NEBİ MİŞ Sistem krizi kalıcı bir kırılma mı, geçiş süreci mi?
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
1990'ların ilk yarısında, önce Fukuyama, ideolojik mücadelenin sona erdiğini, liberal demokrasinin ve dolayısıyla da liberal düzenin insanlığın nihai yönetim biçimi olarak galip geleceğini iddia etti.
Buna göre, büyük savaşlar dönemi sona ermiş, nihai durağa ulaşılmıştı. Tek kutuplu dünyada ABD merkezli düzen kalıcı olacaktı. Huntington buna itiraz etti. İdeolojiler değil, kimlikler çatışacaktı. Özellikle Batı ile İslam dünyası arasında, derin fay hatları oluşacaktı. 11 Eylül saldırıları sonrası bu kehanetin gerçekleştiği argümanı epeyce alıcı buldu.
2010'ların hemen öncesinde yaşanan finans krizleri ve Çin'in yükselişi üzerinden "liberal düzen krizde mi?" sorusuna cevap arandı. Liberaller, bir krizin yaşandığını ancak liberal düzenin reforme edilerek kurtarılabileceğini savundular. Kissinger gibi bazı isimler, kapitalizmin krizlerden beslendiğini söyleyerek, çözümün de yine sistem içinde olduğunu öne sürdüler.
Bu tartışmalar yapılırken popülizm ve milliyetçilik yükseldi. Finansal krizler, çatışma ve savaşlar giderek arttı. Uluslararası hukuk ve normlar güçlünün çıkarına değilse göz ardı edildi. Büyük güçler, kendi çıkarlarına olan her şeyi mübah gördüler. Irak başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında milyonlarca insanın çeşitli bahane ve yalanlarla öldürülmesine göz yumdular.
Ve en nihayetinde kurala dayalı düzenin aşındığı kabul edildi. Bu aşamada, "eski düzenin çözüldüğü ancak yerine yenisinin kurulamadığı" tespitinden hareketle reformların yapılabileceğine, kurumların yeniden işlerlik kazanacağına ve uluslararası düzenin toparlanabileceğine dair beklentiler de az değildi.
2020'lerle birlikte dünya düzeni ile ilgili bir cümle kurulacağında, "belirsizlik", "türbülans", "parçalanma", "kuralsızlık" gibi kriz temelli kavramlarla söze başlandı. Her yeni gelişme ve krizin dönemsel olabileceğine yönelik tartışmalar da eş zamanlı olarak sürdürüldü. Bir geçiş döneminde olunduğu varsayımı farklı gerekçelerle dile getirildi.
Tam bu tartışmalar sürerken geçtiğimiz hafta, liberal düzenin en önemli tartışma platformlarından biri olan Davos'ta, Dünya Ekonomik Formu'nda, Kanada Merkez Bankası'nın eski başkanı ve şu an Başbakan olan Mark Carney, içinde bulunduğumuz dönemi "bir geçiş değil, kırılma dönemi" olarak adlandırdı. Carney'in konuşmasında öne çıkan argümanlar tüm dünyada yankı uyandırdı.
Yıllardır konuşulan düzen krizinin, "geri döndürülemez bir kopuş" olarak adının konmuş olduğu bir çok analizle desteklendi. Trump politikalarının, norma dayalı düzeni, kurum ve kuralları ve ittifak ilişkilerini ciddi şekilde aşındırdığı bu tartışma üzerinden geniş kabul gördü.
Carney'in konuşmasında, güç kullanımı ve zorbalığın meşrulaştırıldığı, güçlülerin istediği gibi hareket ettiği bir dünyada, zayıfların ancak buna katlanmak zorunda olduğu tespitleri de vardı. Bu tespitlerin ardından yeni bir siyaset çağrısı yaparak, orta güçlere sorumluluk düştüğünü söyledi. Kanada'yı da bir orta güç olarak gördüğü için, güce dayalı düzende orta güçlerin koalisyonlar oluşturup çıkarlarını korumanın yöntemini geliştirmezlerse ayakta kalamayacaklarını öne sürdü. Orta güçlere, "masada değilseniz menüde olursunuz" metaforu ile harekete geçme çağrısı yaptı.
Kanada başbakanının bu konuşmayı yapmasını zorunlu kılan gelişmenin, Trump'ın Kanada'ya yönelik tutumu olduğunu hatırlatmaya gerek yok. Kendi ülkesi zorda olduğu için can havliyle "bir şey yapmazsak hep birlikte batacağız" diyor.
Carney'in söylediklerinin bizler için şok edici ya da yeni bir yönü yok. Bu tespitler, geriden gelen utangaç bir itiraftan başka bir şey değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrası güçlünün çıkarına göre dizayn edildiğinin altını çizerek küresel adaletsizliğin hüküm sürdüğünü yıllardır söylüyor. "Küresel adil düzen" çağrısı yapıyor. İnsanlığın geleceğinin sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamayacağını tekrarlıyor.
Düzen kendi lehlerine işlediği için bugüne kadar, küresel adaletsizlik çağrılarına kulak tıkayanlar, şimdi "yalan içinde yaşamayalım, düzen sanki hala işliyormuş gibi davranarak kendimizi kandırmayalım" diyor.
Türkiye, mevcut küresel sistemin bir kırılma anında olduğunu çok önceden öngören ülkelerden biri. Politikalarını da bu varsayıma göre şekillendiriyor. Düzen kırılmasından endişe edenler inandırıcı olabilmek için önce "adil bir küresel düzen inşası" çağrısı ile işe başlamalılar. Değilse, "düzen" dünyanın geri kalanı için şu ana kadar da çok bir anlam ifade etmiyordu.
Görüntülenme:59
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Şubat 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















