Politika faizini 100 yapalım, dünya barışı gelsin Özgür Bayram Soylu
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Bugün Türkiye ekonomisi öyle bir yol ayrımında ki bir taraf başarı ve istikrar programı masalları anlatıyor, diğer taraf üretim yapabilmek için son bir nefes arıyor. Vergisiz döviz, yüksek enflasyon, kudretli faiz, bizim olmayan rezerv, Çin istilası, akaryakıtta ÖTV, Cumhur reyonu, Hürmüz boğazı derken, adeta yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…
Bu karmaşanın ortasında, her sorunun sanki tek bir sihirli cevabı varmış gibi davranılan absürt bir döneme hapsolurken buluyoruz kendimizi de. Bu yazıda ne kadar absürt benzetme yaparsam yapayım, hiçbirinin yaşanan gerçekler kadar çarpıcı olamayacağını biliyorum ama yine de deneyeceğim.
Yüce Ortodoks Mahmut Tuncer’in türküsünde çığırdığı gibi;
Enflasyonun var mı? var var…
Kırılgan kurun var mı? var var…
Yabancı sermaye var mı? var var,
Ne duruyorsun?... Ne yapayım?...
Faizi artırsana, faizi artırsana…
Madem bu kadar kudretli bir araç politika faizi, Serenay Sarıkaya Mahmut Tuncer’in gençliğini oynamadan biz politika faizini 100 yapalım gelsin dünya barışı, çözülsün trafik sorunu, hatta kapansın tüm toplumsal yaralar!
İFLASLAR "KAPYA"YI ÇALARKEN
Şaka bir yana, bu tek tuşla dünyayı kurtarma sevdası sahada karşılığını çok sert buluyor. Bugün izlenen ekonomi politikası, yüksek faiz verip yabancı gelmesini beklemekten ibaret tek bir eksene indirgenmiş durumda. Teoride kulağa son derece disiplinli gelen bu «faiz-kur-enflasyon» denklemi, sanayicinin kapısına geldiğinde “ne kan kaldı ne can” feryadına dönüşüyor. Reel sektör finansman bulamıyor, yatırım iştahı tamamen sönmüş durumda ve iflaslar birer birer kapyayı (biber) çalıyor. Ne kastettiğimi birazdan anlayacaksınız.
Üstelik bu kırılgan yapı, en ufak bir jeopolitik rüzgarda her defasında darmadağın oluyor. Savaşın ilk etkisiyle birlikte köpek balıkları pardon sermaye çıkışları hızlanırken, carry trade de çözülüyor. Merkez Bankası da özellikle kur üzerindeki basıncı dindirmek için, resmi açıklamalarda pek yer bulmasa da elin Adam’ından öğreniyoruz, elindeki tüm cephaneyi; dövizi, altını ve swap hatlarını adeta birer savunma kalkanı gibi siper ediyor.
DÜŞMANLARLA YARIŞIRIZ PARA ÇOK PARA ÇOK
Enflasyon hedefi açıklarken linkler koparan, Şikago’da enflasyonla mücadele dersi veren Merkez, ne hikmetse rezervleri yakarken kendi değil Bloomberg ve Reuters gibi uluslararası kaynakları konuşturuyor. Altın satışları, swap hatları ve eriyen rezervler dış basında manşet olurken, içerideki söylemler “hiç panik yok hiç panik yok çok eğlenecuk” kıvamında sürüyor. Hatta dünyadaki altın fiyatlarını bizim satışlarımızın düşürdüğüne inanmamız bekleniyor. Maazallah, bu kudretimiz Ayşe Teyze’nin kulağına gitmesin; “madem dünyayı biz yönetiyoruz” deyip yastık altındaki altınları bir çıkarırsa, küresel finans sistemini kökten çökertiriz falan!
Fiyat istikrarının bir türlü tesis edilemediği 36 ayın sonunda aslında temeli sarsılan bir binayı için bir gün daha fazla nasıl ayakta tutarız mücadelesi veriyoruz. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” tabiri caize tamamen “ Mart kapıdan baktırır, Merkez’e her gün gizli rezerv yaktırır” noktasına gelmiş durumda. Kur yükselmesin diye cephaneyi ateşe atıyoruz, tam “oh be, yangını biraz dindirdik” diye derin bir nefes alacakken, bu sefer sahneye Brent petrol çıkıyor. Bir yandan elimizdeki suyla (rezervle) ateşi söndürmeye çalışıyoruz, diğer yandan maliyet kamyonuyla içeriye taze odun boşaltıyoruz. Sonuçta ne yangın sönüyor ne de odun bitiyor.
OOO NAMBIR NAMBIR
Mutfak tezgâhına, pazar çantasına kadar sıçrayan yangın, günlük hayatımızda inanılmaz bir tuhaflığı gözler önüne seriyor. Öyle bir noktaya geldik ki o egzotik zırhıyla Ananas ucuz, bin bir lojistik zahmetle gelen Muz ulaşılabilir, fiyakalı Ejder Meyvesi ise vitrinlerin yeni favorisi haline gelmiş durumda. Buna karşılık, Anadolu’nun bağrından kopup gelen emektar Kapya Biber ve Çarliston Biber, fiyatıyla yanına yaklaşılamayan birer lüks tüketim nesnesine dönüşmüş vaziyette. Hatta benim memleketin hıyarı, domatesi bile bir başka lüks kokuyor (İç ses: Hıyar ve domatesin mevsimi değil elbette pahalı olacak, dış ses: çıkar telefonunu). Kendi toprağımızın alın teriyle sulanan yerli ürünler cep yakarken, binlerce kilometre öteden gelen ithal ürünlerin hesaplı alternatif olarak sunulmasının bir fiyat etiketi meselesi olmadığını görüyoruz artık. Üretim zincirimizin nasıl kırıldığını, maliyet yapımızın nasıl çözüldüğünü ve yerli üreticinin içine düştüğü o derin dar boğazın nasıl vücut bulduğunu biliyoruz artık.
Biz başa dönelim en iyisi mi, hani dizilerde olur ya 3 yıl önce… Faizi 100 yapalım. Yabancı daha çok gelsin, daha çok kazansın, daha hızlı çıksın. Biz de daha fazla rezerv satalım, daha fazla altın kullanalım, daha fazla daralalım. Ama belki… evet belki… dünya barışı gelir. Sanayicinin canı çıkmış, mutfaktaki yangın arşa ulaşmış, biber ananastan pahalı hale gelmiş… Ne gam!
Bizde her şey yolunda, yol hariç.
Görüntülenme:48
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Mart 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















