İran ABD: Türkiye İsrail finaline doğru… Nedret Ersanel
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
4 Şubat’ta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında hayli uzun bir video-konferans gerçekleşti. İki büyük ülkenin ilişkilerine dair önemli satırların ayrıca değerlendirilmesi gerekir ama İran da konuşuldu…
Sonra.. Aynı gün, takiben.. ABD Başkanı Donald Trump ile yine Çin lideri Xi Jinping arasında bir özel görüşme daha yapıldı…
Üç ülkenin medya organları gerçekleşen buluşmaları “düz” gördü. ‘Konuştular, şu birkaç konu masaya getirildi’ dendi. Bu kadar…
Süper üçgen arasındaki hızlı turun, dün Umman’da ABD-İran direkt ya da dolaylı görüşme anına etkisini düşünmemiz gerekiyor. Hatta Umman müzakereleri sürerken, Pekin’de Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı ve İranlı mevkidaşı gelişmeleri beraber izliyordu…
***
Bizzat ABD Başkanı ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun İran üzerine kamuoyuna açık söylemleri keskinliğini koruyor. Ama içeride aynı ton mevcut mu?
ABD Kongresi’nde senatörlerin İran gerilimi üzerine sorularını yanıtlarken Rubio, “Bence Venezuela’da izlediğimiz yoldan daha karmaşık bir durum var. Uzun süredir iktidarda olan bir rejimden bahsediyoruz. Haliyle, çatışma gibi bir durum ortaya çıkarsa, çok dikkatli düşünmek gerekecek”…
Şunu kabul etmek gerekiyor; İsrail ve ABD’deki Yahudi lobisinin, ocak ayı başından itibaren Trump’ı, “yarım kalan işin bitirilmesi” konusunda ikna etmeye hayli yaklaştığı söylenebilir. Ankara’nın İran krizinin sorumlusu, arkasındaki isim olarak daha çok İsrail’i gördüğünü de biliyoruz. ABD’nin İran’ın üzerine sürülmesi aklı İsrail’in ama tercümesini de unutmayalım; İsrail’in kendi başına bunu yapma gücü kesinlikle yok!..
Fakat bugün, Beyaz Saray İran rejimini devirmek seviyesinde adım atacaksa söylemlerinden farklı düşündüğü hissediliyor. İran’ı füzelerle, uçaklarla vurmak ayrı bahis ve zaten genel kanaat bunun pek işe yaramayacağında mutabık. Hasılı, ABD’nin, rejimin nasıl değiştirilebileceği konusunda fikri var mı, kafası net mi çok şüpheli…
Sonuç olarak İran, ABD’yi kendi istediği mekâna oturtmayı ve baş başa kalmayı başardı. İçeriği-şu an bilemiyoruz ama-bir de müzakereleri “tek konuya”, yani nükleer dosyaya indirebildiyse Tahran’ı başarılı sayabiliriz. Biz ne kadar ‘İstanbul’da olmadı’ diye hayıflanırsak hayıflanalım, Tahran ABD’yi, şu an için ve tek kare üzerinden söylüyorum, “oynatmayı” başardı…
Siz İran’ın yerinde olsanız, yarım düzine ve bir şekilde İran’la ihtilafları bulunan ülkelerle çevrelendiğiniz, hele Türkiye’nin öne çıktığı, ABD’nin de karşınızda durduğu masaya oturur muydunuz?
***
Müzakere sürecine geçilmiş olması gerginliğin kontrolü ve azaltılması olasılığını artırmış olabilir. Ama havanın birkaç saat içinde bozabildiğini hatta sonra yeniden açtığını çarşamba gecesi gördük. Kritik nokta burası değil zaten; Başkan Trump, Amerika’ya zor bir durumu soktu. Makûl ve stratejik hedefler belirleyip, sabitleyemiyor. Sık rota değiştiriyor, bu da onu köşeye/açmaza doğru sıkıştırıyor…
İran’ın sularına devasa bir armada yerleştirip, geri sayım başlatıp, temel ve küresel politikanız “uzun ve yayılma potansiyeli barındıran savaşlardan kaçınma”yı aynı anda yürütemezsiniz. Çünkü İran, beğenin beğenmeyin savaşı yayma, sağa sola sıçratma kabiliyetine sahip…
ABD bundan korkacak değil ama daha büyük bir “öcü” bulunuyor. Ne yazık ki, karanlıktan Trump’a bakan bu kâbus bizdeki tartışmalarda tali/ikincil bulunuyor. Oysa, Trump Amerikası için bundan daha önemli herhangi konu yok…
O, Amerikan iç politikasıdır…
İran, Trump’ın kendi seçmen kitlesinin ana damarı olan akımların İsrail’in dediklerinin yapılmaması konusundaki katı duruşlarını okuyor ve bunları yaklaşan ara seçim dinamiklerinin üzerine oturtuyor.
Amerikan Kongresi’nin iki kanadında, Temsilciler Meclisi ve Senato’nun Demokratlar’a geçmesi ihtimali büyük baskı yaratıyor Washington’un üzerinde. Trump bunu göze alamaz. Şunu da yazabiliriz; “dünyadaki müttefikleri” de…
***
Çin ve Rusya’nın duruşuna dönersek; İran, her iki ülkeden kendilerini kurtaracak askeri adım zaten beklemiyor. Gerçekçi de olmaz. Mevcut jeopolitik bunu karşılamaz. Bu anlamıyla yalnızlar. Ama siyaseten değil! Bunu da doğru çözümlememiz lazım; belki bir takım askeri yardımlar şu ana kadar yapılmış olabilir, onları saymayalım, ama Moskova ve/veya Pekin’in ortaya fiilen gövde koymayacak olmaları, saldırının siyasi sonuçlarını ABD’ye göstermedikleri anlamına gelmez…
Eğer ABD ve İsrail, Tahran’da rejim değişikliğine varsın varmasın, İran’ı yıkacak denli bir atak geliştirirlerse, yani, Batı’ya uzanmış son Doğu kalesi sarsılırsa, bunun Ukrayna’da, Pasifik’te, Tayvan sorununun çözülmesinde, Batı Asya’da, Pakistan-Afganistan’da bir seri huzursuzlukları/karşılıkları olacaktır. Herhalde bu Trump’ın istediği son şeydir…
Bu satırlar yazılırken Umman’da müzakerelerden önce müzakerelerin şekil şartları üzerine “dolaylı/aracılı” görüşmeler yürütülüyordu. Umman diplomatları iki ülke heyetleri arasında gidip-geliyordu. Esasında bu dahi, kimin ayak sürüdüğü yani daha rahat hissettiği konusunda fikir vermeli. Ama sahada Amerikan askeri varlığı artmaya devam ediyor…
Müzakereler çökerse?
“Trump kendini zora soktu” dediğimiz o…
***
Pek kısaca Türkiye açısından da bakalım…
İran düşerse, bir sürü tatsız risk yükselecek ama Türkiye-İsrail de ring de kalacaklar! Amerika bu olasılıktan nefret ediyor. Çünkü o son tahlilde Ankara-Tel Aviv yakınlaşması istiyor. İsrail de gayet rahat yazabiliriz, korkuyor. Ankara bölgede buna göre hamle yapıyor. Son Arabistan ve Mısır ziyaretleri dahildir. İsrail hakkınca karşılık veremiyor. ‘İran’ın kalması mı gitmesi mi bu finale hizmet edebilir’ sorusu meşrudur…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:40
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Şubat 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















