İsrail, ABD ile birlikte İran’ı zayıflatmaya çalışırken savaş sonrası Türkiye’nin güçlenmesinden korkmaya başladı İhsan Aktaş
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Anadolu’da bir atasözü vardır: “Korkunun ecele faydası yoktur.” İsrail ne kadar korkarsa korksun, Türkiye güçlenmeye devam edecektir.
Dünyada olası bir savaşa karşı kitlesel tepki İsrail’in Gazze’deki soykırımı ile başladı, sekiz milyarlık dünya nüfusuna karşılık gelen bir duyarlılık oluştu. İsrail’in uyguladığı politikalara karşı insanlar sokaklara çıkarak ciddi bir karşıtlık ortaya koydu. Amerika Birleşik Devletlerinin içine düştüğü bu savaş süreci, kitlesel tepkiyle karşılaştı ve ne ABD’de ne de müttefik ülkelerde beklenen kamuoyu desteği tam anlamıyla oluşturulamadı.
Amerika Birleşik Devletlerinin hukuksuzluk serüveni aslında Birinci Körfez Savaşı ile başladı. Soğuk Savaş döneminde bir ülke başka bir ülkeye savaş açacağı zaman bir meşruiyet zeminine dayanmak zorundaydı. Oysa 1. Körfez Savaşında ABD, “Menfaatim varsa müdahale ederim, kimseyi ikna etmek zorunda değilim” anlayışını ortaya koydu.
Buna rağmen, George H. W. Bush döneminde Irak Savaşı’na giderken kamuoyu desteği yaklaşık %66 civarındaydı. Ayrıca savaş için Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden de kararlar alınmıştı.
İsrail ise bir devlet olarak kendisini uluslararası hukukla veya ahlaki ilkelerle sınırlamayan bir model ortaya koydu. Gazze’de, dünyanın gözü önünde, seçerek ve bilerek on binlerce sivilin hayatına kasteden bir politika izledi. Bu süreç, Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde de soykırım suçlamalarına kadar uzanan bir tartışmayı beraberinde getirdi.
İsrail’in tek başına sergilediği bu hukuksuzluk modeli, insanlık için ciddi bir tehdit olmakla birlikte sınırlı kalabilirdi. Ancak aynı yaklaşımın ABD tarafından da benimsenmesi, çok daha tehlikeli bir tablo ortaya çıkardı. Nitekim İran’a yönelik saldırılarda uluslararası hukukun hiçe sayıldığı görülmektedir.
Bu savaş, dünyada önemli kırılmalara yol açtı. Öncelikle ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerde ciddi bir mesafe oluştu. Donald Trump döneminden itibaren Avrupa ülkelerine yönelik küçümseyici yaklaşım, bu ayrışmayı daha da derinleştirdi.
Benzer şekilde, ABD ile NATO arasında da önemli çatlaklar oluştu. Oysa NATO, büyük ölçüde ABD öncülüğünde kurulmuş bir güvenlik mimarisiydi.
Bu savaşta derin etkiyi ve yıkımı Körfez ülkeleri yaşadı. Yaklaşık 50 yıldır ABD’nin kurduğu petro-dolar sistemi ve sağladığı güvenlik şemsiyesi, bu ülkelerin ekonomik ve finansal istikrarının temelini oluşturuyordu. Trilyon dolarlık savunma harcamaları da bu sistemin bir parçasıydı.
Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sırasında ortaya çıkan tablo, ABD’nin Körfez ülkelerini özellikle Suudi Arabistan gibi kritik aktörleri koruma kapasitesinin olmadığı ortaya çıktı.
Bu durum, savaş sonrasında dünyada çok kutuplu bir düzen arayışını hızlandıracaktır. İsrail ise uluslararası alanda giderek daha sert, ölçüsüz ve sınırları zorlayan bir dil kullanmaya başladı. Sürekli sivillerin hayatını hedef alan operasyonlar Batı Şeria’da ve Lübnan’da insanlık dışı uygulamalarına devam ediyor.
Öte yandan İran savaşı şunu da gösterdi: ABD ve İsrail’in gücü sınırsız değil. Aynı şekilde, İran’ın kapasitesi de İsrail’in hesap ettiği kadar sınırlı değilmiş.
İsrail açısından en önemli kaygılardan biri ise Türkiye’nin bu süreçten güçlenerek çıkma ihtimali. Türkiye, uluslararası hukuk, adalet ve hakkaniyet vurgusuyla farklı bir pozisyon alıyor; geleceğini savaş üzerinden değil, barış ve diplomasi üzerinden inşa etmeye çalışıyor.
Nitekim birkaç hafta öncesine kadar Türkiye’ye yönelik sert tehditler savuran bazı İsrailli analistler ve düşünce kuruluşları, artık Türkiye’nin bu süreçten beklenenden daha güçlü çıkabileceğini dile getirmeye başladı.
Türkiye ile Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yakınlaşma da İsrail açısından ayrı bir endişe kaynağı. İsrail’in, Körfez ülkelerini savaşa dahil etme çabaları ve aynı anda Suriye ile Lübnan üzerinde yürüttüğü politikalar, fırsat bulduğunda daha geniş bir bölgesel müdahale tehdidi taşıdığını bütün Araplar biliyor.
Bu noktada Körfez ülkeleri kendilerine şu soruyu sormaya başlamış olabilir: “Bizim için asıl tehdit kim?” İran mı, yoksa İsrail mi? Kanaatimce, birçok Körfez ülkesi İsrail’in oluşturduğu tehdidi artık daha derinden hissetmektedir.
Sonuç olarak Türkiye, bölgesel bir güçtür ve her geçen gün uluslararası hukuk temelli duruşuyla etkisini artırmaktadır. Savaşan taraflar arasında denge gözeten yaklaşımıyla, sadece devletler düzeyinde değil, 1,5 milyar Müslüman ve gadre uğramış milletler üzerinde etkili bir aktör hâline gelmektedir. Bu yönüyle Türkiye’nin zamanla bölgesel gücün ötesine geçerek küresel etki üreten bir ülkeye dönüşmesi mümkündür.
Bu nedenle İsrail’in Türkiye’den korkması yerinde bir korkudur. Korkmaya devam etsinler.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:120
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Nisan 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















