‘Lâ İlâhe İllallah diyen hiç kimseyle savaşmayacağım’ Ömer Lekesiz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
ABD ile İran, mevcut gerilimi, kaçınılmaz gibi görünen bir savaşa dönüşmeden gidermek için dün Umman›da görüşmeye başladı.
Ancak, ABD’nin “Biz yaptık” açıklamasına göre, İran’da 28 Aralık’ta başlayan sokak gösterilerinden bugüne tarafların hem namluları dikmiş olmaları hem de yakın geçmişte örneğini sıkça gördüğümüz kayıkçı kavgasının bir gereği olan ağız dalaşları tam bir magazine dönüştü.
ABD başkanının İran liderini tehdit ederken takındığı yüz ifadesi, liderin tehdidi cevaplarken sarığını hangi yana eğdiği; psikolojik savaşta kimin videosunun diğerininkinden daha inandırıcı olduğu… vb. bilgi kırıntılı haberler teferruat bile değil salt magazin malumatı olarak öne geçiverdi.
Bu magazinin yukarıda zikrettiğimiz kayıkçı kavgasına mahsus algıyla köpürtüldüğü de bilinmekle birlikte, hemen her eylemi Acem oyunu olarak nitelenen İran’da Hasan Sabbah’tan beri var olan “karanlık” yönetim anlayışının bundaki payını yadsımak da mümkün değildir.
İran’ın İstanbul’da yapılması kararlaştırılan görüşmeyi Umman’a taşımasının Türkiye ile olan ezeli rekabetinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin yoğun tartışmaları paranteze alsak bile, ihtiva ettiği büyük soru işaretleri kuşkularımızı çoğaltmakta, bu da aramızda zaten var olan ruhsal, siyasal mesafeyi daha açmaktadır.
Buradan bakıldığında, sıcak savaş ihtimaliyle yüklü olan kayıkçı kavgasını ekranlarda ve sosyal medyada bir magazin olarak sahiplenmemeyi; mezkur gerilimi İran’ın ABD ve İsrail ile alışılagelen cilveleşmelerinden sayarak, doksan milyon insanın endişesine gözümüzü kapatmamayı; daha da önemlisi kahir ekseriyeti Tevhit ehli olan o halkı inanç ve kültürümüzün dışına itmemeyi, bize has bir tutum olarak benimseyip malum karanlık meselelerin önüne almalıyız.
Böylece ABD-İsrail ile İran’ın tekrarlana gelen cilveleşmeleriyle aklımızı meşgul etmekten, zamanımızı harcamaktan kaçınacağımız gibi malum Acem oyunlarını bir mezhep/tarikat farkıyla keskinleştirerek, tutum ve eylemde -bilerek ya da bilmeyerek- din dairesinin dışına çıkmaktan da korunmuş oluruz.
Bu manada bağlısı, izleyicisi olduğumuzda bizi kendi heva ve hevesine göre iş tutmayan, bilakis sahih bir tutumun ehli kılan şu örneği, Belâzurî’den naklen tekrar hatırlatmak istiyorum:
“Üsâme (r.a.) hicretin 7. yılında bir seriyye komutanı olarak yola çıktı. Yolda Nehîk b. Mirdâs el-Cühenî’ye yetişti. Kılıç boğazına dayanınca Nehik, ‘Lâ ilâhe İllallah’ dedi. Ancak Üsâme onu öldürdü ve onun yanındaki hayvanları aldı. Dönünce Resûlullah (sav) ona, ‘Ey Üsâme, ‘Lâ İlâhe İllallah’ diyen bir adamı mı öldürdün?’ dedi. Üsâme, ‘Ey Allah’ın elçisi, o ancak canını kurtarmak için bunu söyledi’ dedi. Resûlullah (sav), ‘Sen onun kalbini açıp baktın mı?’ dedi. Üsâme bu yüzden, bir daha ‘Lâ İlâhe İllallah’ diyen bir adama kılıç çekmeyeceğine yemin etti.
Ali b. Ebû Talib (r.a.) Cemel ashâbıyla savaşmak için Basra’ya gittiği zaman, kendisiyle beraber gelmesi için Üsâme›yi davet etti. Üsâme, ‘Vallahi, seni çok seviyorum. Eğer aslanın iki çenesi arasında olsaydın bile, seninle birlikte olmayı arzu ederdim. Fakat ‘Lâ ilâhe İllallah’ diyen hiç kimseyle savaşmayacağımı kendime nezrettim ve Rabbime söz verdim’ dedi.” (Ensâbü’l-Eşrâf, c.1, trc.: Mehmet Akbaş – Musa K. Yılmaz, YEK)
Bu örnek sahih bir tutumun ehli olmak bakımından sadece ferdî bir tercihe işaret etmemekte, aynı zamanda Müslümanlararası ilişkiler ve savaş hukukunun konusu olarak her Müslümanı Fıkıh’ın içinde durmaya sevk etmektedir.
Nitekim Şerhü’s-Siyeri’l-Kebîr’de “Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir; ancak ölünün ailesi diyeti bağışlarsa o başka. Öldürülen, mümin olmakla birlikte size düşman olan bir topluluktan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilmektedir, hikmet sahibidir.” mealindeki ayetin (Nisâ, 4/92; Kur’an Yolu Meâli) nüzul sebebi olarak da zikredilen bu örnek, Dârulharpte İslam’ı kabul edip hicret etmeyenlerin durumlarıyla ilgili bir had çizmektedir (Bkz.: Şeybânî – Serahsî, İslam Savaş Hukuku, c. 1, trc.: İbrahim Sarmış – M. Sait Şimşek, Ankara Okulu)
O halde bizi bağlayacak olan şey, ne ABD-İsrail-İran gerilimi ne ABD-İsrail’in yüzsüzlüğü ne İran’ın ayak oyunlarıdır.
Bizi bağlayacak olan şey Nebevî örneklerle, Fıkıh esasında hareket etmektir.
Görüntülenme:65
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Şubat 2026 04:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















