Ankara24.com
close
up
İsrailli analist Shay Gal: İran sadece bir provaydı, Türkiye dosyasını açtık bile Ortadoğu Haberleri

İsrailli analist Shay Gal: İran sadece bir provaydı, Türkiye dosyasını açtık bile Ortadoğu Haberleri

Yenisafak sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.

Türkiye aleyhindeki yazılarıyla sık sık gündeme gelen ve Netanyahu hükümetiyle yakın bağlantıları olduğu bilinen İsrailli analist Shay Gal, "İran sadece bir provaydı, Türkiye dosyasını açtık bile" sözleriyle savaş tehdidinde bulundu. Yazıda Türkiye'nin büyüyen bölgesel ve küresel gücüne yönelik hazımsızlığını dile getiren Gal, İsrail için bu gidişatın artık bir "senaryo" niteliğinden çıkıp "örüntüye" dönüştüğünü belirtti.

İsrailli analist Shay Gal, Israel Hayom gazetesinde yayımlanan yazısında Türkiye'yi savaşla tehdit etti, Binyamin Netanyahu ve hükümetinin İran'dan sonraki tehdit olarak Türkiye'yi belirlediğini ve bunun için çoktan harekete geçtiğini söyledi.

Kıbrıs, Karabağ, Libya, Akkuyu Nükleer Santrali, Türk-Yunan ilişkileri, hipersonik füze denemeleri ve uzay çalışmaları üzerinden Türkiye'yi "sıradaki düşman" olarak nitelendiren Gal, "İsrail İran'da istediğini aldı, Katar'da Hamas yetkililerini infaz etti, Türkiye dosyası da açıldı" ifadelerini kullandı. İsrail'i savunan, Türkiye'yi ise saldırgan tarafta göstererek algı operasyonuna girişti.

Yazının tamamı: İran Provaydı, Türk Dosyası Açıldı

İsrail, Türkiye ile savaşmak istemese de buna hazırlanıyor. İran’a yönelik operasyonlar bir laboratuvar işlevi gördü: yoğun saldırı altında katmanlı savunma, kontrollü şekilde tırmanmadan yapılan saldırılar ve baskı altındaki diplomasinin sınırları test edildi.

Türkiye dosyası ise artık aktif. Bu “parça parça” ilerletilen bir durum değil, bir bütün: Akkuyu, füze sistemleri, fırlatma altyapıları, Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlık, Somali, Hamas’a sağlanan barınma ve finansman desteği, gelişen savunma sanayii, gerilimi normalleştiren bir siyasi liderlik ve devletin tüm kurumlarıyla bu stratejiye uyum sağlaması… Risk, bu unsurların tek tek varlığında değil, hepsinin örüntü hâlinde birleşmesinde.

Ankara'nın Dışişleri Bakanlığı, Benyamin Netanyahu için “çağımızın Hitler’i” ifadesini kullandı ve yargılanacağını açıkladı. İstanbul savcıları ise 2025’teki “Küresel Sumud” filosu nedeniyle Netanyahu ve 34 İsrailli hakkında iddianame hazırladı. Söylemle hukuki adımlar aynı doğrultuda ilerliyor. Bunlar sıradan açıklamalar değil, verilen mesajlardır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumu artık sadece söz düzeyinde değil, operasyonel bir çizgiye kaymış durumda. Sert açıklamaların yerini Libya ve Karabağ’daki fiili adımlar aldı. Ardından açık bir ifade geldi: Türkiye’nin bu bölgelerde yaptığı gibi “İsrail’e de girebileceği” söylendi. Medyada işgal, cezalandırma ve kuşatma senaryoları normalleştirildi. Kullanılan dil, bir veri olarak görülüyor.

İsrail’in planlaması, uygulamaya dönük bir mantıkla ilerliyor. İran dosyasında nükleer altyapıya ve silahlı ağlara karşı uygulanan yöntemler zaten sahada kullanıldı. 2025 sonbaharında Katar’daki Hamas unsurlarına yönelik operasyonlar ve farklı bölgelerde yürütülen faaliyetler bunun örneği. Aynı yaklaşım şimdi Türkiye için değerlendiriliyor.

İsrail açısından Erdoğan’ın söylemleri, geçmiş adımları ve zamanlaması birer değişken. Asıl soru, bunların ne zaman fiili adıma dönüşeceği.

Akkuyu’da ise söylem ile kırılganlık kesişiyor. Türkiye’nin ilk nükleer santrali, Rusya’nın Rosatom şirketi tarafından inşa ediliyor, sahipleniliyor ve işletiliyor. Akdeniz kıyısındaki bu tesis geç devreye giriyor. Dört adet VVER-1200 reaktörü, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık onda birini karşılayacak. Ancak bu durum Türkiye’yi uzun vadede Rus teknolojisine, yakıtına ve söküm süreçlerine bağımlı hale getiriyor. Erdoğan’ın yerli zenginleştirme konusundaki ısrarı ise dışa bağımlı bir modelden, ulusal kontrol alanı oluşturmaya geçiş anlamına geliyor.

İsrail’in ortaya koyduğu modele göre, bir nükleer programı etkisiz hale getirmek için doğrudan vurmak şart değil. Program geciktirilebilir, işlevsiz hale getirilebilir ve zamanla bir yük hâline dönüştürülebilir. Akkuyu da bu çerçevede değerlendiriliyor. Yani bir reaktör, fiziksel olarak vurulmadan da etkisiz bırakılabilir: geciktirilerek, işleyemez hâle getirilerek, yaptırımlarla sıkıştırılarak ve siyasi olarak yalnızlaştırılarak.

Bunun için üç katmanlı bir baskı mekanizması öngörülüyor. İlki düzenleyici baskı: Denetimler, gecikmeler ve zorunlu değişiklikler. İkincisi yapısal baskı: Tedarik zincirleri, hizmetler ve finansman kanalları yaptırımlara açık hâle gelir. Üçüncüsü ise ittifak baskısı: Uluslararası mâliyet doğrudan artırılır. Burada bir “veto” değil, sürecin giderek zorlaştırılması söz konusu.

Nükleer santral sıradan bir hedef değildir. Uluslararası hukuk, sivil zarar riski yüksek olduğu için böyle hedeflere karşı çok yüksek bir eşik koyar. Ancak tesis askeri amaçlarla kullanılmaya başlanırsa bu koruma ortadan kalkar. Hukuk, belli eşiklerin aşılmasını esas alır: Askeri unsurların korunması için kullanılması, saldırılara doğrudan katkı sağlaması ve başka yöntemlerin sonuç vermemesi. Bu noktadan sonra hedef etkisizleştirme süreci başlar.

Stuxnet, ardından Flame ve Duqu gibi operasyonlar, nükleer altyapının hava saldırısı olmadan da sistem seviyesinde çökertilebileceğini gösterdi. İran’da uygulanan bu yöntemler, siber operasyonlar ve sistemsel sabotajlarla gerçekleştirildi. Aynı araçlar, aynı yöntemler...

Türkiye yakıt döngüsünde daha bağımsız hâle geldikçe ve kıyı hattı boyunca askeri kapasitesini genişlettikçe, bu durumun hareket alanı daralıyor. Akkuyu, Ankara ve Rosatom tarafından nasıl detaylı şekilde planlanıyorsa, karşı tarafça da aynı detayda analiz ediliyor.

Akkuyu, NATO’nun 5. maddesi kapsamına doğrudan giren bir yapı olarak görülmüyor. Bu bir kolektif savunma unsuru değil; aksine ittifak içinde bir kırılganlık noktası olarak değerlendiriliyor. Eğer sivil üretimden çıkıp operasyonel bir rol üstlenirse, buraya yönelik bir müdahale saldırı değil, bir karşılık olarak yorumlanabilir. NATO’nun 5. maddesi ise otomatik değil, mutabakata bağlıdır. Böyle bir durumda mutabakatın oluşmayacağı öne sürülüyor.

Erdoğan zaten yönü belirlemiş durumda. Tayfun füze testi sonrası “Yunanistan sakin durmazsa Atina’yı vurabiliriz” açıklaması, menzilin niyete dönüşmesi olarak yorumlanıyor.

Türkiye’nin savunma sanayisi, menzil ve irtifa kapasitesini hızla artırıyor. Bora füzesi bir başlangıç noktası, Tayfun bunu iki katına çıkarıyor, Cenk ise daha ileri bir aşama. Türkiye’nin 1000 ila 3000 km menzilli balistik kapasite geliştirdiği ve Somali üzerinden Hint Okyanusu’na uzanan test hatları planladığı belirtiliyor.

Bu hatlar artık çizilmiş durumda. Başkentler buna göre plan yapıyor. Bu sadece Yunanistan’ı ilgilendiren bir konu değil; Avrupa ölçeğinde bir mesele olarak görülüyor.

Türkiye’nin uzay çalışmaları da aynı çerçevenin parçası sayılıyor. Bağımsız fırlatma kapasitesi henüz sınırlı olsa da itki sistemleri, yönlendirme ve aşama teknolojileri zaten aktarılmış durumda. Uzay roketleri ile balistik füzeler aynı temele dayanır; biri geliştirilince diğeri de gelişir.

İsrail açısından bakıldığında, Anadolu, Kuzey Kıbrıs ve Afrika Boynuzu’ndaki unsurlar İsrail şehirlerini menzil içine sokuyor.

Somali ve Kuzey Kıbrıs tek bir hat olarak değerlendiriliyor. Mogadişu’daki Türkiye üssü eğitim, lojistik ve test merkezi. Kuzey ise ileri karakol.

“Poseidon’un Gazabı” adı verilen çerçeve, belirli eşikler aşılırsa Türk güçlerinin bölgeden çıkarılmasını ve egemenliğin yeniden tesisini hedefleyen bir senaryoyu tanımlar. Bu, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında koordineli bir askeri müdahale ihtimali olarak ele alınır.

Kıbrıs, bu bağlamda aktif bir operasyon sahasıdır: Ateş gücü, insansız hava araçları, deniz kontrolü ve istihbarat. Bu unsurlar fiilen kullanılmaya başlandığında, süreç uyarıdan uygulamaya geçer. İleri unsurlar etkisiz hâle getirilir, altyapı sökülür, takviye yolları kesilir.

Coğrafya tek başına koruma sağlamaz. Kuzey Kıbrıs bir düğüm noktasıdır. Eşikler aşıldığında mesele, Türkiye’nin kontrolü ne kadar sürdürebileceği olur.

Türkiye topraklarının hedef haline gelmesi için eşik, Erdoğan’ın söylemleri değil, devletin fiili adımlarıdır. Türkiye’nin Hamas’a barınma ve finansman sağladığı iddiası bu noktada temel alınır. Eğer bir devlet, topraklarının silahlı faaliyetler için kullanılmasına izin verir ve uyarılara rağmen önlem almazsa, sorumluluk doğar.

Bu noktadan sonra, meşru müdafaa hakkı sadece saldırıyı durdurmakla sınırlı kalmaz; ilgili hedefleri etkisiz hâle getirmeyi de kapsar.

İran örneği bu doktrini oluşturdu. Aynı yaklaşım NATO üyesi bir ülkeye uygulanırsa eşik daha yüksek olur, ancak mantık değişmez. Operasyonel hedefler söz konusu olduğunda, ülke sınırları mutlak dokunulmazlık sağlamaz.

NATO’nun 5. maddesi bir garanti değil, bir karardır. Eğer Türkiye saldırı zincirinin bir parçası olarak görülürse, ittifak içinde uzlaşma sağlanamaz. Konu ikili olmaktan çıkar, ittifak içi bir krize dönüşür.

“Poseidon’un Gazabı” senaryosunda hukuki çerçeve sonucu belirler. Avrupa Birliği ülkeleri öncelikle AB hukukuna ve Lizbon Antlaşması’nın 42(7). maddesine bağlıdır. NATO’nun 5. maddesi ise uzlaşmaya bağlıdır. Eğer durum, AB toprağındaki “yasadışı bir işgalin sona erdirilmesi” olarak tanımlanırsa, NATO içinde ortak karar çıkmayabilir.

Türkiye sözden eyleme geçerse, NATO’nun 5. maddesi devreye girmez; aksine ittifakı böler. Kudüs’te bu hukuki durumun farkında olunduğu ifade edilir.

İsrail Türkiye ile savaş istemiyor. Ama buna hazırlanıyor. İran süreci bunun provasıydı.

Teknik sorun çözülebilir.

Siyasi sorun yönetilebilir.

Hukuki zemin oluşturulabilir.

Ama operasyonel fırsat penceresi giderek kapanıyor.

Daha fazla bilgi ve son haberler için Ankara24.com'ı takip edin.
seeGörüntülenme:62
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 15 Nisan 2026 17:00 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Süper Amatör Lig de skandal görüntüler: Rakibinin kafasını tekmeleyen futbolcu sahada tutuklandı VİDEO İZLE

14 Nisan 2026 00:42see173

Pota derbisinde Fenerbahçe fark attı!

14 Nisan 2026 00:09see167

IMF, Dünya Bankası ve IEA dan uyarı: Hürmüz açılsa dahi fiyatlar yüksek kalabilir Sözcü Gazetesi

14 Nisan 2026 00:06see165

Premier Lig de 45 yıl sonra gelen zafer!

14 Nisan 2026 00:38see163

Müzakere umudu piyasayı yükseltti petrolü düşürdü

15 Nisan 2026 00:49see161

T.C. KÜÇÜKÇEKMECE İCRA DAİRESİ

15 Nisan 2026 00:02see160

Boşanma Krizi: Araç Yaktı, Havaya Ateş Açtı

14 Nisan 2026 00:33see160

MEMUR MAAŞI HESAPLAMA TEMMUZ 2026 SON DAKİKA Memur maaşı ne kadar olacak?

14 Nisan 2026 00:24see159

ÖTV muafiyeti ile alınabilecek araçlar: Emekliye ÖTV siz araç şartları neler? 2026 ÖTV siz araç marka ve modelleri

15 Nisan 2026 00:46see159

Barcelona ya galibiyet yetmedi! Atletico Madrid yarı finalde Sözcü Gazetesi

15 Nisan 2026 00:11see159

Dilara Erkal: Baba şefkatinin en saf hali Magazin haberleri

14 Nisan 2026 01:11see158

Bursa da asansör boşluğuna düşen 17 yaşındaki genç ağır yaralandı Bursa Haberleri

14 Nisan 2026 01:14see157

Sosyal medya ve doğum izni düzenlemelerinde 6 madde daha kabul edildi Son dakika haberleri

15 Nisan 2026 00:26see153

T.C. ANTALYA 4. SULH HUKUK MAHKEMESİNDEN / BAŞKANLIĞINDAN

15 Nisan 2026 00:02see153

Tartıştığını eşini başından silahla vurup öldürdü Kahramanmaraş Haberleri

14 Nisan 2026 01:02see152

BEDAŞ ve AYEDAŞ duyurdu: 15 Nisan 2026 Çarşamba İstanbul elektrik kesintisi ne zaman başlayacak, elektrikler saat kaçta gelecek?

15 Nisan 2026 02:02see150

Liverpool u ikinci maçta da yenen PSG yarı finalde

15 Nisan 2026 00:10see147

HT 360 14 Nisan 2026 (

15 Nisan 2026 02:21see147

Kahramanmaraş ta tartıştığı karısını öldüren zanlı teslim oldu Son dakika haberleri

14 Nisan 2026 02:28see146

Hizbullah’tan İsrail’e İHA ve roketlerle 34 saldırı Dünya Haberleri

15 Nisan 2026 00:21see144
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları