Ankara24.com
close
up
Menu

Borsanın 10 devi: 1.71 trilyon TL ile Aselsan zirvede

Zorlu PSM 14. sezon mottosu: Dünyalar Senin

İsrail seçimleri öncesi saldırı düzenlemeyi planlıyor iddiası Dış Haberler

Bakan Göktaş: Muhalefeti çamur siyasetinden çıkmaya davet ediyorum

Almanya ortak tank projesinden çekildi Dış Haberler

Kanalizasyondan topladıkları tuvalet kağıtlarıyla dış cephe yaptılar Sözcü Gazetesi

Maltepe de kısmen çöken binada yeni gelişme! Can kaybı 4 e yükseldi

Denizli Pamukkale de pansiyonda kalan yaşlı çift banyoda ölü bulundu

Trump tan Musk a özgü yağmuru: Zamanımızın Thomas Edison udur

ABD de 90 yıl sonra bir ilk! Halka açık kurşuna dizecekler

Foncu Bakan Ömer Bolat mı? Sözcü Gazetesi

Soykırımcı İsrail, Batı Şeria da zeytin hasadı yapan Filistinlileri koruyan aktivistleri sınır dışı etmeyi planlıyor

Büyükelçi Koytak da görevden alınabilir Sözcü Gazetesi

New York ta tutuklu yargılanan Maduro ve eşine yeni suçlamalar yöneltildi

Kayseri de iki otomobil çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı Son dakika haberleri

İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç hakkında son dakika kararı: 2 isme gözaltı

BaşlıksızaBurak Yılmaz dan MHK açıklaması! Ben bir kere konuşurum Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

İran: Uranyum zenginleştirme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz Dış Haberler

ABD’nin gizli planı petrolü uçurdu: Akaryakıtta zam çanları çalıyor Sözcü Gazetesi

Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı dan, Bakanlar Bolat ve Göktaş a destek açıklaması

İstanbul’un ruhunu duymak Son Dakika Haberleri

İstanbul’un ruhunu duymak Son Dakika Haberleri

Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren İstanbul’un maddî ve manevî hafızasını taşıyan pek çok tarihî eser “kadro harici bırakılma” gibi idari gerekçelerle ortadan kaldırıldı. Bu alanların bir kısmı enkaz olarak satılırken bir kısmı ise arsa haline getirilerek bambaşka işlevlerle yeniden kullanıma açılmıştı. Cemalettin Server Revnakoğlu, yıkılmak üzere olan pek çok eseri kayda almakla kalmamış, yıkımları engellemek için resmi kanallara yönelik büyük bir uğraş vermişti. Bugün artık, zihniyet düzleminde de maddi kültür düzleminde de medeniyetimizin yüzyıllar boyunca biriktiği “Şehr-i İstanbul” için kaybolan sayısız değerin, eşsiz ve titiz bir emekle, tam da büyük tahribatın arifesinde kayıt altına alındığı bir neşriyat var elimizde: Mustafa Koç tarafından hazırlanan Revnakoğlu’nun İstanbul’u. Bu yazıda, geçtiğimiz ay Ketebe Yayınları etiketiyle neşredilen bu kıymetli esere ve bizi götürdüğü yakın tarihimizin kayıp İstanbul’una yakından bakacağız.

Mehmet Akif’in seyl-i huruşana (coşkun sel) benzettiği modern Batı medeniyeti, acaba neleri yıkıp, sürükleyip götürürken neleri geride bıraktı? Maruz kaldığımız öncelikle yıkıcı bir zihniyet dönüşümüyken; bunun tahripkâr tezahürleri yirminci yüzyıl boyunca inancımız esasında şekillenen kültür ve medeniyetimizin maddî ve manevî taşıyıcıları olan cami, tekke ve medrese gibi yapılarımızda, ezcümle şehirlerimizin genelinde görünür oldu.

Geldiğimiz noktada, önüne geleni yıkıp geçen bir zamanların coşkun seli olan Batı medeniyeti kendi varoluşsal krizleriyle baş başa iken; bizi -en azından bir kısmımızı- da hayal kırıklığına uğrattıktan sonra, yıkıp geçtiği kadim kültürümüzün ulaşabildiğimiz parçacıklarını birbirine yapıştırarak, bir zamanlar “eski” diye yüz çevirdiğimiz; geniş caddeler açmak uğruna balyoz darbeleriyle yıkmaktan çekinmediğimiz eserleri ihya etmeye çalışır hâlde bıraktı.

İşte, tıpkı yıkarken olduğu gibi, restore ve ihya ederken de zihniyet ve maddi kültür boyutunda iki ameliye önümüzde duruyor. Bir yandan İslam düşünce geleneğinin imkânları esasında metafizik düzlemde bir zihniyet ihyası peşindeyken, diğer yandan harap olmuş kadim mimari yapılarımızı elde kalan bilgiler esasında restore ediyor; göçüp giden ruhlarını da adeta spiritüel bir seans eşliğinde geri çağırıyoruz.

Bugün artık, zihniyet düzleminde de maddi kültür düzleminde de medeniyetimizin yüzyıllar boyunca biriktiği “Şehr-i İstanbul” için kaybolan sayısız değerin, eşsiz ve titiz bir emekle, tam da büyük tahribatın arifesinde kayıt altına alındığı bir neşriyat var elimizde: Mustafa Koç tarafından hazırlanan Revnakoğlu’nun İstanbul’u. Bu yazıda, geçtiğimiz ay Ketebe Yayınları etiketiyle neşredilen bu kıymetli esere ve bizi götürdüğü yakın tarihimizin kayıp İstanbul’una yakından bakacağız.

Cemalettin Server Revnakoğlu kimdir?

1912’de, Osmanlı’nın siyasi olarak çözüldüğü, kültürel olarak da modernleşme temayülleri ile buna doğan tepkilerin basın-yayın başta olmak üzere çeşitli mahfillerde çarpıştığı bir devrin göbeğinde, Rumelihisarı’nda doğan ve hayatının neredeyse tamamını Fatih’in Fethiye semtinde geçiren Revnakoğlu, saray, tekke ve kalem geleneğinin iç içe geçtiği köklü bir aile ortamında yetişti.

Babası, posta-telgraf müdürlüğünün yanı sıra Rifâî dervişi kimliğiyle tanınan bir musikişinas olan Server Bey, annesi ise soyu Mevlana’ya uzanan, saray terbiyesi görmüş, kültürlü ve yine musikiyle meşgul Şerife Revnak Hanım’dı. Böylesi bir aile iklimi, Revnakoğlu’nun daha çocuk yaşta dönemin seçkin ilim ve irfan çevreleriyle tanışmasını sağladı. Nitekim İsmail Sâib Sencer, Kâmil Miras ve Elmalılı Hamdi Yazır gibi son devir ulema ve münevverlerinin önemli isimleriyle aynı meclislerde bulunma imkânı buldu. Böylece beş yüz yıllık payitahtın ilmî ve tasavvufî dünyasını, medrese ve tekke kültürünü bizzat yaşayarak ve içeriden tanıdı.

Revnakoğlu’nun yetiştiği dünya yukarıda da vurgulandığı gibi bir dönüşüm devri olması hasebiyle kadim kültürümüzle sınırlı değildi. Osmanlı süzgecinden geçerek alımlanan Batı ile temas ettiği ve modernleşme eğilimlerini yakından gözlemlediği en önemli yer ise eğitim gördüğü Galatasaray Lisesi oldu. Bu mektepte, Halid Fahri Ozansoy, Hasan Âli Yücel ve Hakkı Tarık Us gibi dönemin önemli isimlerinden etkilenerek düşünce ufkunu genişletti. Böylece Revnakoğlu, medrese ile tekkenin dünyasıyla modern Batı kültürünün aynı zeminde buluştuğu bir çevrede yetişti. Geleneksel tulûat tiyatrosundan Batı tiyatrosuna uzanan bu çok katmanlı ortam, onun bakışını derinleştirdi.

Revnakoğlu yıkılan Hatice Sultan Çeşmesi'ni kayda alırken.

Revnakoğlu’nun aynasında yitip giden İstanbul

Mustafa Koç’un uzun yıllara yayılan titiz çabasının ürünü olan Revnakoğlu’nun İstanbul’u, Suriçi’nden Boğaziçi’ne uzanan geniş bir İstanbul haritasını adeta baştan sona kayda geçirir. Fatih, Eyüp, Üsküdar, Beyoğlu, Beşiktaş ve Kadıköy gibi tarihî merkezlerin yanı sıra Kartal, Maltepe, Pendik ve Beykoz gibi daha uzak semtleri de içine alan bu çalışmada şehir için son derece kapsamlı bir envanter bulunmaktadır.

Eserde bir medeniyet bütün katmanlarıyla ele alınmaktadır. Galata, Eyüp ve Yenikapı Mevlevîhaneleri ile Kâdirîhane ve Kubbe Dergâhı gibi tekkeler; Revanî Çelebi, Mihrimah Sultan, Pertevniyal ve Mimar Acem gibi asırlara direnen camiler; Ayaspaşa, Kazlıçeşme ve Yahya Efendi gibi tarihî mezarlıklar… Bunların yanında medreseler, çeşmeler ve sebiller de en ince ayrıntısına kadar incelenmiştir. Revnakoğlu’nu benzersiz kılan ise bu yapıları taş ve duvardan ibaret görmeyen kadim dünyaya olan derin vukufiyetidir.

Her bir mekân banileri, şeyhleri, dervişleri, hattatları, zâkirleri ezcümle burada medfun olan şahsiyetler ve müdavimleriyle birlikte ele alınır. Böylece ortaya, İstanbul’un köklerinde yaşayan ve hissedilen “iç tarihi”ni yansıtan canlı bir sosyokültürel ağ çıkar.

Revnakoğlu’nun bu büyük çabasının esas değeri şehir planlaması adı altında yürütülen devasa bir kültür katliamı olan yıkım dalgası karşısında, yok olup gitmek üzere olan medeniyet mirasını kayıt altına almış olmasında yatar. Bu gayret unutulmaya terk edilmiş bir dünyanın izlerini, tarihin hafızasına işlemiştir. Yol yapımı, ihmalkârlık ya da maddi çıkarlar uğruna yok edilen mezar taşları ve kitabeleri bizzat molozların arasından çıkarılıp, en ince ayrıntısına kadar okunup onun eliyle kayda geçirilmiştir.

Aynı şekilde tekkelerin sönmeye yüz tutan sözlü ve musiki geleneği de son temsilcilerinden dinlenilmek suretiyle yazıya aktarılmıştır. Eğer Revnakoğlu bu titiz ve yorucu çalışmayı yürütmemiş olsaydı, asırlar içinde oluşmuş o incelikli medeniyet aklı ve birkaç neslin hafızası büyük ölçüde kaybolacaktı. Bugün İstanbul’un ruhunu, irfanını ve estetik birikimini bize ulaştıran bu büyük hafıza arşivi de muhtemelen hiç var olmayacaktı.

Bozdoğan Kemeri civarındaki yıkımlar (1941).

Revnakoğlu’nun tüm uğraşlarına rağmen yıktırılan tarihi eserler

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren İstanbul’un maddî ve manevî hafızasını taşıyan pek çok tarihî eser “kadro harici bırakılma” gibi idari gerekçelerle ortadan kaldırıldı. Bu alanların bir kısmı enkaz olarak satılırken bir kısmı ise arsa haline getirilerek bambaşka işlevlerle yeniden kullanıma açılmıştı. Revnakoğlu yıkılmak üzere olan pek çok eseri kayda almakla kalmamış, yıkımları engellemek için resmi kanallara yönelik büyük bir uğraş vermişti.

Bu uzun uğraşlardan biri Revanî Çelebi Camii ile hemen yanı başındaki Payzen Yusuf Paşa Türbesi için verilmişti. Revnakoğlu’nun notlarına göre; 1894 büyük İstanbul depreminde kubbesi çatlayan Payzen Yusuf Paşa Türbesi, 31 Mayıs 1918’deki büyük Vefa yangınında camiyle birlikte ağır bir yıkıma uğradı. Mahalle halkı ve hayır sahiplerinin onarım girişimleri, vakıflarca defalarca geri çevrildi. Üstelik idare bununla da yetinmeyerek caminin enkazını ve minare kaidesini müzayedeyle yok pahasına elden çıkardı. 1923’te yol açma çalışmaları bahanesiyle başlayan süreç ise 1950’lerde bu tarihî yapıların bulunduğu alanın büyük ölçüde ortadan kaldırılmasıyla sonuçlandı.

Revnakoğlu, Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün inşası sırasında, Revanî Çelebi ile Payzen Yusuf Paşa’nın kabirlerinin ayaklar altında kalmaması ve kemiklerinin sıradan bir moloz gibi ortadan kaldırılmaması için uzun yıllar boyunca resmî makamlara ayrıntılı raporlar sundu. Özellikle 18 Şubat ve 12 Mart 1956 tarihli raporlarında, dönemin Evkaf idaresinin bu süreçte adeta “yıkıcı” bir rol oynadığını açık bir dille ortaya koydu ve hafriyat sırasında rastgele toplanıp taşınan kemikleri, tarihî bir sorumsuzluğun somut göstergesi olarak kayda geçirdi. Rapordaki kendi ifadeleri şu şekildedir:

“Bir evvelki raporumda arz ve işaret ettiğim gibi, Gazanfer Ağa Caddesi açılırken İhtifâl-i Millî Reisi Mehmed Ziya Bey merhumun çok yakından alâkadar olarak ve işin başında bizzat bulunarak Revanî’nin ve Payzen Yusuf Paşa’nın o zaman ayaklar altında kalan kabirlerini açtırıp kemik ve tabut parçalarını buraya yani Revanî Çelebi Câmi-i şerîfi’nin mihrabı önüne getirdiği günden beri buraları yılların biriktirdiği pislik ve moloz yığınları altında bırakılmış olduğundan bu büyük şairin ve Payzen Yusuf Paşa’nın kabirleri ta o zamandan kaybolmak tehlikesine maruz kalmıştı. Bu tehlike bugün ne yazıktır ki biz tarihçileri şaşırtacak şekilde ve bütün azametiyle gerçekleşmiş, müzminleşmiştir, çünkü bu hâle gelmemesi için bunca yazılar ve müracaatlara rağmen Evkaf idaresince bugüne kadar lâzım gelen hiçbir alâka gösterilmemiş, sadece “Evkafı yoktur!” diye kâğıt üstünde kestirme bir cevap vermekten ibaret kalmıştır. Hürmet ve teessürlerimle arz olunur. 12-3-1956 Kitabeler Uzmanı Cemaleddin Server”

Fakat Revnakoğlu’nun bu gayreti görüldüğü gibi çoğu zaman bürokrasinin duyarsızlık duvarına çarpmıştır. Mezarlıkları “memleketin tapu senetleri” olarak gören Revnakoğlu, bu alanların hoyratça tahribini ecdada karşı işlenmiş ağır bir vefasızlık olarak niteler. Kendi ifadesiyle “ba‘de harabi’l-Basra” yani her şey olup bittikten sonra harekete geçmenin verdiği hüznü taşırken, resmî makamların kayıtsızlığına rağmen Revanî Çelebi’nin hatırasını bütünüyle yok olmaktan kurtarmaya çalışır. Hazırladığı raporlar ve Servetifünun mecmuasında yayımladığı yazılar sayesinde en azından bu mirası evrak üzerinde muhafaza ederek kültür tarihine emanet eder.

Yiğit düştüğü yerden kalkar

Görüldüğü gibi, tarihin bir kesitinde maruz kaldığımız ve bugün de etkileri devam eden sistematik yıkıma rağmen, Revnakoğlu gibi tek bir fertte dahi görülen samimiyet ve çalışkanlık timsali muhafaza çabaları, aradan 70 yıl geçse de meyvelerini veriyor. Bugün, inancının, tarihinin, medeniyetinin ve kültürünün hakiki kıymetinin farkında olanlar için Revnakoğlu ve onun kayıt altına alarak bize aktardıkları başta olmak üzere, yakın ve uzak geçmişimizden bize kalan her şeyde sağlam tutamak noktaları var. Bu çağı idrak eden bizlere düşen ise şüphesiz benzer bir ihlasla gayretimizi birleştirmek. Atalarımızın dediği gibi: “Yiğit düştüğü yerden kalkar.”

En son güncellemeleri ve haberleri takip etmek için Ankara24.com'ı izlemeye devam edin, biz durumu takip ediyor ve en güncel bilgileri sunuyoruz.
seeGörüntülenme:117
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Nisan 2026 04:04 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Borsanın 10 devi: 1.71 trilyon TL ile Aselsan zirvede

08 Ekim 2026 20:43see214

Zorlu PSM 14. sezon mottosu: Dünyalar Senin

09 Ekim 2026 00:56see192

İsrail seçimleri öncesi saldırı düzenlemeyi planlıyor iddiası Dış Haberler

09 Ekim 2026 01:04see186

Bakan Göktaş: Muhalefeti çamur siyasetinden çıkmaya davet ediyorum

09 Ekim 2026 01:09see186

Almanya ortak tank projesinden çekildi Dış Haberler

09 Ekim 2026 00:33see179

Kanalizasyondan topladıkları tuvalet kağıtlarıyla dış cephe yaptılar Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 00:31see177

Maltepe de kısmen çöken binada yeni gelişme! Can kaybı 4 e yükseldi

09 Ekim 2026 03:44see175

Denizli Pamukkale de pansiyonda kalan yaşlı çift banyoda ölü bulundu

09 Ekim 2026 00:34see174

Trump tan Musk a özgü yağmuru: Zamanımızın Thomas Edison udur

09 Ekim 2026 01:09see172

ABD de 90 yıl sonra bir ilk! Halka açık kurşuna dizecekler

09 Ekim 2026 02:53see171

Foncu Bakan Ömer Bolat mı? Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 04:05see171

Soykırımcı İsrail, Batı Şeria da zeytin hasadı yapan Filistinlileri koruyan aktivistleri sınır dışı etmeyi planlıyor

08 Ekim 2026 19:56see167

Büyükelçi Koytak da görevden alınabilir Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 04:38see165

New York ta tutuklu yargılanan Maduro ve eşine yeni suçlamalar yöneltildi

09 Ekim 2026 00:37see165

Kayseri de iki otomobil çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı Son dakika haberleri

09 Ekim 2026 00:34see164

İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç hakkında son dakika kararı: 2 isme gözaltı

09 Ekim 2026 00:01see162

BaşlıksızaBurak Yılmaz dan MHK açıklaması! Ben bir kere konuşurum Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

08 Ekim 2026 22:23see161

İran: Uranyum zenginleştirme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz Dış Haberler

08 Ekim 2026 18:50see161

ABD’nin gizli planı petrolü uçurdu: Akaryakıtta zam çanları çalıyor Sözcü Gazetesi

08 Ekim 2026 13:45see158

Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı dan, Bakanlar Bolat ve Göktaş a destek açıklaması

09 Ekim 2026 02:00see156
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları