İzmir in en yoksul ve kalabalık ilçesinde tarikat üssü Sözcü Gazetesi
Ankara24.com, Sozcu kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Menzil ve İsmailağa cemaatlerinin İzmir'deki faaliyetleri son zamanlarda daha görünür oldu.
Menzil tarikatının Karabağlar ilçesinde gerçekleştirdikleri kitlesel buluşma dikkatleri bu bölgedeki tarikat yapılanmalarına çevrildi.
İzmir’in en büyük ikinci ilçesi olan 480 bin nüfuslu Karabağlar ilçesi, son yıllarda artan tarikat ve cemaat faaliyetleriyle son dönemlerde oldukça dikkat çekici bir kent.
Menzil ve İsmailağa cemaatlerinin kitlesel etkinlikleri ve kalıcı yapıları, ilçeyi dini yapılar açısından yoğun bir merkez haline getirirken bu yapılar, halkın yoksul kesimleri açısından ekonomik bir güç olarak ortaya çıkartılıyor.
Üstelik bu tablo verilerle de doğrulanıyor. TÜİK 2025 verilerine göre, Türkiye genelinde yoksulluk oranı yüzde 13,0 iken, kentteki hanelerin yaklaşık yüzde 32’si alt ve en alt sosyoekonomik grupta yer alması tarikatlar için buranın bilinçli bir tercih olarak seçildiğini ortaya koyuyor.
Üstelik ilçedeki yoksulluğu Karabağlar Belediyesi’nin sosyal destekleri de açık biçimde ortaya koyuyor. Karabağlar Belediyesi, sosyal eşitsizliklere karşı çeşitli yardımlar ve dayanışma projeleriyle mahalle halkına destek veriyor. Sosyal Destek Kartı kapsamında, ihtiyaç sahibi hanelere aylık 1.500 TL destek sağlanıyor. Halk Ekmek, Kent Lokantası, Sosyal Market ve Askıda Ekmek uygulamalarıyla da temel ihtiyaçlar karşılanıyor. Bu yıl 62 bin 500 ürün ve 356 mobilya dağıtıldı. Belediye, 2025'te 1.724 kişiye istihdam sağladı. Bunlardan 940 kadın, 749 erkek ve 35 engelli birey istihdam edildi.
Bu anlamda Karabağlar, göç, ekonomik kırılganlık ve sosyal hizmet eksiklikleri nedeniyle bu yapılaşmalar için uygun bir zemin olarak karşımıza çıkıyor.
Birgün'de yer alan habere göre; Karabağlar’da yurttaşlardan bazıları da bu tabloyu bulundukları yerden açıklıyor. Tarikat faaliyetlerini destekleyen ve katılan yurttaşlar bu yapıları sosyal destek ağları olarak gördüklerini, ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk içinde, barınma ve aidiyet sağlayanlar olarak tanımlıyor.
BÖLGEDE İLGİ ARTTIŞeyh denilen Erol’un etkinliğine katılan bir yurttaş, etkinliği sosyal medya ve mahallede yer alan dergâh ile organize ettiklerini, yapılan yerin kendileri için 'genel merkez' niteliği taşıdığını ve bölgedeki Güven Camii’nin de kendileri için önemli olduğunu belirtti. Ayrıca, son beş yıldır bölgedeki ilgilerinin arttığını vurgulayan yurttaş, Muhammed Saki’ye bağlılıklarını ifade etti. Etkinliğe sadece İzmir’den değil, çevre iller olan Manisa, Denizli, Aydın gibi şehirlerden de birçok kişinin katıldığını söyledi.
ÇİFTE STANDART İNSANIN İÇİNİ ACITIYORAncak bölgede tüm koşullara rağmen gericilere karşı çok ciddi tepkiler büyüdüğünü söylemek mümkün. Bölgede yaşayan bir yurttaş, son yıllarda yaşanan değişimi şu sözlerle anlattı: “Artık nereye baksak onlar var. Eskiden tek tük görünürlerdi, şimdi her yerdeler. Mahalleye, sokağa, gündelik hayatın en küçük aralıklarına kadar sızmış durumdalar. Güçlendiklerini son etkinlikte çok net gördük; adeta bir gövde gösterisi yaptılar. Biz hak, hukuk, adalet talebiyle sokağa çıksak, bırakın yürümeyi, daha ilk adımda içeri alınırdık. Ama onlar hiçbir engelle karşılaşmadan meydanları dolduruyor. Bu çifte standardı görmek insanın içini acıtıyor.”
KİMSE DUR DEMEDEN BÜYÜDÜLERBir başka yurttaş ise özellikle gençler üzerinden yürütülen çalışmalara dikkat çekerek şunları söyledi: “En çok gençlerin olduğu alanlara yöneliyorlar. Okul çağındaki çocuklar, işsiz gençler… Aileler de mecburiyetten ya da çaresizlikten bunlara güveniyor. Ben kendi çocuklarımı uzak tutmak için elimden geleni yapıyorum. Burası yoksul bir bölge; Anadolu’nun dört bir yanından gelmiş insanların yaşadığı bir yer. Umut az, geçim zor. İnsanlar ‘Belki bir kapı açılır, iş güç sahibi oluruz’ diyerek yaklaşıyor. Bazılarını da din üzerinden, Allah kitap diyerek kandırıyorlar. Böyle böyle büyüdüler. Gözümüzün önünde, adım adım, kimse dur demeden büyüdüler.”
GÖVDE GÖSTERİSİÖte yandan Menzil Cemaati içinde, şeyh Abdulbaki Erol’un 2023 yılında hayatını kaybetmesinin ardından başlayan miras ve liderlik kavgası sürerken, cemaatin başındaki Muhammed Saki Erol binlerce kişi ile Karabağlar’a gelmesinin ardından yaşananlar, cemaat içindeki güç mücadelesinin yalnızca iç tartışmalarla sınırlı kalmadığını, kamusal alanda da görünür hale geldiğini gösterdi. Kamuoyunda “gövde gösterisi” olarak yorumlanan ziyaret Menzil Cemaati’nin yaygınlığını da bir kez daha gözler önüne serdi.
KAÇAK YAPI TAM GAZ DEVAMAncak bu yaygınlık ve destek sadece Menzil’e de özgü değil. İktidarın tüm desteğini arkasında bulan gericilere çok ciddi dokunulmazlıklar da bahşedilmiş durumda. Örneğin Karabağlar’ın Uzundere Mahallesi’nde İsmailağa Cemaati’ne ait öğrenci yurdu ve Kur’an kursu olarak kullanılan binanın, hakkında yıkım kararı bulunmasına rağmen faaliyetini sürdürüyor.
300 yıllık Tahtacı Alevi Türkmen köyü olan Uzundere’de konuşan yurttaşların aktardığına göre ise söz konusu yapı uzun süredir aktif. Hatta çocukların ve gençlerin burada barındığını ve eğitim aldıkları da mahalleliler tarafından ifade ediliyor.
Mahalle Muhtarı Aylin Mert, yaşanan sürecin hukuksuzluğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu yurt açıkça kanunsuz bir şekilde faaliyet göstermeye devam ediyor. Bizim talebimiz çok net: Hukuk işletilsin. Mahallemizde yasalar herkes için eşit uygulansın. Bu yapı hakkında alınmış kararlar var ama uygulanmıyor. Biz bu durumu defalarca dile getirdik, resmi başvurular yaptık, yetkililere çağrıda bulunduk. Ancak her seferinde görmezden gelindik. Bu belirsizlik ve sessizlik hali mahallede ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Daha fazla oyalanmadan, bu sorunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.”
YAŞAM ALANIMIZA MÜDAHALEUzundere Mahallesi’nde yaşayan Tayfun Demirtaş ise hem hukuki hem de kültürel boyuta işaret ederek tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Bu yapıya karşı bugüne kadar pek çok eylem yaptık, sayısız kez sesimizi yükselttik. Çeşitli gerginlikler, olaylar yaşandı. Çünkü burası kaçak bir yapı ve hakkında açık bir yıkım kararı bulunuyor. Ama mesele yalnızca kaçak olması değil. Burası aynı zamanda bir Alevi mahallesi, bir Alevi yaşam alanı. Bu tarikatları burada istemiyoruz. İnancımıza, kültürümüze, yaşam biçimimize yabancı ve bizi dönüştürmeye, asimile etmeye çalışan yapılara karşı duruyoruz. Bugün sessiz kalırsak, yarın çocuklarımıza anlatacak bir mücadelemiz kalmaz. Köyde neredeyse herkes bu durumdan rahatsız. Kaçak bir yapıda faaliyet yürütüyorlar, buna rağmen tek bir yaptırım uygulanmıyor. Zaman zaman köye gelerek ‘buradayız’ mesajı vermeye çalışıyorlar. Bu açıkça bir gövde gösterisi. Biz buna karşıyız. Bu yapının burada normalleşmesine, sıradanlaşmasına izin vermek istemiyoruz. Çünkü bu, yalnızca bir bina meselesi değil; bu, kimliğimize ve yaşam alanımıza yönelik bir müdahaledir.”
Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay da Uzundere’deki kaçak yapılarla ilgili açıklamada, göreve geldikleri ilk günden bu yana hukuksuz yapıyla mücadele ettiklerini söyledi.
Kınay, sürecin tüm ayrıntılarıyla yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Göreve geldiğimizde, hakkında yürütmeyi durdurma kararı bulunan ve bu nedenle yıkımı engellenmiş, inşaatı tamamlanmış bir yapıyı devraldık. İlk yıkım girişimimizi 28 Haziran 2024’te yapmak istedik. Ancak yapının çevresinde araçlar ve insanlardan oluşan barikatlarla karşılaştık.”
Yıkımın güvenli şekilde yapılabilmesi için kolluk kuvveti talep ettiklerini ifade eden Kınay, “Güvenlik güçleri sahada olmadığı için yıkımı ertelemek zorunda kaldık. 7 Kasım 2024’te ikinci kez yıkım girişiminde bulunduk. Bu kez de kolluk kuvvetlerinin alanda bulunmadığı tespit edilerek tutanak tutuldu” dedi. Kaymakamlık tarafından kolluk desteğinin ileri bir tarihte değerlendirileceğinin bildirildiğini aktaran Kınay, “Bu bir vazgeçiş değil, zorunlu bir ertelemedir. Can güvenliği sağlanmadan yıkım yapma yetkimiz yoktur” ifadelerini kullandı.
Kaçak yapılaşmaya karşı mücadelenin yalnızca belediyeye ait olmadığını vurgulayan Kınay, “Hukuka ve Anayasa’ya aykırı her durumla mücadele etmek tüm kamu kurumlarının sorumluluğudur. Biz bu süreci sonuna kadar takip edeceğiz” dedi. İlçedeki tarikat buluşmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Kınay, “Bu konuda belediyemize ulaşan resmi bir bilgi ya da belge yoktur. Kamuoyunu bilgilendirme görevi ilgili ve sorumlu kurumlara aittir” diye konuştu. Kınay, Cumhuriyet, laiklik ve Anayasa vurgusu yaparak, “Bizim durduğumuz yer de, mücadelemiz de nettir” ifadelerini kullandı.
***
KİMSEYE KENDİ ‘MENZİLİNİ’ KURDURTMAYIZCHP İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, İzmir Karabağlar’daki görüntülerle ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Bu, sadece bir ‘gösteri’ değil, büyük bir güç gösterisidir. Kısa sürede binlerce kişiyi toplayabilen bir şeyhten ve hiyerarşik bir örgütlenmeden bahsediyoruz. Bu tür yapılar zamanla radikal eğilimlere kayabilir. Türkiye Cumhuriyeti inanç özgürlüğünü garanti altına alır, ancak inancı araçsallaştıran, devlete sadakat hattı kuran tarikatlarla mücadele etmek, hem devletin hem de bizim görevimizdir. 15 Temmuz’da gördüğümüz gibi, tarikatlar devlete sızarsa, hukuk tanımaz bir teslimiyet oluşur. Devletin tarikatlar arasında denge kurması yanlıştır; devlet yalnızca hukukla yönetilmelidir. Kimseye kendi menzilini kurdurtmayız.”
***
VAHŞİ KAPİTALİZMİN BİR ÖRTÜSÜ
Ülkedeki tarikat ve cemaat örgütlenmelerini Sosyal Bilimci Yavuz Çobanoğlu değerlendirdi.
Karabağlar gibi göç ve yoksulluğun yoğun olduğu ilçelerde tarikatların hızla örgütlenmesini, devletin hangi sosyal ve kamusal boşlukları üzerinden okumak gerekir?
Sanırım devlet üzerinden yapılacak bir okuma, bugün itibarıyla biraz problemli olabilir. Çünkü mevcut iktidar AKP ve onun politikaları, zaten böylesi dinî örgüt ve grupların kamusal desteklerle büyütülmesini öngörüyor. Keza bu yeni bir gelişme de değil zaten, kökeni 60’larla başlayan ama askerî darbenin dinî gruplara sağladığı avantajlarla 80’lerin ortasından itibaren ivmelenen bir gelişme. Yine aynı dönemde uygulamaya koyulan neo-liberal politikaların günümüze ulaşan sonuçlarıyla iyice yoksullaştırılan işçi mahalleleri, bir taraftan devletin yardım ve dayanışma faaliyetlerini azaltması, diğer taraftan da mevcut sosyal faaliyetleri dinî topluluklara terk etmesiyle birlikte bu İslâmcı oluşumları güçlendirdi. Devletin bilinçli politikalarla terk ettiği sosyal ve kamusal boşlukları, tarikatlar doldurdu. Yoksulluk ve yoksunluk ile boğuşan insanlar kamusal yardımlardan uzaklaştıkça, çaresizce bu gruplara yakınlaşıyorlar. Bunun politik bir tercih olduğu da burada unutulmamalı.
Tarikatların barınma, eğitim ve dayanışma ilişkileriyle mahalle hayatına yerleşmesi, kamusal hizmetlerin yerini alan alternatif bir düzen mi yaratıyor?
O “alternatif düzen” ülkenin çoğu yerinde zaten çoktan kuruldu. Hatta “alternatif” olmaktan çıktı, hayatın “normali” hâline geldi. Bugün büyük şehirlerin yoksul mahalleleri ile ülkenin taşrasında kamusal hizmetler, İslâmcı toplulukların ya kısmî katkısı ya da doğrudan aracılığıyla yapılıyor. Zira, artık ayırdına varmalıyız ki, ülkenin rejimi çoktandır değişti. Eğer bugün bir “alternatiften” bahsedecek olursak bu ancak dinî tarikat ve grupların dışında yapılan bir takım yardım ve dayanışma faaliyetlerinin adı olabilir.
Tarikatların mahallelerdeki yapılanması ve çocukların eğitimden kopuşuyla ilgili nasıl bağlantı vardır?
Tabi ki doğrudan bir bağlantı var. Bilhassa kız çocukları için… Devlet okullarındaki eğitim bile bu dinî gruplar için çoğu kez “bozucu” bir etken olarak görülebiliyor. Bu yüzden çocuklara ve gençlere verecekleri dinî eğitim de kendi açılarından daha “kıymetli” oluyor. Fakat burada eğitimden kopuşu sadece “okulda ayrılma” olarak düşünmemek de gerekli. Keza okuldaki eğitimin içerisinde “yozlaştırıcı” olarak gördükleri her yaklaşım şekli veya düşünce de dinî bir düzlemde yeniden inşa ediliyor. Mahalledeki dinî grupların bir özelliği de zaten bu… Dolayısıyla öğrenciler, okula devam ederken de okuldan uzaklaşabiliyor.
Bu yapıların özellikle gençlere yönelmesi, toplumsal geleceğin hangi ilişkiler ve aidiyetler üzerinden şekillendiğine işaret ediyor?
Düzen değiştirmek ya da değişen düzeni devam ettirmek isteyen her iktidar biçimi önce eğitime, sonra da gençlere yönelir. Oraları kurcalar ve sürekli değiştirir. Bu bakımdan Türkiye’de son 30 yılda değişen eğitim politikalarına bakmak bile çok şey söyleyecektir. Burada bir tuhaflık yok. Düşünülmesi gereken ise ardında bir soru barındırıyor: Acaba yaşadığımız dünya, “dinsel” bir dünya mı? Bu dünyada hiç dinî özellikler var mı? Bu soru etrafında düşündüğümüzde, dünyadaki tüm dinî grupların tepesine kadar maddî bir yaşantıya batmış bir hayatı ısrarla maneviyata döndürmeye çalıştıklarını görüyoruz. Onlar açısından bu sonunda sevap kazanacakları bir “misyon” ya da “ulvî bir görev” olabilir. Zaten bunun kendisi bile onlar için bir motivasyon aracı… Lâkin, büyüsü bozulmuş bir dünyayı tekrar büyülemeye çalışmanın herkes için bir bedeli var. Örneğin bizler bu bedeli ödemek istemiyoruz. Çünkü dinî düşünce ve rejimlerin tüm tarihte insanlara yapıp ettikleri ortada ve bırakalım tarihi, bugün Afganistan ve tüm Ortadoğu’da neler olup bitiyor esefle şahit oluyoruz. Bizler de maddî dünyanın problemlerinin farkındayız ama bunlardan bir kurtuluş yolu varsa eğer bu asla dinselleşme değil. Ortada kapitalizm ve vahşi düzeni varken, dindarlık bu düzenin sadece kutsal bir örtüsüne dönüşüyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:102
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 25 Ocak 2026 09:30 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















