Savaşlarda enerji tesislerini vurmak ne anlama geliyor?
Trthaber sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Günümüzde Ukrayna-Rusya ya da ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşlarda ilk görüntüler genellikle cephe hatlarından geliyor. Tanklar, savaş uçakları, füze bataryaları ve askeri üsler çatışmanın görünen yüzünü oluşturuyor. Ancak modern savaşların sonucunu belirleyen mücadele yalnızca cephede yürütülmüyor.
Elektrik santralleri, trafo merkezleri, petrol rafinerileri, yakıt depoları, boru hatları, enerji terminalleri ve petrol tankerleri de savaşın görünmeyen cephesinde yer alıyor. Çünkü modern orduların hareket etmesi, haberleşmesi ve silah sistemlerini çalıştırabilmesi büyük ölçüde kesintisiz enerjiye bağlı.
Enerji altyapısına yönelik saldırıların yeniden gündeme gelmesine neden olan son gelişme İran ve Suudi Arabistan'da yaşandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, 1 Eylül’de İran Devrim Muhafızları Ordusuna ait hava savunma noktaları, radar sistemleri, deniz unsurları, mayın döşeme kabiliyeti ve haberleşme merkezlerinin vurulduğunu duyurdu.
İran Elektrik Üretim, İletim ve Dağıtım Şirketi Tavanir, saldırılarda Hürmüzgan eyaletindeki elektrik şebekesinin bazı bölümlerinin de isabet aldığını açıkladı. Kesinti yaşanan bölgelere yeniden elektrik verilebilmesi için çalışma başlatıldığı bildirildi.
Saldırının gerçekleştiği Hürmüzgan yalnızca İran’ın güneyindeki sıradan bir kıyı eyaleti değil. Hürmüz Boğazı’na açılan bölgede önemli limanlar, askeri tesisler, petrol ve doğal gaz altyapısı ile sanayi bölgeleri bulunuyor. Bu nedenle elektrik şebekesinde meydana gelen bir kesinti hem sivil hayatı hem de askeri ve ekonomik faaliyetleri aynı anda etkileyebiliyor.
[Ukrayna, başkent Moskova dahil birçok Rus kentinde petrol rafinerilerini doğrudan hedef alıyor. Fotoğraf: AA]
İran’daki saldırılardan yalnızca bir hafta sonra da enerji savaşı Körfez’in diğer yakasına taşındı. Husiler, Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha, Necran ve Cizan’da Suudi Arabistan milli petrol şirketi Aramco’ya ait tesisleri insansız hava araçları ve füzelerle hedef aldı. Suudi makamları saldırılarda 73 kişinin yaralandığını, enerji tesislerinde yangın çıktığını açıkladı. Uydu görüntülerinde Cizan Rafinerisi üzerinden yükselen yoğun duman da görüldü.
Günlük 400 bin varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Cizan Rafinerisi daha önce de saldırıların hedefi olmuştu. Böylece Hürmüz Boğazı’nda petrol sevkiyatının zaten baskı altında olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e açılan enerji altyapısı da yeniden savaşın içine çekildi.
Benzer bir mücadele Rusya-Ukrayna savaşında da yaşanıyor. Rusya, Ukrayna’nın elektrik üretim ve iletim altyapısını hedef alırken Kiev yönetimi, Rusya’nın savaş ekonomisini ve ordunun yakıt tedarikini zayıflatmak amacıyla rafinerilere, petrol depolarına ve ihracat terminallerine yönelik saldırılarını artırıyor.
Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı, ağustos sonunda Nijni Novgorod bölgesindeki Kstovo Rafinerisi ile Baltık Denizi kıyısındaki Ust-Luga enerji kompleksinin saldırılar nedeniyle faaliyetlerini durdurduğunu duyurdu. Eylül ayının ilk günlerinde Rusya’nın en büyük tesislerinden Ryazan Rafinerisi de yeniden hedef alındı.
Uluslararası Enerji Ajansı, Ukrayna’nın rafinerilere, depolama tesislerine ve taşıma altyapısına yönelik saldırılarının Rusya’nın üretim görünümünü zayıflattığını belirtiyor. Ajans, Rusya’nın günlük petrol üretiminin 2026’da yaklaşık yüzde 3 azalarak 8,9 milyon varile gerilemesini bekliyor. Moskova yönetimi ise iç piyasadaki yakıt sıkıntısına karşı motorin ihracatını yasakladı; benzin ve jet yakıtı ihracatına da sınırlamalar getirdi.
Öte yandan savaşlarda enerji altyapısını hedef alma stratejisi yeni değil. İkinci Dünya Savaşı’ndan Körfez Savaşı’na ve NATO’nun 1999’daki Yugoslavya operasyonuna kadar elektrik sistemleri, petrol tesisleri ve yakıt hatları birçok hava harekatının öncelikli hedefleri arasında yer aldı.
Ancak son yıllarda değişen iki önemli unsur var. Uzun menzilli insansız hava araçları daha düşük maliyetlerle yüzlerce kilometre uzaktaki rafinerilere ulaşabiliyor. Birbirine daha fazla bağlanan elektrik, su, haberleşme ve ulaşım sistemleri nedeniyle tek bir noktada meydana gelen hasar çok daha geniş bir alanı etkileyebiliyor.
Savaşın görünmeyen cephesi: Enerji altyapısıEnerji Uzmanı Mehmet Doğan’a göre bir ordunun savaşma kapasitesi bütünüyle enerjiye dayanıyor. Askeri üsler, komuta merkezleri, radar ve hava savunma sistemleri, haberleşme ağları, mühimmat fabrikaları ve lojistik hatları enerji olmadan uzun süre faaliyet gösteremiyor.
Bu nedenle enerji altyapısının devre dışı bırakılmasıyla yalnızca elektrik üretiminin ya da petrol işlemenin durdurulması amaçlanmıyor. Karşı tarafın radarlarını körleştirmek, haberleşmesini kesmek, askeri üretimini yavaşlatmak, yakıt ikmalini bozmak ve kaynaklarını onarım çalışmalarına yönlendirmek de hedefleniyor.
[Husiler, son günlerde artan çatışmalarla birlikte Suudi Arabistan'da yer alan rafinerileri vuruyor. Fotoğraf :Reuters]
Saldıran taraf açısından bazen bir tesisin tamamen yok edilmesi bile gerekmiyor. Elektrik iletim merkezinin, bir rafinerideki kritik işleme ünitesinin ya da petrol terminaline uzanan boru hattının vurulması, tesisin haftalarca çalışamamasına yol açabiliyor. Hasarın giderilmesi için ihtiyaç duyulan özel parçaların yaptırımlar veya savaş koşulları nedeniyle temin edilememesi ise kesintiyi daha da uzatıyor.
“Enerji olmadan bir ordunun hareket etmesi, haberleşmesi, üretmesi ve savaşma kabiliyetini sürdürmesi mümkün değildir. Bu nedenle enerji altyapısının savaşan taraflar açısından stratejik bir hedef olarak görülmesi şaşırtıcı değildir.”
Mehmet Doğan
Elektrik şebekeleri ile petrol rafinerilerinin savaş alanındaki işlevleri ise aynı değil. Elektrik, komuta-kontrol merkezlerinden hava savunma sistemlerine kadar birçok yapının aynı anda çalışmasını sağlıyor. Rafineriler ve yakıt depoları ise tankların, uçakların, askerî araçların ve lojistik filolarının hareket kabiliyetini belirliyor.
Petrol terminalleri ve boru hatlarının ayrıca ekonomik bir yönü bulunuyor. Enerji ihracatı, İran ve Rusya gibi ülkelerin en önemli gelir kaynakları arasında. Bu nedenle söz konusu tesislere yönelik saldırılar yalnızca cephedeki yakıt akışını değil, savaşı finanse eden ekonomik kaynakları da baskı altına almayı amaçlıyor.
Ancak Doğan, bir rafinerinin ihracat geliri sağlamasının onu otomatik olarak askerî hedefe dönüştürmeyeceğine dikkat çekiyor. Tesisin doğrudan orduya yakıt sağlamasıyla, ülke ekonomisine gelir kazandırması arasında hukuki bakımdan önemli bir fark bulunuyor.
Enerji gelirinin silah ve mühimmat alımında kullanılması halinde ekonomik katkının hangi noktada askerî katkıya dönüştüğü ise uluslararası insancıl hukukun tartışmalı alanlarından birini oluşturuyor.
“Bir rafinerinin doğrudan orduya yakıt sağlaması ile yalnızca ihracat geliri yaratması aynı şey değildir. Bu gelirin silah ve mühimmat alımında kullanılması halinde ekonomik katkı ile askerî katkı arasındaki sınır tartışmalı hale gelir.”
Mehmet Doğan
Enerji tesislerine yönelik saldırıların etkisi cepheyle de sınırlı kalmıyor. Elektrik sistemi aynı zamanda modern şehirlerin bütün temel hizmetlerini birbirine bağlayan ana omurga niteliğinde.
Bir trafo merkezinin devre dışı kalması su pompalarının çalışmamasına, kanalizasyon sistemlerinin durmasına ve haberleşme ağlarının kesilmesine yol açabiliyor. Hastaneler jeneratörlere bağımlı hale gelirken ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, kan bankaları ve ilaçların saklandığı soğuk zincir de risk altına giriyor.
Rafineri ve yakıt depolarına yönelik saldırılarda da benzer bir zincir ortaya çıkıyor. Yakıt bulunamadığında ambulanslar, itfaiye araçları, insani yardım konvoyları, hastane jeneratörleri ve gıda taşıyan araçlar çalışamaz hale gelebiliyor. Tarım makinelerinin ve su dağıtım sistemlerinin durması, savaşın doğrudan etkilerinden uzaktaki bölgelerde dahi gıda krizini ağırlaştırabiliyor.
Bu tablonun en belirgin örneklerinden biri Sudan’da görülüyor. Nisan 2023’te başlayan savaşta elektrik santralleri, barajlar, akaryakıt depoları ve iletim hatları defalarca hedef alındı. Ocak 2025’te ülkenin en önemli elektrik kaynaklarından Merove Barajı’na düzenlenen insansız hava aracı saldırısı, ordu kontrolündeki birçok eyalette geniş çaplı kesintilere neden oldu.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Kuzey, Nil Nehri, Sennar, Beyaz Nil ve Gadarif eyaletlerindeki santral, baraj ve su istasyonlarına yönelik saldırıların temel hizmetleri ağır biçimde aksattığı uyarısında bulundu.
[Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı, enerjinin deniz yollarında hedef alınmasının ilk örneklerini gösterirken, Hürmüz Boğazı'ndan da petrol tankerleri sık sık vurulmaya başlandı. Fotoğraf :AA]
Diğer taraftan sektör verilerine göre savaş öncesinde yaklaşık 4 bin 400 megavat olan Sudan’ın elektrik üretimi 1100 megavat seviyesine kadar geriledi. Elektrik şebekesindeki hasarın maliyetinin yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığı, bazı bölgelerde kesintilerin günde 16 saati bulduğu belirtiliyor.
Kesintiler nedeniyle maddi imkânı bulunan aileler güneş enerjisi sistemlerine yöneliyor. Ancak yüksek maliyetler, nüfusun büyük bölümünün bu seçeneğe erişmesini engelliyor. Sonuçta bir enerji tesisine yönelik saldırının etkisi, vurulduğu noktadan yüzlerce kilometre uzaktaki hastaya, çiftçiye veya yerinden edilmiş aileye kadar ulaşabiliyor.
Askeri hedef ile insani yıkım arasındaki ince çizgiEnerji tesislerinin askerî faaliyetler için taşıdığı önem, bu tesislere yönelik her saldırının hukuka uygun olduğu anlamına gelmiyor.
Cenevre Sözleşmelerine Ek 1 No’lu Protokol’ün 52’nci maddesine göre bir tesisin askeri hedef sayılabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekiyor. Tesisin niteliği, konumu, amacı veya kullanımı bakımından askeri harekata etkili katkı sunması ve tamamen ya da kısmen imha edilmesinin o andaki koşullarda kesin bir askerî avantaj sağlaması gerekiyor.
Sivil amaçlarla kullanılan elektrik santralleri, rafineriler ve enerji nakil hatları kural olarak saldırılara karşı korunuyor. Bir tesis askerî sistemleri de besliyorsa “çift kullanımlı” hale gelebiliyor. Ancak şüphe durumunda tesisin sivil amaçla kullanıldığı kabul edilmeli.
Doğan, enerji tesisleri için hukukun belirlediği sayısal bir eşik bulunmadığını söylüyor. Örneğin bir rafinerinin üretiminin yüzde kaçının ordu tarafından kullanıldığı, tek başına tesisin askeri hedef kabul edilmesi için yeterli değil. Tesisin askeri faaliyete sunduğu katkının ve vurulmasıyla elde edilecek avantajın somut olay üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor.
Bir enerji tesisinin askerî hedef olarak belirlenmesi de hukuki incelemeyi sona erdirmiyor. Saldırının ayrıca ayrım gözetme, orantılılık ve mümkün olan bütün tedbirleri alma ilkelerine uygun biçimde gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Beklenen sivil kayıp ve hasar, elde edilmesi beklenen somut ve doğrudan askeri avantaja kıyasla aşırı olacaksa saldırı yasaklanıyor. Hedefin doğrulanması, kullanılacak silahın ve saldırı zamanının seçilmesi, gerektiğinde önceden uyarı yapılması ve daha az sivil zarara yol açacak seçeneklerin değerlendirilmesi de saldıran tarafın yükümlülükleri arasında.
“Bir tesisin askerî hedef olması hukuki değerlendirmenin sonu değil, başlangıcıdır. Beklenen sivil zarar, saldırıdan elde edilecek somut ve doğrudan askerî avantaja kıyasla aşırıysa saldırı yasaktır.”
Mehmet Doğan
Enerji altyapısında hukuki değerlendirmenin en güç tarafını zincirleme sonuçlar oluşturuyor. Bir elektrik merkezinin vurulması halinde yakındaki yerleşimlerde kesinti yaşanacağı öngörülebilir. Ancak elektriğin kesilmesinden günler sonra su pompalarının durması, kanalizasyonun taşması veya hastanelerdeki sağlık hizmetlerinin aksaması gibi dolaylı etkilerin nasıl hesaplanacağı daha karmaşık.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, saldırının planlandığı sırada makul şekilde öngörülebilen zincirleme etkilerin de orantılılık değerlendirmesine dahil edilmesi gerektiği görüşünde. Özellikle elektrik şebekesinin içme suyu, sağlık ve ısınma sistemlerini beslediği biliniyorsa bu sonuçların bütünüyle göz ardı edilmesi mümkün değil.
[İnsansız Hava Araçlarının menzilinin uzaması, cehpe hattının çok gerisindeki tesislerin de kolaylıkla hedef alınmasına neden oldu. Fotoğrafta, Rusya'nın Perm şehri yakınlarındaki bir petrol tesisinin insansız hava araçlarıyla vurulması görülüyor. ]
Barajlar ve nükleer elektrik santralleri için ayrıca daha özel hükümler bulunuyor. Bu tesislere yönelik saldırılar, tehlikeli güçlerin açığa çıkmasına ve siviller arasında ağır kayıplara yol açabilecekse uluslararası insancıl hukuk tarafından daha güçlü bir koruma altına alınıyor.
Enerji altyapısına yönelik saldırıların ceza hukuku boyutu da Rusya-Ukrayna savaşıyla yeniden gündeme geldi. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ukrayna’nın elektrik altyapısına yönelik saldırılar nedeniyle 2024’te bazı üst düzey Rus askeri yetkililer hakkında tutuklama kararı çıkardı.
Mahkeme, sivillere ait hedeflere saldırı düzenlenmesi ve beklenen askerî avantaja kıyasla aşırı sivil zarara yol açılması ihtimallerini soruşturmanın merkezine aldı. Ancak bu kararlar henüz kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmiyor. Enerji altyapısına yönelik saldırılar konusundaki uluslararası ceza hukuku içtihadı da halen sınırlı.
Bu nedenle İran, Suudi Arabistan, Rusya, Ukrayna veya Sudan’daki saldırılar için yalnızca “enerji tesisi vuruldu” bilgisinden hareketle kesin bir savaş suçu değerlendirmesi yapılamıyor.
Her saldırıda hedef alınan tesisin askeri işlevi, tesisi kimin kullandığı, saldırıyla elde edilmek istenen askerî avantaj, kullanılan mühimmat, hedefin çevresindeki sivil nüfus ve zincirleme sonuçların öngörülüp öngörülemediği ayrı ayrı incelenmek zorunda.
“Modern savaşın enerjiye mutlak bağımlılığı, askerî, ekonomik ve sivil işlevleri giderek daha fazla iç içe geçiriyor. Hukuk sınırları çiziyor ancak bu sınırların savaş alanında uygulanması son derece güç hale geliyor.”
Mehmet Doğan
Buna karşılık askeri hedef niteliği taşımayan bir sivil enerji tesisinin bilerek vurulması, ayrım gözetmeyen saldırı düzenlenmesi veya aşırı sivil zararın öngörülmesine rağmen operasyonun sürdürülmesi ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlallerini ve şartları oluştuğunda savaş suçu sorumluluğunu gündeme getirebilir.
Enerji altyapısı bu nedenle modern savaşların en karmaşık hedeflerinden biri. Aynı elektrik hattı bir yandan askerî radarı çalıştırırken diğer yandan hastanenin yoğun bakım ünitesine, su şebekesine ve milyonlarca eve enerji sağlayabiliyor. Aynı rafineri savaş uçaklarına yakıt üretirken ambulansların ve yardım araçlarının hareket edebilmesini de mümkün kılıyor.
Savaş alanındaki temel tartışma da bu noktada düğümleniyor: Bir ordunun enerji damarlarını kesmek ile sivil hayatı sürdürülemez hale getirmek arasındaki sınır nerede başlıyor?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:72
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Eylül 2026 14:18 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















