Kiminle evleneceğinizi merak ediyorsanız aynaya bakın! Milyonlarca çift incelendi: Meğer aşk sandığımız kadar tesadüfi değilmiş!
Haberturk sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Bir çiftle tanıştığınızda hiç “Siz birbirinize ne kadar benziyorsunuz” dediğiniz oldu mu? Benzer şeylerden hoşlanan, aynı mesleği yapan, hatta dışarıdan bakıldığında birbirini andıran çiftlere rastlamak pek de zor değil. Popüler inanış ise bunun tam tersini söylüyor: “Zıt kutuplar birbirini çeker.” Avustralya'da milyonlarca çiftin verileri üzerinden yapılan kapsamlı bir inceleme, romantik ilişkilerde benzerliğin düşündüğümüzden çok daha yaygın olduğunu gösteriyor. Ancak verilerin anlattığı hikayenin bir de diğer yüzü var: İnsanlar hala büyük ölçüde kendilerine benzeyen kişilerle eşleşse de özellikle genç kuşaklarda bu tablonun değişmeye başladığı görülüyor.
KENDİMİZE BENZEYEN KİŞİLERE AŞIK OLMAK SANDIĞIMIZDAN DAHA YAYGIN
Bilim dünyasında bu eğilim “homogami” ya da “assortative mating” olarak adlandırılıyor. En basit haliyle, romantik partnerlerin çeşitli özellikler bakımından birbirine benzeme eğilimini ifade ediyor. Uzmanlara göre bu durum, dünyada en yaygın eşleşme biçimlerinden biri. Üstelik belirli bir ülkeye ya da kültüre özgü değil.
Çiftlerdeki benzerlik üzerine yapılan araştırmaların geçmişi de oldukça eski. 1903 tarihli bir çalışma, eşlerin boy, kol açıklığı ve ön kol uzunluğu gibi fiziksel özelliklerde birbirine benzeme eğiliminde olduğunu ortaya koymuştu.
Sonraki araştırmalar benzerliğin çok daha geniş bir alana uzanabildiğini gösterdi. Zeka, siyasi eğilim, risk alma davranışı ve inanç gibi özelliklerin yanı sıra vücut yapısı ve tansiyon gibi fiziksel özelliklerde de çiftler arasında benzerlikler bulundu.
Daha yakın tarihli genetik araştırmalar ise boy, vücut kitle indeksi ve eğitim süresi gibi özelliklerle bağlantılı genetik göstergelerde dahi çiftler arasında benzerlikler olabileceğine işaret ediyor. Peki bütün bunlar nasıl oluyor?
NEDEN KENDİMİZE BENZEYEN İNSANLARLA BİRLİKTE OLUYORUZ?
Araştırmacılar bu soruya tek bir yanıt vermiyor. Çiftlerdeki benzerliği açıklamak için dört temel ihtimal üzerinde duruluyor ve bunların birden fazlasının aynı anda etkili olabileceği düşünülüyor.
İlk ve belki de en basit açıklama yakınlık. Uzmanlar da bu etkenin önemini özellikle vurguluyor. Çünkü çoğumuz partnerimizi dünyadaki bütün insanlar arasından seçmiyoruz. Yaşadığımız yer, okuduğumuz okul, çalıştığımız iş ve sosyal çevremiz kimlerle karşılaşacağımızı belirliyor. Benzer eğitim ve sosyal geçmişe sahip insanların aynı ortamlarda bulunma ihtimali arttıkça birbirleriyle tanışma ihtimalleri de yükseliyor. Kısacası bazen aşk, “ruh eşini bulmaktan” önce aynı yerde bulunmakla başlıyor.
İkinci açıklama ise araştırmacıların “piyasa güçleri” olarak tanımladığı durum. İnsanların çekicilik açısından kabaca kendilerine yakın görülen kişilerle eşleşme eğiliminde olduğu düşünülüyor. Ancak çekicilik herkes için aynı anlama gelmiyor. İnsanlar birbirini tanıdıkça kimin çekici olduğu konusundaki değerlendirmeler de değişebiliyor.
Üçüncü ihtimal zamanla benzeşme. Ortak deneyimler, yaşam biçimi ve rutinler çiftlerin yıllar içinde bazı özellikler bakımından birbirine yaklaşmasına yol açabiliyor. 1987'de yapılan bir deneyde, katılımcılar hangi kadın ve erkeğin çift olduğunu 25. yıl dönümü fotoğraflarından tahmin etmede, düğün fotoğraflarına kıyasla daha başarılı olmuştu.
Dördüncü açıklama ise insanların doğrudan kendilerine benzeyen kişileri seçmesi. Ancak araştırmacılar bu konuda aynı fikirde değil. Bazı uzmanlar bu açıklamaya ilişkin kanıtları zayıf bulurken, bazıları bunun hangi özelliğin incelendiğine bağlı olarak değişebileceğini belirtiyor.
Dolayısıyla “İnsanlar kendilerine benzeyen kişileri bilinçli olarak seçiyor” demek, tabloyu açıklamak için tek başına yeterli değil.
MİLYONLARCA ÇİFTİN VERİLERİ İNCELENDİ
ABC News, Avustralya İstatistik Bürosu tarafından özel olarak hazırlanan nüfus sayımı verilerini inceleyerek bu benzerliğin Avustralya'daki çiftlerde nasıl ortaya çıktığına baktı. Veriler çiftlerin mesleklerini, inançlarını ve en yüksek eğitim düzeylerini kapsıyordu.
2021'de 5,2 milyona kadar evli ve birlikte yaşayan çiftin, 2001'de ise 3,6 milyona kadar çiftin bilgileri analiz edildi. Sonuçlar Avustralyalıların da kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminde olduğunu gösterdi.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Nüfus sayımı, çiftlerin tanıştıkları sırada hangi özelliklere sahip olduklarını göstermiyor. Yalnızca sayımın yapıldığı tarihteki durumlarını ortaya koyuyor. Bu nedenle benzerliğin ne kadarının ilişkinin başından beri var olduğunu, ne kadarının zaman içinde oluştuğunu bu verilerden tek başına belirlemek mümkün değil.
AYNI MESLEĞİ YAPANLAR BİRBİRİNİ BULUYOR
ABC'nin 470'ten fazla mesleği kapsayan yaklaşık 43 bin farklı meslek kombinasyonu üzerinden yaptığı analiz, çarpıcı bir sonuç ortaya çıkardı. Mesleklerin yüzde 38'inde en yaygın partner eşleşmesi aynı işi yapan kişiler arasında görüldü. Meslek gruplarının iş gücü içindeki büyüklükleri hesaba katıldığında ise bu oran yüzde 66'ya ulaştı.
Kadınlarla erkekler arasında ise dikkat çekici bir fark var. Çoğu meslek grubunda kadınların aynı işi yapan biriyle birlikte olma ihtimali erkeklere kıyasla daha yüksek. Örneğin kadın CEO'lar, genel müdürler ve cerrahlar en sık kendi meslektaşlarıyla eşleşiyor. Erkek CEO'lar en sık ofis yöneticileriyle, erkek genel müdürler genel büro görevlileriyle, erkek cerrahlar ise muayenehane yöneticileri ya da hemşirelerle hayatını birleştiriyor.
EĞİTİMDE 20 YILDA DENGELER DEĞİŞTİ
Eğitim verileri, son 20 yılda dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. 2001'de kadınların kendilerinden daha eğitimli erkeklerle birlikte olması daha yaygınken, 2021'de tablo tersine döndü.
2021 verilerine göre erkeklerin yüzde 34'ü kendisinden daha eğitimli kadınlarla birlikteyken, kadınlarda bu oran yüzde 30'da kaldı. Oysa 2001 yılında durum tam tersiydi. Erkeklerin yalnızca yüzde 22'si kendinden eğitimli bir kadınla birlikteyken, kadınlarda ise bu oran yüzde 36 seviyesindeydi. Ancak yaşanan bu rol değişimine rağmen eğitimde benzeşme eğilimi hala oldukça güçlü.
Neredeyse her eğitim grubunda en yaygın eşleşme, aynı eğitim düzeyindeki kişiler arasında görülüyor. Bu durum, eğitim basamaklarının en altında ve en üstünde daha da belirginleşiyor.
Örneğin herhangi bir eğitim düzeyine sahip olmayan kişilerin birbirleriyle eşleşme olasılığı ortalamaya kıyasla 80 kattan fazla. Doktora derecesine sahip kişilerin birbirleriyle eşleşme olasılığı ise ortalamanın yaklaşık 15 katı.
İNANÇ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA DA BENZERLİK GÜÇLÜ
İnanç verileri de benzer bir tablo çiziyor. Avustralya'da partneri olan kişilerin üçte ikisinden fazlası kendisiyle aynı inanç grubundan ya da aynı inançsızlık grubundan biriyle birlikte.
Hatta bazı inanç gruplarında bu benzerlik oranı yüzde 90'ın üzerine çıkıyor. Aynı inançtan biriyle eşleşme oranı Brethren topluluklarında yüzde 95, Müslümanlarda yüzde 93, Hindularda ve Sihlerde ise yüzde 92 olarak öne çıkıyor.
Araştırmacılara göre bu durumun arkasında tek bir neden yok. Göç hareketleri, bir inanç grubunun toplum içindeki büyüklüğü, geçmişte yaşadığı baskılar ve inancın kültürel kimlikle ilişkisi gibi birçok etken iç içe geçebiliyor.
AMA GENÇ KUŞAKLARDA TABLO DEĞİŞİYOR
Verilerin belki de en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Kendimize benzeyen kişilerle eşleşme hala oldukça yaygın olsa da Avustralya'da farklı geçmişlerden insanların bir araya gelme eğilimi de artıyor.
ABC'ye göre ülkenin giderek çeşitlenen kültürel ve etnik yapısı, flört uygulamalarının yükselişi ve uluslararası seyahatlerin yaygınlaşması; sosyal, eğitimsel ve kültürel sınırların ötesinde ilişkilerin kurulmasını kolaylaştıran etkenler arasında. Özellikle Z kuşağı ve Y kuşağı kendi mesleklerinin dışından kişilerle eşleşmeye daha yatkın.
Z kuşağında mesleklerin yaklaşık yüzde 30'unda en yaygın eşleşme aynı işi yapan kişiler arasında görülürken, 1928-1945 doğumluları kapsayan Sessiz Kuşak'ta bu oran yaklaşık yüzde 56'ya çıkıyor.
Eğitimde de dikkat çekici bir değişim söz konusu. Z, Y ve X kuşaklarında erkeklerin kendilerinden daha eğitimli kadınlarla birlikte olma olasılığı kadınların kendilerinden daha eğitimli erkeklerle birlikte olma olasılığından daha yüksek. Bunda eğitim dengesinin değişmesinin de payı var. Avustralya'da 35 yaşın altındaki her dört üniversite mezunu kadına karşılık yalnızca üç üniversite mezunu erkek bulunuyor.
İnanç konusunda da kuşaklar ilerledikçe sınırlar esniyor. Avustralya dışında doğan birinci kuşak göçmenlerin yüzde 77'si kendi inanç grubundan biriyle birlikteyken, bu oran ikinci kuşakta yüzde 65'e, sonraki kuşaklarda yüzde 62'ye düşüyor.
KİMİNLE EVLENDİĞİMİZ SADECE BİZİ İLGİLENDİRMİYOR
Partner seçimindeki bu benzerliğin etkileri yalnızca ilişkilerle sınırlı değil. Araştırmacılar, benzer eğitim ve sosyoekonomik koşullara sahip insanların birbirleriyle eşleşmesinin toplumdaki ekonomik ve sınıfsal farklılıkların daha belirgin hale gelmesinde rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.
Genetik açıdan ise belirli özelliklere sahip kişilerin birbirleriyle eşleşmesi, bu özelliklerin sonraki kuşaklarda görülme biçimini etkileyebiliyor.
Bu nedenle araştırmacılar için kiminle ilişki kurduğumuz yalnızca kişisel bir tercih değil; toplumların nasıl şekillendiğini anlamak açısından da önemli bir konu.
PEKİ “ZIT KUTUPLAR BİRBİRİNİ ÇEKER” SÖZÜNE NE OLDU?
Milyonlarca çiftin verileri, insanların kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum, birbirinden farklı insanların mutlu ilişkiler kuramayacağı anlamına gelmiyor.
ABC'nin proje kapsamında okuyuculardan topladığı 500'den fazla ilişki hikayesinde iki temel unsur öne çıktı. Bunlardan ilki ortak değerlerdi. Hobileri ve karakterleri birbirinden oldukça farklı çiftler bile para, yaşam tarzı, sevgi, sağlık ve ilişkiye bakış gibi temel konularda ortak bir zeminde buluşabiliyordu. İkinci tema ise küçük farklılıkları olduğu gibi kabul edebilmekti.
Bu nedenle verilerin anlattığı hikaye “zıt kutuplar birbirini çekmez” kadar basit değil. İnsanlar pek çok açıdan kendilerine benzeyen kişilerle eşleşme eğiliminde olsa da genç kuşaklarda farklılıklara doğru bir açılma görülüyor.
Belki de kiminle evleneceğimizi anlamak için aynaya bakmak iyi bir başlangıç. Ancak uzun bir ilişkiyi yalnızca aynadaki benzerlikler değil, farklılıklarla nasıl yaşadığımız da belirliyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:97
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Ağustos 2026 07:20 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















