Kur’an Günlüğü 6. cüz Zulme nasıl karşılık verilmeli? Mahmut Ay
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Zalimlerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Her birimiz, hayatımız boyunca çeşitli zulümlere ve haksızlıklara maruz kalıyoruz. Peki bu tür durumlarda ne yapmalıyız, tepkimizi nasıl ortaya koymalıyız? İşte Hikmetli Kitab’ımızda bu sorunun cevabı sadedinde şöyle buyurulur: “Allah kötülüğün sözle ifade edilmesini (bile) sevmez. Ancak zulme uğraşan kişi hariç. Allah her şeyi duyar ve görür” (Nisâ 4/148).
Bu âyette öncelikle Hak Teâlâ’nın, kötülüğün eylem düzleminde ortaya çıkması bir tarafa, sözlü olarak ortaya çıkmasını bile sevmediği ifade ediliyor. Ancak zulüm ve haksızlık söz konusu olduğunda zulme maruz kalan kişinin o zulmü ve zalimleri ifşa etmesine izin veriliyor. Böylece zulme maruz kalan bir kişinin, zalime beddua edebileceği, onun yaptığı zulmü insanlara duyurabileceği sonucu çıkıyor. Âyetin sonunda “Allah her şeyi duyar ve görür.” buyurularak O’nun zalimlerden haberdar olduğu ve mazlumun feryadını, zulmü dillendirip çare aramasını işittiği ifade ediliyor. Bu âyetin tamamlayıcısı durumunda olan bir sonraki âyette de mealen şöyle buyuruluyor: “Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü bağışlarsanız Allah çok affedici ve her şeye güç yetirendir” (Nisâ 4/149). Bu âyette, âlemde iyiliğin varlığının esas olduğu, dolayısıyla insanın içinde gizlediklerinin de dışa vurup açıkladıklarının da iyilik olması gerektiği belirtiliyor. Akabinde de kötülüğü affetmenin önemine vurgu yapılıyor. Âyetin sonunda ise Cenâb-ı Hakk’ın her şeye gücü yeten mutlak kudret sahibi bir Varlık olmasına rağmen affetmeyi tercih ettiğine dikkat çekiliyor. “Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü bağışlarsanız” ile başlayan şart cümlesinin cevabının “Allah çok affedici ve her şeye güç yetirendir” şeklinde gelmesi çok manidardır. Böyle bir ifadeyle, insanın içinin-dışının iyilik ile dolmasının ve kötülüğü affetmesinin Allah’ın ahlâkıyla ahlaklanmak anlamına geleceği zımnen belirtilmiş oluyor. Bu noktada şu soruları cevaplamak yerinde olacaktır:
1. Bir zulüm ve haksızlıkla karşılaşıldığında bunu açıklamak mı gizlemek mi evlâdır?
148. âyette zulme maruz kalan kişiye, o zulmü duyurma ve hakkını arama izninin verildiği açıkça bildirilmiştir. Nitekim Şurâ Suresi’nin 41. âyetinde de “Zulme uğradıktan sonra kendini savunan ve hakkını arayan kişi, kınanacak bir iş yapmamıştır.” buyurulur. Ancak 149. âyette affetmenin daha doğru olduğu ve Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaya çalışan erdemli insanlara yakışanın affetmek olduğu zımnen ifade edilmiştir. Beşerî münasebetlerde ve ahlâkta her zaman tek doğru olmaz. Çoğunlukla aralarında mertebe farkı olan “doğrular” olur. Mesela kısasa kısas uygulamak kişinin hakkıdır ve bu hakkı kullanması doğrudur (Bk. Bakara 2/179). Ancak affetmek “daha doğru”dur. Kısas hakkından vazgeçmek günahlara keffaret olur (Bk. Mâide 5/45). Bir hadise göre bu affa karşılık geçmiş tüm günahlar bağışlanır. Şu hâlde “kötülüğe kötülük her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı” sözünde de ifade edildiği gibi affetmek ancak erdemlilerin yapabileceği bir şeydir. Dolayısıyla âriflerin “dövene elsiz, sövene dilsiz gerek” gibi sözlerini “mertebe farklılığı” açısından değerlendirmek gerekir. Şu hususu da vurgulamak gerekir ki bir zulüm bireysel boyutu aşmış ve başkalarına zarar verecek hâle gelmişse onu affetmek başkalarına zarar vermek demektir.
2. Affetmek pasiflik ve eziklik midir?
Zulme rıza zulümdür. En büyük cihat, zalim bir yöneticiye hakikati söylemektir. Şayet kişide hakkını savunmaktan korkacak kadar özgüven eksikliği varsa, korkusundan bir şey yapamıyorsa ya da kendisine yapılan haksızlıkları önemsemeyecek derecede izzet-i nefsten yoksun ise bunun addı affetmek değil pasiflik, eziklik ve acizliktir. Affetmek ancak muktedir olanın yapabileceği aktif bir eylemdir. Nitekim 149. âyette “Allah affedicidir ve her şeye kâdirdir.” buyurularak “affetme” eyleminin “muktedir”lere ait olduğu vurgulanmıştır. Affetmek, affetmeme imkânı olduğu hâlde bundan vazgeçmektir.
3. Affetmek daha iyiyse hukuktaki cezaları nasıl anlamalıyız?
Şahsa karşı işlenmiş suçları, suçun mağduru affedebilir. Ancak topluma karşı işlenmiş suçları veya bireysel gibi görünse de yaygınlaşması nedeniyle toplumu tehdit eder hâle gelen suçları, bireyler adına devlet cezalandırır. Burada toplumun menfaati söz konusu olduğu için affetme yetkisi şahıslara bırakılamaz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:44
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 24 Şubat 2026 04:10 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















