Sumud’un etkisi 3: Avrupalıların Filistinlileştiği an Ersin Çelik
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Aralarında doktorların, hukukçuların, akademisyenlerin, gazetecilerin ve insan hakları savunucularının da bulunduğu, çoğunluğu Avrupalı vicdan elçileri; Siyonizm’in yıllardır Filistin halkına uyguladığı sistematik
şiddetle doğrudan yüzleşti.
(Kurban Bayramı sabahı zihnimizi bu acı gerçeklerle yormak istemezdim ancak gelecek bayramları özgür Filistin topraklarında kutlamak için yaşanan bu tarihi kırılmayı görmek ve bu bilinci büyütmek zorundayız.)
Sumud Filosu’nun en sarsıcı ve kalıcı etkilerinden biri tam olarak burada ortaya çıkıyor: Avrupa kamuoyu İsrail’i, artık kendi vatandaşlarının
bedenlerindeki işkence izleri ve sarsılan psikolojileri üzerinden
okumaya başlayacak.
İstanbul’da havalimanında karşılaştığım Sumud gönüllülerinin hemen hepsi derin bir şok içerisindeydi. Lakin anlattıklarının en dikkat çekici yönü, hiçbirinin kendi yaşadığı eziyeti öne çıkarmamasıydı. Tam tersine hepsi şu aynı gerçeği haykırıyordu: “Bizim yaşadıklarımız, Filistinlilerin her gün maruz kaldığı vahşetin yanında hiçbir şey.”
Sumud’un açtığı yol, bu büyük farkındalıkla genişleyecek. Çünkü
Avrupa toplumları, yaklaşık bir asırdır Filistin halkının feryat ettiği acıları ya görmezden geldi ya küçümsedi ya da Siyonizmin algı endüstrisi tarafından üretilen “terör” söylemleri içinde geçiştirdi.
Dahası, Filistinlilerin köylerinden sürülmesini, evlerinin gasp edilmesini, keyfi tutuklamaları, açlığı ve sivil ölümleri büyük ölçüde Arap-İsrail çatışmasının “kaçınılmaz bir sonucu” olarak okuyorlardı.
Şimdi ise müreffeh Avrupa kentlerinden yola koyulan siviller, birkaç günlüğüne de olsa tam anlamıyla “
Filistinli muamelesi
” gördüler. Dönüş itibariyle de kendi kendilerine yüksek sesle şu can alıcı soruyu sormaya başladılar: “Eğer dünyanın gözü önünde, birkaç gün içinde bize bunları yapabiliyorlarsa, bu barbarlar Filistin halkına yüz yıldır daha neler yapıyor olabilirler?”
Itamar Ben
-
Gvir’in
zihniyetine yansıyan nefretin, masum siviller üzerinde nasıl bir sistematik aşağılamaya, işkenceye, aç bırakmaya ve insanlık dışı muameleye dönüştüğünü haberlerden değil, kendi bedenlerinden öğrenen
Avrupalı eylemciler için bundan sonra hayat çok farklı olacak.
Havalimanı peronlarında yankılanan ve her biri suç duyurusu niteliğindeki tanıklıklar, bu barbarlığın boyutunu gözler önüne seriyor.
21 yaşındaki Hollandalı tarih öğrencisi Jesse van Schaik
, uluslararası sulardaki toplama kampı gemisinde yaşananları şöyle deşifre ediyor: “180 kişiyi 4 küçük konteynere hayvanlar gibi kapattılar. Soğukta kıyafetlerimizi aldılar. Bizi saçlarımızdan sürükleyip tekmelediler, ellerimizi ve ayaklarımızı kelepçeleyip fotoğraflarımızı çekerek güldüler. Hayatımda gördüğüm en sadist şey İsrail askeridir.”
Fransız gönüllü Laetitia Merle ve Avustralyalı Violet Coco
ise işgalcilerin kadın eylemcilere yönelik haysiyet kırıcı muamelelerini, elle arama adı altında uygulanan cinsel saldırıları ve psikolojik baskıları anlatıyor. Merle, “Ben-Gvir’in önünde bizlerden ‘Yaşasın İsrail’ diye bağırmamızı istediler, reddettik. ‘Özgür Filistin’ dediğimde tokat yedim” diyerek aslında esaret altındaki şanlı direnişten küçük bir kesit sunuyor.
İrlandalı, 67 yaşındaki pratisyen hekim Margaret Connolly’nin feryadı ise Batı vicdanına inen bir balyoz niteliğinde: “Bir ordunun bu kadar çirkin bir kontrolünü hiç görmemişim. Siyonist devletlerin cezasız kalmasına; bebeklerin öldürülmesine, kuvözdeki çocukların oksijensiz bırakılmasına ve çadırların yakılmasına dünyanın göz yummasına öfkeliyim.”
Fransız Adrien Jouan, Avustralyalı Doktor Webb-Pullman, İrlandalı Michael Cullen ve Yeni Zelandalı Ormsby gibi farklı kıtalardan gelen onlarca isim kırılan kaburgalarını, morluklarını ve darbedilirken İsrail askerlerinin gözlerinde gördükleri o mide bulandırıcı sevinci aktarıyorlar. Sosyal medya fenomeni Ömer Aslan’ın, “27 asker tarafından feci şekilde dövüldüm, üzerimdeki her şeyi yırttılar ama Gazze bunu yıllardır yaşıyor, ben acımı unuttum” sözleri ile Dr. Abdulhamid Yağmurcu ve Fatma Zengin’in yaşadıkları da kişisel birer travma değil.
Filistinlilerin on yıllardır anlattıklarının propaganda veya itibar suikastı olmadığını, etleriyle, kemikleriyle hatta kanlarıyla tecrübe eden Sumud gönüllüleri Gazze’ye fiziken gidemediler belki ama Gazze ruhunu bütünüyle ülkelerine taşıyacaklar. İşkence dolu bedenlerini Gazze’yi temsilen halklarının önlerine koyacaklar. Diğer yandan
İsrail, olanca askeri gücüyle filoyu durdurdu ancak Batı Cephesi’nde bir büyük mevzi daha kaybetti.
Siyonistler ve destekçileri işte bu sivil idrak duvarına çarpa çarpa yenilecekler.
Başta Gazze’nin şerefli halkı olmak üzere, bayramımız her durumda ve vaziyette mübarek olsun.
Kucaklaşacağımız özgür günlerin adımları olsun…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:106
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 27 Mayıs 2026 04:11 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















