Necmettin Turinay: Eleştiri yazılarımda övgü veya yergi yok Kültür Sanat Haberleri
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Ustalarla Sohbet’in bu bölümünü usta bir eleştirmene ayırdık. Uzun yıllar sanat ve edebiyat alanında düşünce ve eleştiri metinleri kaleme alan Necmettin Turinay’la düşünce ve yazı dünyası üzerine konuştuk. Yeni Şafak’ın eski yazarlarından olan Turinay, 55 yıllık yazı hayatında edebiyat tarihçiliğinden eleştirmenliğe kadar birçok metne imza attı. Özellikle Abdülhak Şinasi Hisar ve Ahmet Hamdi Tanpınar üzerine önemli çalışmalar yapan Turinay’ın öne çıkan en önemli özelliği ise kendine has eleştirmenliği. Son yıllarda gerçek anlamda eleştiriden uzaklaşıp, eseri pazarlamaya yönelik bir tanıtım furyasının olduğunu konuştuğumuz röportajda, günümüz eleştiri dünyasını da irdeledik.
Küçükken veya gençken bir yazar olacağınızı, kültür ve sanat alanında eleştiriler yazacağınızı hiç hayal eder miydiniz? Neydi sizi bu yola sürükleyen?
Yaşım küçükken bende okuma vardı, fakat niçin okuduğumu bilmezdim. Beni çeken bir şey olmalıydı. Bu bir anlatış tarzı mı, duyguya ortaklık mı neydi bilmiyorum. Ya da çoğu zaman soyuta kaçan düşüncelerin esrarı! Yani hikâyeyi ve macerayı aşan karmaşık, biraz da karanlık şeyler. Şiire doğru giden, fakat şiirden de daha farklı. Kuşkusuz o yaşlarda eleştirel okuma benim için erken sayılır. Onun için kavrama duygusu daha bir öne çıkıyor.
O yıllardan örnek okumalar var mı aklınızda?
Mesela orta bir veya ikide biraz Peyami Safa okuduğumu söyleyebilirim. Bir akşam saati, herkesin evine döndüğü sıralarda mahalleye yayılan sesler, o seslerin yanıkları, yemek kokuları vs. Birden bir atmosferin içinde bulmuştum kendimi. Kuşkusuz bunları şimdiki kelimelerimle anlatıyorum. Gerçekliğin soyuta varan anlatımları. Çokça okuduğum o makalelerde, muhakeme ve eleştiri hep ön planda. Bu farkı fark ediş, bende o yıllardan kalma bir şey. Belki de eleştirel yaklaşımın kökleri diyebilirim buna. Roman ve hikâye gibi kavranabilir değildi o yazılar, ayrıca şiire de benzemiyorlardı. O tür yazışların formunu kavrayabildiğimi de söyleyemem. O yüzden bende okuma, kavrama dürtüsü biçiminde devam etti diyebilirim.
SANATKÂR KEŞFEDİLDİĞİNİ FARK ETMELİ
Uzun yıllar sanat ve edebiyat meseleleri hakkında yazılar yazdınız. Aslında ne yapmak istiyordunuz?
Burada okuduklarımdan söz etmeme gerek yok. Fakat daima yeni olanı, farklı olanı keşfetmeye dayalı okumalarım oldu. Kendi okumalarım beni şuraya götürdü: Edebî eserler gücünü yaygın fikir modalarından, modaya dönüşmüş edebî akımlardan almıyor. Bunları edebî eserlere yansımış bulsak bile! Gerçek sanatın ve sanatkârın gücünün, bu tür payandalara ihtiyaç duymadığı gibi bir şey. Çünkü sanatın özü olağanüstü oluşa dayanır. Taklide tahammülü yoktur. Onu ucuz ve anonim fikirlere ya da moda akımlara indirgeyenler için şunu söyleyebilirim, o tür yazıcı ve eleştirmenler edebî eseri, ancak kendi seviyelerine indirgemiş olurlar. Daha doğrusu da edebiyat ve sanatın seviyesini aşağılara doğru çeker de çekerler. Kuşkusuz her şeyi her sanatkârı okuduğumu söyleyemem. Ama neyi okursam okuyayım, onda var olanı keşfetmek, hem de onu iyi yazmak isterim. Daha ötesi, sanatkâr kendisinin keşfedildiğini fark etmeli. Yıllardan beri bunu yapmaya çalıştığımı söyleyebilirim.
İNSANIN KENDİNE HAS DİLİ OLMALI
Popüler olmak, kalabalıklara hitap etmek sizin için hiç önemli olmadı. Bunu özellikle mi tercih ettiniz ve bugünden baktığımızda bundan memnun musunuz?
Kalabalığa hitap etmek nedir, onu bilmiyorum. Okuyucuyu etkilemek, yönlendirmek gibi şeyler… Dahası bu düşüncelerimi tez seviyesine vardırmak da istemem. Tam tersine aynı yolu okuyucu ile yürümek ya da fikirlerimi okuyucu ile birlikte aramak ve bulmak gibi bir yazış tarzı bendeki. Öteki yaklaşımın sonu taraftar üretmeye varır. Bunlardan bir yere varılmaz. Sanatın ve düşüncenin ölümü burada başlar zaten. Bir de insan neyi yazarsa yazsın, kendine mahsus bir dili olmalı. Edebî veya değil! Dili anonim olanın, sanatı da düşüncesi de sathileşir.
ÇATIŞMAYA YATKIN YANIMIZ ÖNE ÇIKIYOR
Türkiye’de gerçek anlamda bir “eleştiri geleneği”nden söz edebilir miyiz? Eksik olan nedir?
Genelde herkesin ortak kanaati, bizde eleştiri geleneğinin bulunmadığı şeklindedir. Ben o yönde düşünüyor sayılmam. Bu şuradan ileri geliyor. Şiir, romanın ve hikâyenin akışı hakkında az çok bir fikrimiz bulunduğu halde, eleştiri için bunu söyleyemiyoruz. Alanı bütün olarak okumamaktan ileri geliyor bu fikirler. Bunun altında da lüzumsuz edebiyat tartışmaları, amacını aşan edebî akım kavgaları yatıyor. Düşünceden kaçmak, sanatı kavga arayışına dönüştürmek gibi bazı saplantılar. Çatışmaya yatkın yanımız hep öne çıkıyor nedense. Bunu aşmamız gerekiyor.
ESERİN DEĞERİNİ KEŞFETMEK
Eleştiri yazmak için öncelikle eseri mi sanatçıyı mı anlamak gerekiyor?
Roman, hikâye ve şiirde olduğu gibi, eleştirinin de oturmuş bir standardı yok. Roman ve şiir nasıl değişip duruyorsa, edebî eleştiri de yerinde saymaz. Devirden devire, o da değişir durur. Sanatı ve edebiyatı kaidelere oturtmak mümkün olmadığı gibi edebî eleştiri de hiçbir zaman yerinde saymaz. Sanatkârı mı, eseri mi, edebî akımları mı merkeze alacağız gibi. Benim yolum sanatkârı merkeze oturtmaktan ziyade, eserden yola çıkmak şeklinde özetlenebilir. Belki eserden sanatkâra doğru uzanmak da denilebilir buna. Öteki türlüsü sanatı biyografiye indirgemeye kadar varıyor. Dahası eser gölgede kalıyor. Fakat bunlar gene de çok genel şeyler. Asıl önemli olan eserin değerini keşfetmek, farkını ortaya koymaktır. Bu özgünlüğü keşfetmeyenler biyografi ve yüzeysel edebî akım kavgaları ile yazılarını doldurur ve bir şey söylememiş olurlar.

BOŞLUĞU TANITIM YAZILARI DOLDURUR
Günümüzde eleştirinin giderek “tanıtım yazısına” dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir eserin pazarlamasından gerçek eleştiriye nasıl geçilir?
Çok yerinde bir vurgu bu! Eleştirinin olmadığı yerde, boşluğu “tanıtım yazıları” ile doldurmak. Eserin ruhuna nüfuz edemeyenlerin kısa özetlemelerle iktifa etmeleri gibi bir tutum. Biraz da sanatın ve edebiyatın magazinleştirilmesi denebilir buna. Orijinal olanın, özgün yaratmaların peşinde koşmak yerine, anonim olanın peşine takılmak. Bu tür sunumların arka planında, pazarlama teknikleri de yatmıyor değil!
BENDE İŞİN PAZARLAMA TARAFI YOK
Eleştiri yazılarınızda övme ve yerme dengesini nasıl koruyorsunuz?
Bende bir eseri veya sanatçıyı övmek, özetlemek yok! Yani işin tanıtım ve pazarlama tarafı bulunmuyor. Eserin özgün olan yanını bulup çıkarmak öne çıkıyor. Bunu sanatkâr nasıl başarıyor? Bu fark kurguda mı, anlatışta mı, yoksa uslûp ve ifadede mi? Önceki eserleri ile farkı nedir? Diğer sanatçılarla benzeşen veya ayrışan yanları var mıdır? Kısacası esere devamlı sorularla yaklaşarak künhüne vakıf olmak gibi bir şey. Dikkat edilirse bu tür bir yaklaşımdan, övgüye veya yergiye doğru yol alınmaz. Burada asıl öncelik, eseri kavramaya dönük bir zihin sürecidir. Adeta eseri fethetmeye yönelik bir arayış. Varsa sanatkârın özgünlüğünü tebârüz ettirmeye dayalı bir gayret. Dolayısıyla eser üzerine düşünmek! Benim zevk aldığım husus burada yatıyor.
Burada bir ölçüden söz edebilir misiniz?
Şöyle bir ölçüm var: Zayıf eserden, anonim olanlardan bahsetmeye gerek duymuyorum. Eser kaliteli ve özgün ise, onun eskiliği yeniliği yok benim için. Anında eski klasik eserlere doğru yol alabilirim. Nitekim “Fuzuli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi”ni bunun için yazmıştım. Yazış tarzı itibariyle klasik, kurgu teknikleri ve tahkiye biçimleri bakımından da alabildiğince çağdaş denemeler. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u ve Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ını kastediyorum burada. Kaldı ki “Üç İsim Dört Mevsim” de aynı yolda eleştirel denemelerim arasında yer alır. Her ikisi de Ketebe’den çıkmıştı.
TEKİL OKUMALARDA TAKILIP KALMAYIN
Sanat ve edebiyat alanında eleştiri yazıları yazmak isteyen gençlere, ne tavsiye edersiniz?
Kuşkusuz okumaya sınır çizilemez. Zevk için okuyanlar olduğu gibi, bütüncül okumalara ilgi duyanlar da vardır. Ama tekil okumalardan eleştiriye varılamaz. Bir sanatçıyı bütün olarak okumak, mukayeseli okumak esastır. Eleştirel okumalar, külli olanı kavramaya yöneliktir. Bunu göze alabilenlerin yazması da gerekir. Aksi halde tekil okumalar, korkarım ki “kitap tanıtımı” seviyesinde kalır. Burada takılıp kalmak, yerinde saymaktan öteye geçemez.

FARKLI AYNALARA YANSIMIŞ GİBİ HİSSETTİM
Edebiyat Ortamı dergisinin size ayırdığı özel sayı ve özel kitabı gördüğünüzde, anlaşıldığınızı hissettiniz mi?
Her şeyden önce Edebiyat Ortamı’na teşekkür etmek isterim. Beni ve yaptığım çalışmaları anlamlandırmaya çalışan yazıcılara da aynı şekilde. Bu eleştiri ve değerlendirmeler karşısında biraz mahcup düştüğümü söyleyebilirim. Farklı farklı aynalara yansımış gibi hissettim kendimi. Bu yazıların bir yandan sanata ve edebiyata bakışıma, diğer yandan da yazış tarzım ve nesir dilim üzerine yoğunlaşmış olmaları özellikle dikkatimi çekti. Zaten asıl eleştiri de burada göstermez mi kendini? Bilimin ve gazeteciliğin kuru dili ile değil, sanatı ve düşünceyi merkez alan sanatkârane yazışların öne çıktığı bu değerlendirmelere daha ne demem gerekir bilmiyorum.
ELEŞTİRİDEN MAHRUM EDEBİYAT ACINASI
Bugün yazılan metinlerin ne kadarı geleceğe kalma iddiası taşıyor? Kalıcılık, yazarın niyetiyle mi, metnin kaderiyle mi ilgili?
Bunu kestirmek bayağı zor. Tek parti yıllarından, kanonik tutumlardan armağan bu görüşler. Bunu genelde istikrarlı, uzun dönemli iktidarlar tayin ediyor. Fakat bunda eleştirinin payı da ihmal edilemez. Kalıcılığı bana göre biraz sanatçılar, biraz da eleştirel dikkatin üzerine yoğunlaştığı eserler belirliyor. O bakımdan eleştirel dikkati celbetmeyen sanatçılara ve eserlerine biraz olsun acımak gerekiyor. Eleştiriden mahrum bir edebiyatı kastediyorum burada. Edebî gruplar, ekoller buna dahil sayılır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:94
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 27 Ocak 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















