Refahtan değil, yaşam mücadelesinden payını alanlar… Sözcü Gazetesi
Ankara24.com, Sozcu kaynağından alınan verilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Bir zamanlar “emeklilik”, hayatın son demlerinde huzur bulmak, torunlarla vakit geçirmek ve yılların yorgunluğunu atmak demekti. Emekli ikramiyesi ile de bir ev, araba sahibi alma hayalleri kurulabiliyordu.
Ancak bugün Türkiye’de emekli olmak, emeklilerin çoğu için, huzurdan ziyade bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Sokakta kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz; pazar tezgahlarının akşam saatlerini bekleyen, market raflarındaki etiket değişimlerini endişeyle izleyen emektar bir nesil, ne yazık ki açlık sınırının çok altında gelirle mücadele veriyor.
Rakamların Soğuk YüzüEkonomi yönetimine göre toplumun hiçbir kesimi, özellikle çalışan ve emekliler enflasyona ezdirilmemiştir. Oysa emeklinin mutfağındaki enflasyon kendi rekorlarını kırmaya devam ediyor. Bugün en düşük emekli maaşı ile bir ailenin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılaması matematiksel olarak imkansız hale gelmiştir.
2025 yılında 16.881 TL olan en düşük emekli maaşı; %12.19’luk artış eklendiğinde 18.939 TL’ye çıkıyor. Ancak bu artış otomatik olarak uygulanmıyor; yasal düzenleme gerekiyor. Dört milyon civarındaki emekli ancak yasal düzenleme sonrası 18.939 TL maaş alabilecek ve bu maaşla bir ay hayatta kalma mücadelesi verecek. Türk-İş’in verilerine göre 2025 yılı aralık ayında sadece gıda harcaması esas alınarak hesaplanan açlık sınırının 30.143 TL; İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde ortalama kiraların 25-30 binler civarında olduğunu hatırlatalım.
Bu veriler bize şunu söylüyor: Türkiye’de milyonlarca emekli, sadece barınma ihtiyacını bile karşılayamayacak bir gelir düzeyine mahkum edilmiş durumdadır. Kirasını ödeyenin karnı aç, karnını doyuranın ise başını sokacak bir evi risk altında.
“Refahtan Pay” Değil, “Hayat Savaşından Pay”Geçmiş yıllarda emekli maaşlarının asgari ücrete oranı çok daha insani seviyelerdeyken, bugün makas hiç olmadığı kadar açıldı. 2000’li yılların başında asgari ücretin üzerinde maaş alan bir emekli, bugün asgari ücretin çok altında bir tutarla ayı geçirmeye çalışıyor.
Emeklilerin durumu, sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda bir sosyal adalet meselesidir. Yıllarca prim ödeyen, bu ülkenin kalkınmasında alın teri döken insanlar, yaşlandıklarında “yük” olarak görülmeyi hak etmiyorlar. Emekli, bayram ikramiyesini torununa harçlık vermek için değil, birikmiş faturalarını kapatmak için bekler hale gelmişse, orada durup düşünmek gerekir.
Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan, çeşitli şekillerde emekli aylığı alanların sayısı 2010 yılında 9 milyon 518 bin kişi idi. EYT öncesi 2022 yılında bu sayı 13 milyonlar civarında iken 2024 yılında 16 milyon 677 bin kişiye ulaştı. Emekli sayımız hem nüfusun yaşlanması hem de EYT nedeniyle nüfus artış hızından daha fazla arttı. Dolayısıyla nüfus içindeki emekli oranı büyüdü. Peki, emeklilerin nüfus içindeki oranı büyürken milli gelirden aldıkları pay da büyüdü mü? Maalesef, büyümek bir yana payları düştü.
2016 yılında emekli aylığı ödemelerinin GSYH’ya oranı %7.04 iken bu oran 2022 yılında %4.36’ya kadar düştü. EYT ile birlikte emekli sayısındaki artışa rağmen emeklilerin milli gelirden aldığı pay artmadı, aksine düştü. Emeklinin milli gelir pastasındaki porsiyonundaki küçülme, emeklinin bugün yaşadığı sıkıntıları çok net açıklamaktadır.
Ortalama Emekli Aylığı Verisini Yayımlayamıyorlar!Önümde Sosyal Güvenlik Kurumu Aylık Bülteni Mali İstatistikler Tabloları duruyor. 2000 yılından 2025 Ekim ayına kadarki SGK mali istatistiklerinin yer aldığı tabloda işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin emekli aylığı verileri var. Bu istatistiklerde 2012 yılına kadar; asgari, azami ve ortalama emekli maaşı verileri yer almaktaydı. 2012 yılından itibaren ortalama emekli aylığı verilerini yayımlamıyorlar. Söz konusu veriler SGK’nın elinde var. Sanırım ortalama emekli maaşı öyle düştü ki bu veriyi yayımlamaya utanıyorlar. Ancak, veri yayımlanmayınca emekliye reva görülen durum ortadan kalkmıyor ki...
İkinci Bahar Değil, İkinci İşSokaklarda, parklarda veya inşaatlarda çalışan ak saçlı amcaları, teyzeleri daha sık görmeye başladık. “Emeklilikte ikinci bahar” sloganları, yerini “emeklilikte ikinci iş” mecburiyetine bıraktı.
“Çalışan emekli” kavramı, Türkiye’ye has, paradoksal bir durum olmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra inşaatlarda bekçilik yapan, taksi direksiyonuna geçen, kuryelik yapan veya tezgah açan emekli profili, Türkiye’nin kanayan yarasıdır. Sosyal güvenlik sisteminin asıl amacı olan “yaşlılıkta refah” ilkesi, yerini “çalışmazsan açsın” gerçeğine bırakmıştır.
Sonuç: Bir Onur MeselesiEmeklilerin talebi lüks bir yaşam değil; sadece insanca onurlu bir yaşamdır. Doğalgaz faturasını düşünmeden evi ısıtabilmek, markette ürünlerin sadece fiyatına değil içeriğine de bakabilmek ve ay sonunu getirme kaygısından kurtulmaktır.
Eğer bir toplum, en yaşlı üyelerini, kıdemli vatandaşlarını yoksulluğa ve kimsesizliğe terk ediyorsa, o toplumun geleceği de ekonomik büyüme rakamlarıyla kurtarılamaz.
Emekli maaşları üzerindeki düzenlemeler artık bir “zam” meselesi değil, bir vicdan ve onur meselesidir. Yetkililerin, bu sessiz çığlığı sadece seçim dönemlerinde değil, her pazar tezgahının başında duyması gerekiyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:80
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 05:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















