Osman Kavala: Neler yapacağımı planlamak içimden gelmiyor, ne zaman buradan çıkacağım belirsizliğini koruyor
Ankara24.com, T24 kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Gezi Parkı davasında müebbet hapis cezasına mahkûm edilen Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, AİHM kararlarının uygulanmamasını “insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren davranış” olarak değerlendirdi. Kavala, 2026’nın demokrasi için “salınan bir yıl” olacağını, PKK’nın silah bırakmasını olumlu bulduğunu ancak sürecin Suriye gelişmelerine bağlı olması nedeniyle belirsiz olduğunu ifade etti.
8 yıldır Silivri'de tutuklu bulunan Kavala, "Büyük Daire’den çıkacak karar Yargıtay’ın onama sürecini de içerdiği için, bütün yargı süreciyle ilgili nihai karar olma özelliğini taşıyacak. Bu karara uymamazlık edilmesi halinde Adalet Bakanlığı’nın bu tutuma gerekçe bulması herhalde daha zor olacak." ifadelerini kullandı. Ayrıca, "AİHM’nin ve AYM’nin hak ihlalleri tespitleri, haliyle ihlallere yol açan tasarruflarda bulunan yargı kurumlarının insan haklarına yeterli derecede duyarlı olmadıkları şüphesinin doğmasına yol açıyor. Bu ulusal mahkemelerin ayrıntılı gerekçelerle açıklanan ihlal tespitlerini dikkate almıyor olmaları ise bu şüphelerin doğrulanması anlamına geliyor. Söz konusu ihlal tespitleri halen özgürlükleri kısıtlanmakta olan kişilerle ilgiliyse, bunların cezaevinde tutulmaya devam edilmeleri bu insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren bir davranış olarak anlaşılabilir. Sayın Yargıtay Başkanı ihlallerin telafi edilmemesi ihlallerden daha vahimdir derken, bu soruna işaret etmiş oldu." dedi.
Medyascope'tan Furkan Karabay'ın Osman Kavala ile yaptığı bir bölümü şöyle:
AİHM’e yaptığınız başvuru dosyası son olarak Büyük Daire’ye gönderildi. Daha önceki AİHM kararlarını Türkiye uygulamamıştı, yeni gelecek karar ve Türkiye’nin tutumu konusunda beklentiniz nedir?
Büyük Daire’ye başvurumuz, onanmış olan hükmün ve önceki kararlara uyulmamasının doğurduğu yeni ihlal iddialarını içeriyor. Önceki ihlal tespitlerine yenilerinin de ekleneceğini tahmin ediyorum. Adalet Bakanlığı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne önce, ilk AİHM kararının Gezi ve 15 Temmuz darbe girişimine katılmakla ilgili olduğu, ancak Gezi davasından zaten beraat ettiğim, yeni bir suçtan, casusluktan dolayı tutukluluğumun devam ettiği şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bakanlık daha sonra, Gezi davasındaki beraat kararı bozulup mahkûmiyet kararı verildiğinde de, AİHM kararının, tutuklama ile ilgili olduğu için artık geçersiz hale geldiğini iddia etti. AİHM, başlatılmış olan ihlal prosedürü uyarınca verdiği ikinci kararında, bir suç işlenmiş olduğuna dair şüphe uyandıracak nitelikte olmadıkları tespit edilmiş olan delillerde bir değişiklik olmadığını, aynı deliller kullanılarak yeni yargısal işlem yapılamayacağını belirterek, bu iki gerekçenin de hukuki geçerlilikten yoksun olduğunu vurguladı. Ancak, bu önemli tespit Yargıtay tarafından dikkate alınmadı.
Büyük Daire’den çıkacak karar Yargıtay’ın onama sürecini de içerdiği için, bütün yargı süreciyle ilgili nihai karar olma özelliğini taşıyacak. Bu karara uymamazlık edilmesi halinde Adalet Bakanlığı’nın bu tutuma gerekçe bulması herhalde daha zor olacak.
Son olarak AYM’nin Tayfun Kahraman hakkındaki hak ihlali kararı uygulanmadı, Selahattin Demirtaş için de AİHM’nin serbest bırakılması yönünde hükmü var ancak bir gelişme yaşanmadı. Bu süreçleri siz de yaşadınız, AİHM ve AYM kararlarının uygulanmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aldığı kararlarla yasalara, Anayasal hukuka riayet edilmesini sağlamakla yükümlü olan yargı organlarının Anayasa’nın AYM’nin yetkisi ile ilgili açık hükmüne riayet etmiyor olması akıl alır bir şey değil. Bu davranış, herhangi bir devlet kurumunun Anayasa’ya aykırı hareket etmesinden daha vahim bir durum yaratıyor. AİHM kararlarına uyulması da anayasal temeli olan bir gereklilik. Bunlar bilinen gerçekler. Bu uymama davranışının insan hakları perspektifinden de değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
AİHM, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bireyin insan haklarının ve insan haysiyetinin en önemli değerler olarak kabul edilmesiyle birlikte Avrupa Konseyine üye ülkelerde yaşayanların insan haklarını korumak için yaratıldı. Bu değerlerin hukuk sistemlerinde içselleştirilmesi ve ortaklaştırılması amacı için ulusal yargı kurumları yeterli görülmediğinden böyle bir kuruma ihtiyaç duyuldu. AİHM başvuruları değerlendirirken yargı süreçlerinin adil yargılama ilkelerine uygunluğunu denetliyor; ana görevi, insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasında insan hakkı ihlali olup olmadığının değerlendirmesini yapmak. Mahkeme bu kısıtlamanın suça işaret etmeyen bulgularla yapıldığı ve bu bulgularla suçlama arasında mantıkî bir bağ kurulmadığını gördüğü zaman, gerekçelerini anlaşılabilir şekilde ifade ederek ihlal tespiti yapmakla yükümlü. Böyle bir gerçeklik varken delillerin nasıl değerlendirildiğine karışmayayım şeklinde davranması, insan haklarını koruma görevini yerine getirmekten kaçınmak anlamına gelir.
AYM’nin başvuruları değerlendirmesinde de belirleyici olan, insan haklarının hukukun temel değeri olduğu bilgisi ve bireyin insan haklarının korunması ilkesi. AİHM’nin ve AYM’nin hak ihlalleri tespitleri, haliyle ihlallere yol açan tasarruflarda bulunan yargı kurumlarının insan haklarına yeterli derecede duyarlı olmadıkları şüphesinin doğmasına yol açıyor.
Bu ulusal mahkemelerin ayrıntılı gerekçelerle açıklanan ihlal tespitlerini dikkate almıyor olmaları ise bu şüphelerin doğrulanması anlamına geliyor. Söz konusu ihlal tespitleri halen özgürlükleri kısıtlanmakta olan kişilerle ilgiliyse, bunların cezaevinde tutulmaya devam edilmeleri bu insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren bir davranış olarak anlaşılabilir. Sayın Yargıtay Başkanı ihlallerin telafi edilmemesi ihlallerden daha vahimdir derken, bu soruna işaret etmiş oldu.
Bir yeni yılı daha Silivri’de, dört duvar arasında, tutsak bir şekilde gireceksiniz. Hapiste yılbaşı günleri neler yapıyorsunuz?
Yılın son gününde, daha doğrusu akşamında şiir okumayı adet edindim. Önceki yıllarda TRT’de Berlin Senfoni Orkestrası’nın yılbaşı konseri yayınlanıyordu. Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konseri vardı. İlk gün Viyana Filarmoni’nin yılbaşı konserini yayınlamaya da devam ediyorlar. Bir de eski mektuplara bakıyorum. Gelen mektuplar buradaki yaşamın önemli bir unsuru, bunları tekrar okumak yaşananların üzerinizden kayıp gitmesini engelliyor.
Ekim 2017 öncesinde farklı yapmayı arzuladığınız herhangi bir şey var mı?
70 yaşına yaklaştım. 2017 öncesinde sivil toplumda yaptıklarıma aynen devam edebileceğimi sanmıyorum. Ancak neler yapacağımı planlamak da içimden gelmiyor. Ne zaman buradan çıkacağım belirsizliğini koruyor.
Son 3000 günde en çok neye – nelere şaşırdınız?
Bu dönemde ülkemde ve dünyada beni şaşırtan epey şey gerçekleşti. Bunlar uzun bir liste oluşturur. En çarpıcı olanı COVID salgınının ülkemizi ve dünyayı nasıl etkilemiş olduğuydu. O sırada Albert Camus’nun Veba’sını yeniden okuyordum. Ülkemizdeki benim için özel bir yanı olanı anlatayım. Ablam telefonda, tesadüfen bir yerde Ekrem İmamoğlu ile karşılaştığını ve onun kardeş olduğumuzu öğrenince bana destek mesajı yolladığını söylemişti. Sevindim. Ben de kendisine teşekkür mesajı yollayayım diye düşünürken birkaç gün sonra burada karşılaştık! Bundan bağımsız olarak da, İmamoğlu’nun ve diğer belediye başkanlarının tutuklanması benim için epey şaşırtıcı olmuştu.
Fatih Altaylı’nın tahliye kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fatih Altaylı’ya yöneltilmiş olan suçlama, Nazi Almanyası’nda Ceza Yasasına monte edilen, eğer suçlu olduğu düşünülen birisinin eylemini suç sayan bir yasa yoksa, konuya en yakın yasa kullanılarak o kişi cezaya çarptırılır şeklindeki düzenlemeye uygun bir örnek. Benim iki yıl tutuklu kalmama yol açan casusluk suçlaması da böyle bir şeydi. Yasaların yazılı ifadelerine bağlı kalınmadan yapılmış olan bu suçlamadan beraat ettim, ama bu suçlamanın kullanılmasıyla tutukluluğum sürdürüldü. Altaylı’nın durumu farklı, zira ceza onansa da süresinden dolayı tahliye edilmesi gerekiyordu. Bu tahliyeyi hukuk ilkelerine riayet etme konusunda önemli bir işaret olarak değerlendiremiyorum.
2026’da Türkiye için neler umuyor, neler bekliyorsunuz?
2026’nın demokrasinin durumuyla ilgili olumlu ve olumsuz gelişmelerin birlikte yaşanacağı, deyim yerindeyse, salınan bir yıl olacağını tahmin ediyorum. Dar gelirliler, düşük maaş alan emekliler, iş bulamayanlar için oldukça zor bir yıl olacağı belli.
Bu bağlamda çözüm sürecinden umutlu musunuz?
PKK’nın silahlı mücadeleye son verdiğini ilan etmesi elbette uzun zamandır beklediğimiz olumlu bir gelişme. Ancak, sürecin bundan sonrasının hukuk ve demokrasi sorunlarını nasıl etkileyeceği konusunda sağlıklı bir tahminde bulunmak kolay değil. Ekonomik sıkıntılar ve yargıdaki tahribatın devam etmesi, belediye başkanlarının tutuklanması ile uç noktaya varmış olan kutuplaşma, geniş bir toplumsal mutabakatın sağlanmasını olumsuz yönde etkiliyor.
Bu sürecin Suriye’deki gelişmelere çok bağlı olması da önemli bir öngörülemezlik unsuru. Suriye’de kurulması amaçlanan anayasal düzenin temel ilkeleri konusunda tüm kesimleri içeren bir mutabakatın sağlanmamış olması.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:33
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 08 Ocak 2026 10:51 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















