İlber Hoca anısına
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
19 OCAK 2025... KÜLTÜR VE TURİZM MİRASIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ
İSTANBUL Arkeoloji Müzeleri, tarihsel süreç bakımından dünyadaki ünlü müzelerden geri kalmış bir kurum değildir. 1840’lı yıllardan itibaren İstanbul, eyaletlerdeki eski eserleri tespit etmeye, dönemin teknik kısıtlamalarına (fotoğraf ve gravürün henüz gelişmemiş olmasına) rağmen, bu eserleri resmedip arşivlemeye özen göstermiştir. Fethi Ahmet Paşa, Aya İrini Kilisesi’ni yalnızca askerî sancakların ve silahların saklandığı bir depo olmaktan çıkararak, arkeolojik malzeme toplamaya başlamıştır.
Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak bilinen külliye üç ana bölüme ayrılmaktadır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin daha geniş bir alana yayılması şarttır. Bu geniş alan Sultanahmet Meydanı’ndaki eski Tapu ve Kadastro, yani Defter-i Hâkânî binasında sağlanabilir. Ancak şu an bu bina, yetersiz bir düzenlemeyle fakir bir Ayasofya Müzesi tarzında ziyarete açılmıştır. Bir diğer potansiyel alan ise Yedikule surları civarındaki bölgedir. Bu alan, şehrin tarihi güzelliğini ve pitoresk görünümünü bozan yapılaşmalarla doludur. Ayrıca, tıpkı Arkeoloji Müzeleri’ne eklenen bölüm gibi, Bizans dönemine ait alttaki katmanları da tahrip etmektedir. Söz konusu bölge, havagazı tesislerinin alanıdır. Buradaki gereksiz ve kaçak yapılar istimlak edilerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne tahsis edilmelidir.
SURİÇİ SİT ALANI YAPILMALIDIR
İstanbul’u yönetmek kolay bir iş değildir. Ancak, öncelikle Konstantin’in (4. yüzyıl) ve ardından Theodosius’un (5. yüzyılda) ilave ettiği bugünkü surların içinde kalan İstanbul, Osmanlı’nın Dersaadet’i ve arkeoloji dünyasının “Suriçi (intramuros)” olarak adlandırdığı bölge, mevcut İstanbul’un yalnızca yirmide biri kadardır. Bu bölge, her türlü tahrip edici, hoyratça ve vandallığa varan müdahalelerin dışında tutulmalıdır. Bu alan, büyük bir özenle sit alanı olarak muhafaza edilmelidir.
19 MAYIS 2024... HER ŞEYİN BAŞI MAARİF
VAROŞ ve kasaba çılgınları, doktorları, hemşireleri ve sağlık çalışanlarını sopalı saldırı ve hatta silah zoruyla sindirdikten sonra öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına da yöneldiler.
Öğretmenlere yönelik saldırılarda bu grup kadar bir de memleketimizin âdetlerini benimsememekte ısrarlı olan Suriyelilerin ve bazı Iraklıların da payı var. Özel okulların yapısı ise hat safhadadır. “Müşteri velinimetimiz” lafının dozunu çarşıdaki esnaftan daha fazla kaçırıyorlar. Özel okul öğretmenleri velilerin devamlı tacizi ve cahilane müdahalelerini dinlemek zorunda kalıyor. Müdürler ise “müşteri her daim haklıdır” düsturuyla hareket ediyor. Çoluk çocuk takımı da bu havayı hissettiği için edepsizliğe ve şımarıklığa sürükleniyor.
Bizim millet eğitimde demokrasiyi, şamata ve küstahlık olarak anlar. Saygı göstermeyi bilmezken saygı bekler. Bunlardan dolayı bizde Batı okullarındaki havayı bulamazsınız. Doktoruna, hemşiresine, sağlık çalışanlarına saygı duymayan bir toplumun sağlıklı yaşaması mümkün değildir. Sağlıkta gereken mevzuat değiştirilmedi; bakalım eğitim alanında neler yapacaklar.
Evvelen bu özel okulların kontrol altına alınması, çok şubeli şirketler hâlinden çıkarılmaları, eğitim personelinin okul sahipleri ve velilerle ilişkilerinin ayarlanması gerekir. Buluğ çağındaki çocukların hayatının izansız ve mantıksız bir çağda geçtiğini gözlüyoruz. Bunun üzerine de çocuklar bütün hayatları boyunca düzeltmeyecekleri kaba bir hitap, üslûb ediniyor.
Düzgün bir millî eğitim örgütlenmesinin sanıldığından daha kısa bir zamanda nesillerin hayatını değiştirdiğini gözlerinizle izleyebilirsiniz. Fakat bu eğitim düzeni ve politikası toplumumuzun edep anlayışında, zekâsını ve yetenekleri değerlendirme alanında ve toplumun iktisadi ve kültürel hayatını yoluna koymasında en büyük engeli oluşturuyor. Mustafa Necati ekolüne mensup eğitimcilerin bir sloganı vardı; “Efendim her şeyin başı maarif” derlerdi. Çok da doğrudur. Yaşayan Türkiye 50 senedir içine girdiği laubalilik ve ucuzluğun bedelini ağır bir şekilde ödemeye başladı.
10 KASIM 2024... TRUMP’IN YENİDEN SEÇİLMESİ
TRUMP yeniden geldi. Modaya uyarsak bu çok şaşırtıcı bir durum. Para konuştu. Paranın yetmediği fakir yerlerde ellişer dolar dağıtırlar ve işi götürürler.
Söylenenlere göre Trump’ın ilk şaşkınlığı geçmiş durumda. “Şimdi artık çılgınlık ve saldırganlık devri geldi” diyorlar. Fakat, bunun dışında bir dünya var; Trump, ister istemez dizginlenecek. Fakat o dünyada da Trump’ı dizginleyemeyecek olanlara da akıldışı davranışlar gösterilir.
‘DÜNYALARI BEN YARATTIM’ DÖNEMİ
Trump’ın “dünyaları ben yarattım” diyeceği bu dönemde önemli devletlerle ilişkisi farklı olacaktır. Büyük devletlere karşı diş geçiremeyebilir. Ancak biz, sanırım yeterince büyük olmaktan ziyade önemli ve hacimli bir ülkeyiz. Meseleleri büyütmekten kaçınmak gerek. Bürokrasimize gelince; bu dönemin diplomatları arasında Batı Avrupa ve ABD ile dengeyi kurabileceklerin sayısı çok azaldı. Mevcutlar arasından iş görebilecek olanlar bir elin parmaklarını geçmez. Bu kadroyu dikkatle kullanmak, onları zedelememek ve çevreyi yarım yamalak insanlarla doldurup işleri aksatmamak önemlidir.
Trump, Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgedeki tüm ülkelerin kendisine biat etmesini kabul ettirir. Böyle bir dünya ve ittifakla çatışmamızın bir anlamı yok; elimizden fazla bir şey gelmez. Ancak bu politikaya belirli bir ustalıkla yaklaşmamız bizim için de faydalı sonuçlar doğurabilir.
ABD’nin gidişatını değiştirmek kimsenin işine gelmez ve bunu değiştiremezler de. Bazı şeylere dikkat etmek lazım. Çinlilerin 200 milyon insanı Sibirya’ya sızdırıp yerleştirmesi gibi bir manzara hayaldir. “Sibirya’nın fauna, flora ve jeolojisini bilin de konuşun,” derler. Sibirya toprakları 200 milyon insanı kaldıramaz.
İkincisi, Amerika ve Rusya tarih boyunca hep beraber olmuştur; ne kadar zıt güçler gibi görünseler de. Çinlilerle, büyük devletlerden hiçbirisi –Avrupa’daki bazı hayalperest ülkeler hariç– gerçek bir ittifak politikası izleyemez. Bu kadar açık.
SON YAZISI... 1 MART 2026 TARİHİ CAMİDE HÜNKÂR SOFRASI!
İSTANBUL Eminönü’nde bulunan Yeni Camii ya da diğer adıyla Valide Sultan Camii Külliyesi’ne “Hünkâr Sofrası” kurulmuş. İçinde çikolatacısı da vaaa... Adı “Hünkâr Kasrı Tatlıcısı” ama ikram edilenler; Americano, kapuçino... Kime sormuşlar da açmışlar? Kim izin vermiş de halkın parasıyla tadilatı yapılan bu yere komedi afişleri asmışlar? Hadi izin verdiniz, bir kontrol eden olmaz mı? Gerçekten buraların sahibi kim oluyor? Bunu bir açıklasanız da öğrensek. Bugüne kadar açıklama izan ve sorumluluğu duyan kurum ve belediye görmedik. Bu rezalete müsaade edenler İstanbul âdetlerine de, zarafetine de en kötüsü tarihi mirasına da yabancı...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:36
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 29 Mart 2026 07:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















