İsrail aynasında ABD Selçuk Türkyılmaz
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
ABD-İsrail’in İran’a saldırılarının öncelikle ABD-İsrail ilişkilerini rayından çıkarması iki ülke açısından İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en önemli gelişmedir. Şimdiye kadar bu ilişkilerin görünmeyen yüzü daima gizemli güçlerin hâkimiyetiyle ilgili hikâyelere kaynaklık etmişti. Gizemli güçler denildiğinde küresel sermayenin görünen yüzü oldukları için akla Yahudi aileler geliyordu. Hatta bu çerçevede uzun zaman dünyayı belirli ailelerin yönettiği düşüncesini çok kimse paylaştı. Aslında hadiseler de aşırı derecede gizemliydi. Örneğin 1967’de Altı Gün Savaşı devam ederken meydana gelen “USS Liberty Olayı” bunlardan biriydi. İsrail savaş uçakları ABD gemisini 75 dakika boyunca bombalamıştı. Bombalama olayında ölenler ve yaralananlar ABD tarafından görmezden gelindi. Hadisenin üstü sessizce örtüldü ve çok sonraları bu gizemli hadiseyle ilgili sadece bir kitap yayımlanabildi. Yazarı da gemide bulunan bir askerdi. İsrail’in ABD gemisini bombalaması dahi ABD-İsrail ilişkilerini rayından çıkaramadı. Fakat iki ülkenin İran’a ortak saldırısından sonra bu ilişkiler ilk defa rayından çıkmak üzeredir. Aradaki gerilimler ve söz düellosu da gizemin ortadan kalkmasına imkân veriyor.
Son dönemlerde ABD-İsrail ilişkilerini açıklamak amacıyla yayımlanmış en önemli kitaplardan biri Amy Kaplan imzasını taşıyor. “Our American Israel” adlı bu kitabın alt başlığı da şu şekilde: “The Story of An Entangled Alliance”. Başlığın “Bizim Amerikalı İsrail’imiz” şeklinde bir anlamı var. Alt başlık ise “karmaşık bir ittifakın hikâyesi” şeklinde çevrilebilir. Bu yazıda kitabın sadece giriş bölümünden bahsedeceğim. Yazar Siyonizm’in ABD ve tabiatıyla Anglosaksonlara ait olduğunu söylüyor. Hatta Siyonizm’in ABD kimliğinin bir parçası olduğu da bu kitapta ifade edilmiş. Şu cümleler üzerinde durmak gerekiyor:
“Bu özel ilişki hiçbir zaman sadece Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında kalmamıştır. Bu ilişki, başından beri Filistin halkını da kapsamıştır; hatta onların varlığını inkâr eden ana akım anlatılarda ya da onları Amerikalıların gözünden görünmez kılan yaygın imgelerde bile. İsraillileri Amerikalılarla özdeşleştiren egemen anlatılar, her zaman hem Amerika Birleşik Devletleri içinden hem de dışından gelen karşı anlatılar tarafından sorgulanmıştır. İsrail’in kuruluşuna dair en popüler Amerikan hikâyesi, hem roman hem de filmi olan Exodus’ta anlatıldığı gibi, İngilizlere karşı bir anti-kolonyal bir bağımsızlık savaşı olarak Amerikan devrimini örnek almaktadır. Buna karşılık bir karşı anlatı ise İsrail’in kuruluşunu Batılı emperyal güçler tarafından desteklenen bir kolonyal proje olarak gören Filistinli bakış açısını savunmaktadır.”
“İsraillilerle Amerikalıların özdeşlemesi” ifadesi bana Edward Said’in analizlerini hatırlattı. Şu cümle de iki ülkenin ilişkilerini tanımlamak bakımından oldukça önemlidir: “Yerleşimci kolonyalizmin paralel tarihleri, Amerika’nın İsrail ile özdeşleşmesinin temelini oluşturmuştur. Her iki ulusun kaderi Tanrı tarafından Vaat Edilen Toprakları ele geçirmektir.” Yazar seçilmiş halk kavramının bu özel görevden kaynaklandığını söylüyor. “Her iki ulus da başlangıçta, yerli halkları yerlerinden eden ve yeni bir göçmen ulusu yaratma sürecinde onların topraklarını ele geçirip dönüştüren Avrupalı koloniciler tarafından kurulmuştur.” Amy Kaplan, devamında, her iki ulusun “kendi fetih tarihlerini inkâr ettiğini” söylüyor. Amerikalıların Kuzey Amerika yerlileriyle ilgili tarihlerini unutmasında “uygarlaştırma misyonu” büyük bir rol oynamıştı. İsrailliler de Filistinlileri “hayvan” kategorisine dâhil ederek Batı uygarlığı adına kolonyal bir proje yürüttüklerine inanmıştır. Bu cümlelerden İsrail’in Amerikalılar için çarpıtılmış bir ayna vazifesi gördüğünü anlıyoruz. Siyonizm’in Amerikalılara ve Anglosaksonlara ait bir ideoloji olduğunu söylerken aslında tam olarak bunu kastediyorduk.
İran’a yönelik saldırıların başarıyla sonuçlanmaması bardağı taşırdı. İsrail, zaten Gazze’de hedeflerine ulaşamamış ve soykırım saldırıları çok uzun bir zamana yayılmıştı. Bu durum ayna metaforunun farklı bir işleve bürünmesine yol açtı. Artık Amerikalılar bu sefer İsrail aynasında kendi gerçekliğini görmeye başladı. Son yazıda Siyonizm ideolojisine yönelik şüpheyi işaret etmiştim. ABD Başkan Yardımcı James David Vance’in sözlerini bu şüphe çerçevesinde değerlendirebiliriz. Çünkü onlar için sorun sadece Siyonist İsraillilerin başarısızlıklarından ibaret değil. İdeolojik şüphe ABD tarihinin sorgulanmasını da beraberinde getirebilir. Çünkü ayna onlara artık gerçekleri söylemeye başladı.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:27
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Haziran 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















