Sahile vuran kesik baş! Tüyler ürperten kadın cinayeti! Son dakika haberleri
Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Yıl 2001. Takvimler 28 Nisan’ı gösteriyordu. İstanbul, güneşli bir cumartesi gününün hafta sonu yoğunluğunu yaşıyordu. Öğle saatlerinde polis telsizinden geçen bir anons, sıradan başlayan günü bir anda karanlık bir dosyanın başlangıcına dönüştürdü.
Haber Merkezi’nden gelen anons netti: “89 155... Kazım Orbay Caddesi’ne bağlı sokakta ihbar var. Gelen bilgilere göre bir kadın cesedinden bahsediliyor. Olay yerine intikal edin, detaylı bilgi verin.” Anonsun hemen ardından 89 155 kodlu ekip telsizden cevap verdi. Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekip, vakit kaybetmeden adrese doğru harekete geçti. Siren sesleri, İstanbul’un kalabalığına karışırken, kimse birkaç dakika sonra karşılaşılacak dehşetin boyutunu bilmiyordu.
BAŞSIZ BİR KADIN CESEDİ Ekipler olay yerine ulaştıklarında, karşılaştıkları manzara deneyimli polisleri bile sarsacak cinstendi. Defalarca bıçaklanarak öldürüldüğü anlaşılan bir kadının parçalanmış bedeni, metal bir el arabasının içine yerleştirilmiş halde bulundu. Ancak en dikkat çeken ve dehşeti katlayan detay, cesedin başının bulunmamasıydı. Polis ekipleri durumu anında Haber Merkezi’ne bildirdi. Olay kısa sürede üst birimlere aktarıldı. Dakikalar içinde Olay Yeri İnceleme ekipleri ile Cinayet Büro Amirliği dedektifleri bölgeye sevk edildi ve geniş çaplı çalışma başlatıldı.
O yıllarda Kayıplar Masası bugünkü kadar geniş bir yapıya sahip değildi. Az sayıda personelle görev yapan birim, o gün başka bir dosya üzerinde çalışıyordu. Bu nedenle ilk müdahale ve soruşturmanın yükü büyük ölçüde Cinayet Büro ekiplerinin omuzlarındaydı. İstanbul’un ortasında, gündüz vakti ortaya çıkan bu vahşet, kısa sürede çözümlenmesi gereken karmaşık bir cinayet dosyasına dönüşüyordu.
4 GÜN SONRA Olay yerinde yapılan ilk incelemelerde, parçalanmış halde bulunan kadının ayak parmaklarında kırmızı, ellerinde ise pembe oje olduğu tespit edildi. Ancak bu dikkat çekici ayrıntıya rağmen kadının kimliği belirlenemedi. Cinayet Büro ekipleri bir yandan faili ya da failleri bulmak için çalışma yürütürken, diğer yandan kimlik tespiti için tüm ihtimaller değerlendiriliyordu. Soruşturma devam ederken, 2 Mayıs 2001 günü yeni bir ihbar geldi. Bakırköy Sahili’nde denize vurmuş bir kesik baş bulunduğu bildiriliyordu. İhbar üzerine bölgeden sorumlu Cinayet Büro dedektifleri hızla olay yerine sevk edildi. O gün Kayıplar Masası’nda görev yapan ve yıllar sonra bu vahşi cinayeti ekip arkadaşlarıyla birlikte çözecek olan Eşref Şahin de olay yerine giden isimlerden biriydi.
SAÇI OLMAYAN KADIN KAFASIKayıp şahıslar üzerine çalışan emekli polis memuru Eşref Şahin, o günü yıllar sonra şöyle anlattı: “Olay yerine gittiğimizde, denizin içindeki taşların arasına sıkışmış bir kesik başla karşılaştık. Cinayet Büro ekipleri de olay yerindeydi ve incelemeyi onlar yürütüyordu. Ben ise bunun bizim kayıp dosyalarından biriyle bağlantılı olup olmadığını anlamak için gitmiştim. Gördüğümüz kesik başta neredeyse hiç saç yoktu, sadece birkaç uzun tel kalmıştı. Hatta ilk bakışta bir oyuncak kafayı andırıyordu, öyle garip bir görüntüsü vardı. Ancak kalan birkaç uzun saç telinden yola çıkarak bunun bir kadına ait olabileceğini değerlendirdik.”
Kayıp uzmanı emekli polis memuru Eşref Şahin ve Habertürk Muhabiri Mustafa Şekeroğlu İstanbul’un farklı noktalarında ortaya çıkan bu iki korkunç bulgu, Cinayet Büro ekiplerini tek bir ihtimal üzerinde yoğunlaştırıyordu: Parçalanmış halde bulunan ceset ile sahile vuran kesik baş aynı kişiye ait olabilirdi. Artık soruşturma çok daha kritik bir aşamaya giriyordu.
BENZER BİR KAYIP YOKTUCinayet Büro dedektifleri olayın perde arkasını aralamak için çalışma başlatırken, bir yandan da Kayıplar Masası’na yapılan başvurular tek tek incelenmeye alındı. Ancak eldeki bulgularla örtüşen bir kayıp başvurusu bulunamadı. O dönem görev yapan Eşref Şahin, yıllar sonra o süreci şöyle anlattı:
“O yıllarda teknolojik imkânlar bugünkü gibi değildi. Karakollara yapılan kayıp başvurularını anlık olarak görme şansımız yoktu. Sistemde kesik başla örtüşebilecek bir kayıp başvurusu da görünmüyordu. Bu nedenle dosyanın takibi tamamen Cinayet Büro ekiplerine kaldı.” Elde ne kimliği belirlenmiş bir ceset, ne de eşleşen bir kayıp başvurusu vardı. Bu durum, dosyayı daha da karmaşık hale getiriyordu.
Kayıp uzmanı emekli polis memuru Eşref Şahin 13 YIL SONRA 2001 yılında peş peşe bulunan parçalanmış ceset ve Bakırköy Sahili’ne vuran kesik başla ilgili yürütülen soruşturmada, iki olay arasında somut bir bağ kurulamadı. Dönemin teknik yetersizlikleri nedeniyle kesik baş ile gövde arasında bilimsel bir eşleşme yapılamayınca dosya zamanla rafa kaldırıldı.
Kimliği tespit edilemeyen kadının cansız bedeni kimsesizler mezarlığında toprağa verildi. Dosya ise yıllar boyunca çözülemeyen cinayetler arasında yerini aldı. Aradan tam 13 yıl geçti. Takvimler 2014’ü gösterdiğinde, Kayıplar Masası artık Kayıp Şahıslar Büro Amirliği adıyla daha güçlü bir yapıya kavuşmuştu. Birimin başına “Kurt” lakaplı deneyimli amir Oktay Kapsız’ın getirilmesiyle birlikte, yıllardır çözülemeyen dosyalar yeniden açılmaya başlandı.
FBI yöntemlerinden esinlenen analiz teknikleriyle çalışan kayıp uzmanı dedektifler, geçmişte sonuç alınamayan birçok dosyayı mercek altına aldı. Kısa sürede önemli başarılar elde eden birim, Asayiş Şube Müdürlüğü’nün en dikkat çeken ekiplerinden biri haline geldi.
GEÇMİŞ KAYIPLAR İNCELENMEYE BAŞLANDI“Kurt” lakabıyla tanınan emniyet amiri Oktay Kapsız, göreve geldiğinde birimde köklü bir değişimin fitilini ateşledi. Yıllarca Gasp Büro Amirliği’nde organize suç çeteleriyle mücadele eden Kapsız, sahadaki tecrübesini Kayıp Şahıslar Büro Amirliği’ne taşıdı. Disiplinli yapısı ve detaycılığıyla bilinen Kapsız’ın ilk talimatlarından biri, sadece yeni kayıp başvurularının değil, geçmişte sonuçsuz kalan ve cinayetle bağlantılı olabileceği değerlendirilen dosyaların da yeniden incelenmesiydi.
Bu talimatla birlikte yıllardır tozlu raflarda bekleyen dosyalar tek tek açılmaya başlandı. Eşref Şahin ve ekibi de çözülmemiş kayıp başvurularını mercek altına aldı. Yapılan incelemeler sırasında Şahin’in dikkatini çeken bir dosya, yıllar önce yarım kalan bir hikâyeyi yeniden gün yüzüne çıkaracaktı. Tarih 21 Nisan 2001’di. Azerbaycan uyruklu Tazegül Dadaşova hakkında yapılan kayıp başvurusu, diğer dosyalar arasından ayrılıyordu.
13 YILDIR KAYIPTIBu başvuru, o dönemde görev yapan ekipler tarafından sonuçlandırılamamıştı. Dosyayı eline alan Eşref Şahin, tüm ayrıntılarıyla yeniden incelemeye başladı. Çünkü dosyada yer alan bilgiler, onu 13 yıl önce Bakırköy Sahili’nde bulunan kesik kadın başına götüren kritik bir bağ içeriyordu. Kayıp başvurusu, Dadaşova’nın oğlu tarafından yapılmıştı. Dosyadaki ifadede şu cümleler yer alıyordu: “Annem kayıp. Dört gündür kendisinden haber alamıyorum. Birlikte olduğu erkek arkadaşı M.S.’den ayrılmak istiyordu. M.S.’nin bu olayla bir ilgisi olabilir.”
Bu ifade üzerine o dönemde M.S.’nin ifadesi alınmıştı. Ancak şüpheli, Dadaşova’yı tanımadığını ve kendisiyle herhangi bir ilişkisi olmadığını öne sürmüştü. İfadesinin ardından serbest bırakılan M.S. hakkında, o yıllarda bunun ötesine geçen herhangi bir teknik ya da derinlemesine inceleme yapılmamıştı. Dosyada sadece ifadeler vardı... Ama gerçek hâlâ karanlıktaydı.
PARÇALAR BİRBİRİYLE UYUMLUDosyayı yeniden ele aldıklarında kritik kırılma noktası da ortaya çıktı. Eşref Şahin, yıllar sonra o anı şöyle anlattı: “Bu dosyayı incelediğimizde, kesik başın bulunmasından 4 gün önce Şişli’de başsız bir kadın cesedi bulunduğunu tespit ettik. Bunun üzerine ilk iş olarak o döneme ait tüm delilleri yeniden topladık. İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan, Olay Yeri İnceleme ekiplerinin çektiği fotoğrafları ve hazırlanan tutanakları istedik. Fotoğrafları detaylı şekilde incelediğimizde ceset parçalarının birbirine benzerlik gösterdiğini fark ettik. Ancak bu sadece bir kanaatti. Kesinlik kazanması için Adli Tıp uzmanlarından destek aldık.”
Yapılan incelemede kesik baş ile gövdeye ait fotoğraflar uzmanlar tarafından karşılaştırıldı. Sonuç, 13 yıldır karanlıkta kalan dosya için dönüm noktası oldu.
“Uzmanlar, gövdedeki kesik izleri ile baştaki kesik izlerinin birbiriyle uyumlu olduğunu tespit etti.” Bu tespit, yıllar önce birbirinden bağımsız gibi görülen iki korkunç bulgunun aslında aynı cinayetin parçaları olduğunu ortaya koyuyordu.
KİMLİĞİ TESPİT EDİLDİElde edilen bu kritik bulgunun ardından ekipler vakit kaybetmeden kimlik tespiti için harekete geçti. Eşref Şahin süreci şöyle anlattı:
“Bu bizim için çok önemli bir gelişmeydi. Hemen Interpol üzerinden Azerbaycan’da yaşayan oğluna ulaştık. Oğlundan kan örneği aldırdık. Alınan örnek, kimsesizler mezarlığında bulunan başsız kadına ait DNA ile karşılaştırıldı. Yapılan DNA incelemesi, 13 yıllık sır perdesini araladı. Sonuçlar geldiğinde, kesik baş ile gövdenin aynı kişiye ait olduğu ve DNA’nın birebir örtüştüğü ortaya çıktı. Böylece başsız kadın cesedinin, kayıp başvurusu yapılan Azerbaycan uyruklu Tazegül Dadaşova olduğu kesinleşti.”
Yıllar boyunca isimsiz bir mezarda yatan kadının artık bir adı vardı... Ve soruşturma, artık faili bulmaya odaklanacaktı.
YENİ DETAYLAR ELDE EDİLDİKimliğin netleşmesiyle birlikte soruşturma yeni bir evreye girdi. Dosya derinleştirildi, geçmişte gözden kaçan tüm ayrıntılar yeniden masaya yatırıldı. Eski kayıtlarda, maktul Tazegül Dadaşova’nın M.S. isimli bir erkek arkadaşı olduğu bilgisi yer alıyordu. Ancak bu bilgi o dönemde yeterince derinleştirilmemişti. Ekipler bu kez doğrudan maktulün oğluna ulaştı. Yıllar sonra yapılan görüşmede çarpıcı detaylar ortaya çıktı. Alınan ifadeye göre Dadaşova ile M.S.’nin ilişkisi sorunluydu ve ayrılık sürecine girmişlerdi. Hatta M.S.’nin bir dönem, o tarihte henüz 11 yaşında olan çocuğu kaçırdığı, aile tarafından polise şikâyet edilmesi üzerine çocuğu geri getirdiği bilgisine ulaşıldı. Bu detaylar, şüpheleri yeniden aynı isim üzerinde yoğunlaştırdı. 37 yaşında hayatını kaybeden genç kadının kimliği artık kesindi. Dosyada eksik olan tek parça, cinayetin failiydi.
SON SİNYALİ ESKİ ERKEK ARKADAŞININ YANINDA VERDİKayıp uzmanı Eşref Şahin ve ekibi, bu aşamada teknolojiyi devreye soktu. Yıllar önce yapılamayan analizler, bu kez detaylı şekilde gerçekleştirildi. Şahin, süreci şöyle anlattı: “Her iki kişinin telefon kayıtlarını çıkarttık. Sadece arama dökümlerine değil, baz istasyonu ve sinyal hareketlerine de baktık. Kaybolduğu gün maktul ile şüpheli arasında 8 ayrı görüşme olduğunu tespit ettik. Yapılan teknik analiz, olayın seyrini değiştirecek kritik bir tablo ortaya koydu. İlk görüşme sırasında maktulün Aksaray’da olduğunu belirledik. Saatler ilerledikçe her iki telefonun hareketlerini adım adım takip ettik. Bir süre sonra iki hattın da Şişli’de, şüphelinin evine çok yakın bir noktada kesiştiğini gördük. Ardından... maktulün telefonu bir anda sinyal vermeyi kesti.”
Bu kesilme, Cinayet Büro ekipleri için tek bir anlama geliyordu: Genç kadın, son kez şüphelinin bulunduğu noktada hayattaydı... Ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı.
CESEDİ 2 SOKAK ÖTEDEYürütülen teknik ve fiziki takip çalışmaları, cinayetin düğümünü çözecek en kritik ayrıntıyı ortaya çıkardı. Genç kadının telefon sinyalinin kesilmesinden bir gün sonra, parçalanmış cesedinin şüphelinin evine sadece iki sokak mesafede bulunduğu belirlendi. Bu çarpıcı bulgu, tüm şüpheleri tek bir isim üzerinde topladı: M.S.
Elde edilen tüm deliller ve teknik veriler savcılığa sunuldu. Dosyayı değerlendiren savcılık, şüpheli M.S. hakkında gözaltı kararı verdi.
“GEL, MUSLUK BOZUK”Cinayetin ardından Bursa’nın Gemlik ilçesine taşındığı belirlenen şüphelinin yakalanması için ekipler harekete geçti. Kayıp uzmanı Eşref Şahin ve ekibi, Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle koordineli bir operasyon planladı.
Şahin, operasyon anını şöyle anlattı: “Şüphelinin tesisat işleri yaptığını öğrendik. Evde olmadığını tespit ettik. Bunun üzerine bir plan kurduk. Kendisi müşteri gibi arandı. ‘Tesisatta arıza var, acil gelmen gerekiyor’ denildi. Bir süre sonra motosikletle geldi. ‘Arıza nerede?’ diye sordu. Ben de ‘İstanbul’dan geliyorum... 2001... Tazegül...’ dedim. Bir anda rengi değişti. Hemen kimliğimizi gösterdik, gözaltına alıp İstanbul’a getirdik.”
EMNİYETTE SUSTU VE TUTUKLANDIGözaltına alınan 51 yaşındaki M.S., İstanbul’a getirildiği süre boyunca tek kelime etmedi. Asayiş Şube Müdürlüğü’nde sorguya alınan şüpheli, cinayeti işlemediğini öne sürdü ve ifade vermeyerek susma hakkını kullandı. Polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen M.S., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. 13 yıl boyunca karanlıkta kalan başsız kadın cinayeti böylece çözüldü...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:107
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Nisan 2026 09:17 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















