İran’ın gizli ‘abluka’ planı! Alternatif hamleleri ne? ‘Rejimin ayakta kalmasını sağlayabilir ama…’
Hurriyet sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı izlediği yeni strateji, küresel dengeleri sarsabilecek bir hamle olarak uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu. Washington yönetiminin Hürmüz Boğazı ve İran limanlarına yönelik abluka kararı, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi değil, aynı zamanda dünya ekonomisini de doğrudan etkileyen çok boyutlu bir kriz haline geldi.
TRUMP’IN YENİ STRATEJİSİ: deniz ablukası
Başkan Trump, İran’ın savaş sahasında geri adım atacağını ve ardından müzakere masasında taviz vereceğini öngörüyordu. Ancak bu beklentilerin karşılık bulmaması üzerine Washington yönetimi yeni bir stratejiye yöneldi: deniz ablukası.
ABD yönetimine göre, İran’ın petrol ihracatını ve deniz ticaretini hedef alan bu hamle, Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak rejimi müzakereye zorlayabilir. Trump’ın hesaplamalarına göre, özellikle Hürmüz Boğazı’nda uygulanacak ‘çifte abluka’, tarafların doğrudan savaşa girmeden bir çıkış yolu bulmasını sağlayabilir. Ancak sahadaki gerçeklik, bu stratejinin sonuçlarının öngörüldüğü kadar net olmadığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu çatışmada kazananı belirlemek zor, ancak kaybedenlerin sayısı giderek artıyor.
ABD Deniz Kuvvetleri’nin 2022 tarihli Deniz Harekât Hukuku El Kitabı, ablukayı “Düşman bir devlete ait, düşman bir devlet tarafından işgal edilen ya da kontrolü altında bulunan belirli limanlara, havaalanlarına veya kıyı bölgelerine, tüm devletlere ait düşman veya tarafsız gemilerin ve/veya hava araçlarının girişi ya da çıkışını engellemeye yönelik savaşçı bir operasyon” olarak tanımlıyor.
KİM DAHA UZUN DAYANACAK?
ABD ve İran arasındaki mevcut denklem, klasik bir askeri çatışmadan çok bir ‘dayanıklılık savaşı’ olarak tanımlanıyor. İki taraf da doğrudan savaştan kaçınırken, ekonomik ve stratejik baskı üzerinden birbirini yıpratmaya çalışıyor. Bu noktada temel soru şu: Hangi taraf daha uzun süre dayanabilir?
En önemlisi ise İran yönetimi uzun süreli baskıya dayanabileceğini söylüyor; ancak enerji ihracatının ciddi şekilde kısıtlandığı ve sanayi altyapısının zarar gördüğü bir tabloda, bu “dayanıklılık stratejisi” ekonomik olarak sürdürülebilir mi, yoksa bu yaklaşım İran açısından iç istikrarı riske atan bir kumar mı?
Bu soruma İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılardan Rahim Farzam, “İran’ın uzun süredir uyguladığı ‘direniş ekonomisi’ teorik olarak dış şoklara adaptasyonu, iç üretimin artırılmasını ve dışa bağımlılığın azaltılmasını hedefliyor. Literatürde bu modelin belirli ölçüde işe yaradığına dair bulgular var. İran, ağır yaptırımlara rağmen devlet kapasitesini tamamen kaybetmedi, temel kamu hizmetlerini sürdürdü ve özellikle enerji, savunma ve bazı sanayi kollarında üretim kabiliyetini korudu” cevabını verdi ve şöyle devam etti:
“Ancak bu dayanıklılık, büyük ölçüde ‘düşük büyüme-yüksek enflasyon-gelir erozyonu’ üçgeni üzerinden sağlanıyor. Yani sistem çökmüyor ama refah ciddi şekilde geriliyor. Enerji ihracatının ciddi biçimde kısıtlanması ve sanayi altyapısının hedef alınması ise bu modelin en kritik iki dayanağını zorluyor: döviz girişi ve üretim kapasitesi.”
‘REJİMİN AYAKTA KALMASINI SAĞLAYABİLİR AMA…’
Birçok analizde bu stratejinin ‘sürdürülebilir ama maliyetli’ olarak tanımlandığının altını çizen Rahim Farzam, “Kısa vadede rejimin ayakta kalmasını sağlayabilir; ancak orta-uzun vadede toplumsal maliyetler (enflasyon, işsizlik, gelir eşitsizliği) iç istikrarı aşındırabilir. Özellikle şehirli orta sınıfın erimesi ve genç nüfustaki beklenti krizinin derinleşmesi, siyasi risk üretme potansiyeline sahip. Dolayısıyla bu yaklaşım tamamen irrasyonel bir kumar değil; fakat yüksek riskli bir denge siyaseti. Rejim, ekonomik rasyonaliteden ziyade ‘siyasi hayatta kalma’ önceliğiyle hareket ediyor ve bu da ekonomik sürdürülebilirliği ikinci plana itiyor” şeklinde konuştu.
ULUSLARARASI TEPKİLER: ‘HİÇBİR ANLAMI YOK’
Trump’ın abluka kararı uluslararası arenada da ciddi eleştirilere yol açtı. Örneğin İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, yaptığı açıklamada bu stratejinin “hiçbir anlamı olmadığını” belirterek, savaşın başından bu yana yaşanan gelişmelerin rasyonel bir zeminden uzaklaştığını savundu. İspanya dışında birçok ülke, krizin diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini vurgularken, askeri ve ekonomik baskının durumu daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Ablukanın hedefinde, zaten kırılgan bir yapıya sahip olan İran ekonomisi bulunuyor. İran, savaş öncesinde de yaptırımlar ve ekonomik sorunlarla mücadele ediyordu. ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği saldırılar ise ülkenin askeri altyapısının yanı sıra sanayi kapasitesine de ciddi zarar verdi.
Özellikle çelik ve petrokimya sektörleri büyük ölçüde tahrip olurken, yaklaşık 200 bin kişiye istihdam sağlayan sanayi kolları felç olmuş durumda. Trump yönetimi, İran ekonomisinin temel taşı olan enerji sektörünü hedef alarak Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlıyor. Enerji sektörü, ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyor.
Yine de İran, kısa vadede ekonomik acı çekse de uzun vadede küresel ekonominin ve ABD’nin daha fazla zarar göreceğine inanıyor. Bir de İran, kara sınırları üzerinden yaptığı ihracatla kısmi bir rahatlama sağlamayı sürdürüyor yorumları bulunuyor.
TÜM BUNLARA RAĞMEN İRAN’IN STRATEJİSİ TAM OLARAK NE?
İran’ın ‘biz dayanırız, karşı taraf daha fazla maliyet öder’ yaklaşımı, aslında klasik bir ‘maliyet yükleme’ stratejisine dayandığını vurgulayan, Rahim Farzam, “Hürmüz Boğazı gibi kritik geçitler üzerinden yürütülen krizlerin küresel fiyatları yükselttiği ve özellikle enerji ithalatçısı ülkeleri zorladığı biliniyor. Bu açıdan İran’ın küresel maliyeti artırma çabaları şu ana kadar Tahran açısından sonuç vermiş durumda. Ancak bu stratejinin bir sınırı var: İran enerji gelirine çok daha bağımlı. Ayrıca İran’ın bu politikası uzun vadede uluslararası toplumu karşısında almasıyla sonuçlanabilir” dedi.
Yine de İran’ın tamamen sıkışmış olmadığına dikkat çeken Farzam, çok önemli bilgilerin altını çizdi:
-- Literatürde sıkça vurgulanan alternatifler arasında kara ticaret hatlarının genişletilmesi (özellikle Irak, Türkiye, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya üzerinden), ‘gölge filo’ ile petrol ihracatı, yerel para birimleriyle ticaret, Çin ve Hindistan gibi aktörlerle dolaylı enerji akışları ve bölgesel ticaret bloklarına entegrasyon yer alıyor.
-- Ayrıca enerji dışı ihracatın artırılması ve kaçak/yarı-resmi ticaret ağlarının kullanılması da önemli. Ancak bu alternatifler, kaybedilen resmî petrol gelirinin yerini tam olarak dolduramaz; daha çok nefes aldırıcı mekanizmalar olarak işlev görür.
İRAN VE ABD BU KRİZE DAYANACAK KAPASİTEYE SAHİP OLABİLİR AMA DİĞER ÜLKELER İÇİN RİSK BÜYÜK
Pek çok uzmana göre de İran, bu sürece hazırlıksız değil. Örneğin The Telegraph’ta yer alan haberde King’s College London Orta Doğu uzmanı Andreas Krieg, Tahran’ın abluka öncesinde önemli miktarda petrolü tankerlere yükleyerek uluslararası sulara gönderdiğini belirtti. Krieg’e göre İran, kısa vadede ekonomik acı çekse de uzun vadede küresel ekonominin ve ABD’nin daha fazla zarar göreceğine inanıyor. Ayrıca İran, kara sınırları üzerinden yaptığı ihracatla kısmi bir rahatlama sağlamayı sürdürüyor.
ABD ve İran bu krize dayanabilecek kapasiteye sahip olabilir. Ancak dünyanın geri kalanı için durum çok daha zor. Körfez ülkeleri büyük bir ekonomik şok yaşıyor. Turizm sektörü çökerken, yatırımlar durma noktasına geldi. İhracatın büyük ölçüde kesintiye uğradığı bölgede, ekonomistlere göre yaşanan kriz, Covid-19 döneminden bile daha ağır sonuçlar doğurabilir. Danışmanlık şirketi Capital Economics, özellikle Katar ekonomisinin bu yıl yüzde 13 küçülebileceğini öngörüyor.
Asya’da fabrikalar enerji tasarrufu için üretimi azaltırken, Afrika’nın bazı bölgelerinde yakıt karneyle dağıtılıyor. Avrupa’da ise jet yakıtı sıkıntısı nedeniyle hava trafiğinde ciddi aksama riski bulunuyor.
'YENİDEN KARŞI KARŞIYA GELME İHTİMALLERİ YÜKSEK'
“Müzakere sürecinin kırılganlığı dikkate alındığında, tarafların yeniden karşı karşıya gelme ihtimali oldukça gerçekçi” diyen Rahim Farzam, şu öngörülerde bulundu:
-- Özellikle taleplerin örtüşmemesi, yaptırımların kaldırılması ve güvenlik garantileri gibi temel başlıklarda uzlaşma sağlanamaması durumunda, çatışmanın yeniden başlaması ve bu kez daha hızlı tırmanması mümkün. Çünkü önceki aşamada oluşan askeri angajman eşiği artık düşmüş durumda. Taraflar birbirlerini doğrudan hedef almanın siyasi ve askeri maliyetini test etti. Bu da yeni bir kriz anında daha hızlı ve daha sert karşılıkların verilmesini muhtemel hale getiriyor. Dolayısıyla bir sonraki tur, önceki gibi ‘sınırlı ve kontrollü’ kalmayabilir; daha kısa sürede daha geniş bir çatışmaya evrilebilir.
-- Bununla birlikte İran’ın sahadaki performansı, bu denklemi daha da karmaşık hale getiriyor. İran, ağır kayıplar vermesine rağmen tamamen etkisizleşmediğini, aksine misilleme kapasitesini koruyabildiğini gösterdi. Füze ve İHA kabiliyetleri, ayrıca bölgesel ağları üzerinden yarattığı baskı, ABD açısından çatışmanın maliyetini yükselten bir faktör olmaya devam ediyor. Bu durum İran’a bir tür ‘tırmandırma kapasitesi’ sağlıyor. Ancak bu kapasite, tam ölçekli bir savaşı kazanma gücünden ziyade, çatışmayı genişletme ve derinleştirme potansiyeline dayanıyor. Yani İran, savaşı başlatabilecek veya büyütebilecek araçlara sahip; fakat uzun süreli, yüksek yoğunluklu bir konvansiyonel çatışmayı sürdürebilecek durumda değil.
ABD’NİN ASKERİ KAPASİTESİ ABLUKAYI SÜRDÜREBİLİR Mİ?
Çoğu analiste göre ABD’nin askeri kapasitesi, ablukayı sürdürebilecek güçte. Bölgede çok sayıda savaş gemisi konuşlandırılmış durumda ve USS Abraham Lincoln uçak gemisi de operasyonlara destek veriyor. Ancak riskler oldukça yüksek. İran’ın insansız hava araçları ve füze sistemleri, ABD donanması için ciddi tehdit oluşturuyor. Körfez’in dar coğrafyası, savunma süresini de kısıtlıyor. İran’ın ayrıca Yemen’deki müttefikleri üzerinden Babülmendep Boğazı’nda ikinci bir cephe açma ihtimali bulunuyor. Bu durum, ABD’nin askeri kapasitesini zorlayabilir.
ABLUKANIN EN KRİTİK BOYUTLARINDAN BİRİ İSE ÇİN’İN TUTUMU
Basra Körfezi’nde çok sayıda ticari gemisi bulunan Pekin yönetimi, ablukayı açık şekilde eleştirdi. Çin’in doğrudan çatışmaya girmek istemediği düşünülse de olası bir gerilim ABD’yi zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir.
“İran’ın stratejik hesaplamasında Çin önemli bir yer tutuyor. Özellikle Kuşak Yol Projesi çerçevesinde İran’ın jeoekonomik konumu (enerji, transit yolları, Orta Doğu–Orta Asya bağlantısı) Pekin için değerli” diyen Rahim Farzam, “Bu nedenle bazı analizlerde İran’ın krizi ABD-Çin rekabetine entegre etmeye çalıştığı ve böylece stratejik yalnızlığını kırmayı hedeflediği belirtiliyor. Çin’in İran’dan enerji ithalatını sürdürmesi ve yaptırımları kısmen baypas eden ticaret ağlarına dolaylı katkısı da bu görüşü destekliyor” dedi.
Ancak Çin’in yaklaşımının son derece temkinli olduğuna dikkat çeken Farzam, “Pekin, İran’ı tamamen kaybetmek istemediği gibi ABD ile doğrudan bir kriz başlığına dönüştürmekten de kaçınıyor. Bu nedenle Çin’in desteği sınırlı ve pragmatik’ kalıyor. Ekonomik iş birliği var ama askeri veya açık siyasi destek yok. Bu durum İran’ın beklentilerini kısıtlayan bir faktör. Yani Çin İran için bir ‘hayat hattı’ ama bir ‘güvenlik garantörü’ değil. Bu da İran’ın stratejisinde tek bir büyük güce yaslanmak yerine çok yönlü ve esnek bir denge arayışını zorunlu kılıyor” şeklinde konuştu.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:39
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 15 Nisan 2026 07:01 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















