu söyleşi için Bayburt’a gitti. Biliyorsunuz son yıllarda Bayburt Türkiye’nin yükselen yıldızı. Yıldız kelimesini sıradan bir metafor olarak almayınız lütfen. Hem ülkemizde hem de dünyada her türlü değişim ve dönüşümün tasviri olarak haritasının çıkarılması noktasında araştırmacılar Bayburt ilimizi tercih ediyor. Kısa zamanda çok iş yapmak için Bayburt ideal bir yerleşim. Nitekim haber kanallarının “Botokslu cenaze kime ait?” haberi ile tıkanma yaşadıkları bir dönemde Bayburt Üniversitesi Yerel ve Küresel Değerler Ana Bilim Dalı öğretim görevlisi Neşe Gülbahçe, müthiş bir araştırmaya imza atarak bize kendimizi anlamak ve değerlendirmek noktasında bir ayna armağan etmiş oldu. Sizleri daha fazla heyecanlandırmadan röportajı o çok kıymetli dikkatinize ve rikkatinize sunuyoruz. Buyurun:
-Bayburt’tan herkese iyi günler. Yanımda Bayburt Üniversitesi’nin seçkin hoclarından Neşe Gülbahçe var. Kendisiyle yapmış olduğu son araştırmayı konuşacağız. Hocam araştırmanızı yapmaya nasıl karar verdiğinizi, araştırma metodunuzu ve araştırmadan çıkan verileri izleyicilerimizle paylaşır mısınız lütfen? Sizi kesintisiz dinlemek için bütün sorularımı arka arkaya sıralamış oldum.
-Bayburt’umuza hoş geldiniz. Sizi Bayburt’ta ağırlamaktan mutluyuz. Her araştırmanın özsel bir mecradan fışkırdığına inanırım. Özsel derken neyi kastediyorum: Bir soru olmadan doğrudan insanların bazı olaylara gösterdiği tepki. Ağustos ayı sonlarında insanların gündemi bellidir. Kış için kurutulacak, turşusu, konservesi yapılacak sebze ve meyveler, yazın tozunu arıtacak genel temizlik, okulların açılması, üniversite kazanan çocukların durumu, başka şehirlere gidecek öğrenciler, başka şehirlerden gelecek öğrenciler vs.
Geçtiğimiz sene ağustos ayı bitti, ahalide genel bir bezginlik. Konserve yapmak yerine konserve yapan vidyolara bakıyorlar. İlk yakın çevremde gördüm bunu. Her sene bana kavanoz kavanoz turşu, konserve veren annem, kendi evi için bile parmağını kıpırdatmıyor. “Anne bu sene konserve yapmıyor musun?” diye soruyorum, “Bak bu kadın başka türlü yapıyor konserveyi” diye telefonunu elime tutuşturuyor. “Bu sene kışa dip bucak temizlik yaparak girmiyor musunuz?” diye soracak oluyorum. “Şu oğlan kadar güzel temizlik yapan yok, bak böyle foşur foşur” diye yine bir video açıyor. Ben sohbeti açıyorum ama benim açtığım sohbetin yolu bir vidyo ile kesiliyor. Ta ki… Evet ta ki “Botokslu cenaze kime ait?” sorusunu yöneltinceye kadar. Aylardır sadece Botokslu cenaze haberi izleyen, ne zaman ziyaret etsem kanalın birinde Botokslu cenaze haberini kendi formatı ile sunan bir ekranda annemi, zamandan ve mekândan çıkmış bir şekilde ekranın içinde erimiş olarak bulduğum için işte bu nedenle konserve ile ilgilenmiyor diye düşündüm. “Merhum Feride Hanım hayatta olsaydı şimdi kim bilir hangi konserveleri yapacaktı” dedim. Annem hiç oralı olmadı. “Kadıncağızı Botokslu cenaze haberinin içinde imha ettiler de ondan geriye hiçbir şey kalmadı” der demez annem bana döndü. Mekâna döndü, zamanımıza döndü. Biraz önce tek başına Feride ismi onda hiçbir çağrışım yapmaz iken botoks kelimesini duyar duymaz “Değil mi ya değil mi?” diye konuşmaya başladı. Müdavimi olduğu bütün programlardan, kendi dağarcığına kattığı haberlerden ortaya kendine has bir Feride karakteri inşa etti. Baktım annem Feride Hanım ile bende kalıyor “Kadını botokslu cenaze haberlerinin içinde bırakmamak lazım. Anısını yaşatmanın yollarını bulmamız gerekiyor” dedim. Enerjisi tükenmiş annem gitti her projeye gönüllü olmaya hazır bir aktivist geldi adeta.
Annem ile yaşadığım bu tecrübeyi öğrencilerim üzerinde de denedim. Yurt dışına gitmek konusunda kararlı ama bir şeyler yapmak konusunda isteksiz öğrencilerimle konuşurken “Arkadaşlar böyle olmaz siz hayatı Keloğlan masalı kıvamında yaşamak istiyorsunuz” dedim. Hiç oralı değiller. Keloğlanı mı bilmezler, masal diye bir şey mi duymamışlar? Bir merak edin de sorun “Hocam Keloğlan masalı kıvamında yaşamak deyince neyi kastediyorsunuz?” deyin. “Aylardır hakkında haber yapılan Feride hanımı düşünün mesela” dedim. Tık yok. Annemin verdiği tepkiden yola çıkarak aynı yöntemi öğrencilerimin üzerinde de denedim. Cümlemi tekrarladım. “Botokslu cenaze diye hakkında haber yapılan Feride Hanım mesela,” der demez hepsi canlandı. Kızgın güneş altında boynu bükük bostan misali, yapraklarına su değince doğrulup genişlediler, dirildiler. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Uğultunun içinde ne dediklerini takip edemiyorum, topu topu altı kişi oldukları halde sanki bir tabur askerin isyanının içinde kalmış gibi hissettim. Susturursam bir daha konuşmayacaklarından korkarak her birinin ağzından çıkan kelimeyi not almaya çalıştım. En çok “o bile” sözünü işittim. “Kendine yatırım yapmış” diyen de vardı “O yaşta niye parasını botoksa harcadı, arkasında parası kalsa hayrını yapan olurdu” diyen de.
O zaman konuyu noosfer insan kavramı üzerinden yeniden ele almaya karar verdim.
-Hocam çok özür diliyorum. Sözünüzü kesmeyeceğimi vaat ettim. Ama cehaletimi hoşgörün. Noosfer insan ne demek?
-Estağfurullah. Siz sözümü kesmemiş olsaydınız ben zaten noosfer insan, yani diye izaha başlayacaktım. Unuttunuz mu ben bir akademisyenim ve Z kuşağı ile ders yapıyoruz. Cümle içinde geçen her kavramı, yani diyerek açıklamaya başlamaz isek öğrenci kopar. İzahı fazla uzun tutarsak yine kopar. Dokuz saniye teorisini uygulamak zorundayız.
-Dokuz saniye teorisi nedir hocam?
-Siz bizim öğrencilerden daha... Neyse. Şimdi efendim bir iletişimci olarak dokuz saniye teorisini hayatınızda ilk defa duymamış olduğunuzu var sayıyorum. Google, Milenyum kuşağının dikkat süresini hesaplıyor: Dokuz saniye. Dolayısıyla dalgın bir kuşağın dalgınlığını dikkat ekonomisi içine dahil etmek için dokuz saniye var. Siz sormadan söylemiş olayım. Dikkat ekonomisi kullanıcılarına zaman kazanmayı vaat ederek zamanını sömüren dijital kölelik. Noosfer insan meselesine geri dönecek olursak... Niye noosfer insan inşa edilmeye çalışılıyor? Dijital kölelik için kollektif düşünce tabakası oluşturuluyor. Aslında değersiz, önemsiz şeyler, ortak düşünce tabakası, ortak duyarlılık alanı gibi insanları içine alarak bireylerin, toplumların zamanını sömürgeleştiriyor.
-Zamanın sömürgeleştirilmesi meselesini yeni bir yayında ele alabilir miyiz?
-Bilmiyorum.
-Hocamızın manidar bir şekilde “Bilmiyorum” demesini anlayanlar anladı.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:101
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Haziran 2026 04:09 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















