İBB güvenlik görevlisi Çağlar Türkmen in savunması: İnanıyorum ki beraat edeceğim
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart’ta başlatılan operasyonların ardından tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 92’si tutuklu toplam 414 kişinin yargılandığı İBB Davası, Silivri’de 23’ncü gününde görülmeye devam ediyor.
İBB güvenlik görevlisi Çağlar Türkmen, duruşmada savunma yaparken sözlerine “Sayın Başkan, sayın üyeler, sayın savcı; ben Çağlar Türkmen. Henüz gözaltına alınmadan hakkımda gizlilik kararı verilen bir dosyadaki kamera görüntülerinin basın organlarına servis edilerek, günlerce ve hala görüntülerinin manşetlerden, VTR’lerden inmediği koruma görevlisiyim. İsmimi çoğu kimse bilmez. Ancak hakkımda yürütülen algı çalışmaları nedeniyle bu dosyanın en tanınmış simalarından birisi haline getirildim” ifadeleriyle başladı.
“1 Temmuz 1988 doğumluyum. Biri 2,5 yaşında, ismi Melek olan dünya tatlısı bir kız, biri de 11 yaşında ismi Ediz olan çok akıllı, aslan parçası delikanlı bir erkek; iki evladın babasıyım. Baba, gece yarısına kadar otogarda çalışır, evine ekmek getirir. O getirdiği ekmeği anne pişirir ve hep birlikte çocuklarımızla beraber tüketiriz” sözlerini sarf eden Türkmen, “İddianamede yazılanlar ve medyaya servis edilenlerin aksine, benim hayatım bu kadar sıradan ve basittir. Çalışırım, çok çalışırım, işimi layığıyla yaparım, alnımın teriyle kazanırım” dedi.
İBB Davası'nda 23. gün! Haftanın son duruşmasında gözler kritik savunmada
Türkmen, yaptığı savunmada şu ifadelere yer verdi:
“Bu sene ikisinin de doğum gününü burada, Silivri'de olduğum için kutlayamadım. Çocuklarımı kimseye muhtaç etmem, boğazlarından da haram lokma geçirmem. Ama sıradan olmak, risksiz olmak anlamına gelmiyor.”
“İki yaşındaki kızımı, Meleğimi büyürken izleyemedim. Yanında olamamak, gözü arkada kalmak nasıl bir şey bilmezsiniz. 11 yaşındaki oğlumu, Ediz'imi okula götürürken yanında olamadım. Sazından çaldığı ilk türküyü dinleyemedim ve kendim eşlik edemedim. Görüş kabininde bana bağlanmasınlar diye, onları hep bir mesafede durdurdum, ki giderken 'baba sen de gel' diyemesinler diye; bu çok ağır bir şey. Onların, dedesi bile olsa, dedesine muhtaç kalmaları benim çok zoruma giden bir durum.”
“Bunlar çocuklarım Sayın Başkan, sayın üyeler; kızım iki buçuk yaşında, oğlum 11 yaşında ve bir senedir benden yoksunlar. Zorlama iddialarla baba, oğlan, abi, kardeş, şoför, koruma demeden dalga dalga yürütülen operasyonların ikincisine dahil edilip, gözaltına alındım ve 355 gündür de tutukluyum. 355 günün sonunda sizin karşınızdayım savunmamı yapmak üzere. Uzunca bir soruşturma süreci geçti ama inanıyorum ki bu soruşturmanın sonunda beraat edeceğim.”
“OĞLUM AKRAN ZORBALIĞINA UĞRADI”“Hakkımda verilen henüz bir karar olmamasına rağmen, lekelenme hakkım ve masumiyet karinem, soruşturmanın gizliliği ihlal edilip görüntülerim medyada günlerce ve aylarca boy boy servis edildi. 11 yaşındaki oğlum, okulda arkadaşlarının akran zorbalığına uğrayarak 'senin baban bu mu?' diyerek sürekli eleştiri altında kalmıştır. Bu yüzden oğlumun medyadaki yalan haberler yüzünden psikolojik olarak sorunlar yaşamıştır. Bu baskılar yüzünden oğlumun bu durumu beni burada bayağı etkilediğinden dolayı, bu çocuğun suçunun ne olduğunu çok düşündüm. Oğluma ve çocuklarıma yapılanlar reva mıdır diye kendime çok sordum ama sorunun cevabını bulamadım Sayın Başkanım. Bu davanın sonucu ne olmuş olursa olsun, oğluma söylenen bu sözler, bana verilecek cezadan daha ağır olacaktır; bunu bilmenizi isterim.”
“26 Nisan sabahının köründe mali şube polisleri tarafından gözaltına alınıp hakkımdaki suçlamaları gözaltına alınırken öğrenmedim maalesef. Ben, şahsıma yöneltilen suçları medyadan, gazetelerden ve basın yayın organlarından öğrenmek zorunda kaldım. Gözaltına alınma gerekçelerini de söyleyeyim: 'Suç örgütü kurmak, kurulan örgüte üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık' Sayın Başkanım, kimse gelip bana 'Bizim şöyle bir örgütümüz var, kendileri bize yardım ettiler' demedi; ben de kimseye gidip de 'Sizin şöyle bir hukukunuz var' diye ortada öyle bir vakit olduğunu söylemedim”
“Bir Belediye Başkanı var, bir Büyükşehir Belediye Başkanı var ve onu koruyan bizler varız program ekibi olarak. Biz; sade, sıradan koruma görevlisiyiz. Görevimizi en iyi şekilde ifa ettik. Tek bir görevimiz vardı. Dolayısıyla Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sayın Ekrem İmamoğlu’nun bu konuda... Bu sebeple Sayın Başkanım; “hangi örgüt, ne rüşveti, ne irtikap, hangi fesat, hangi intikam, ne demek nitelikli dolandırıcılık?” diye çok sordum kendime. Benim bu suçlamalara konu eylemlere dahil olabilme ihtimalim de yok. 'Tek düğme yanlış iliklenirse gerisi de yanlış gelir' der atalarımız. Sayın Başkanım, bu dosyadaki ilk düğme yanlış iliklendi.”
“UMUTSUZ DEĞİLİM, SADECE ÖFKELİYİM”“İlk düğmenin neden yanlış iliklendiğini de kısaca size anlatmak istiyorum. Hukuk devletinde şüpheli hakkında gizli bir şekilde yürütülen soruşturmanın detaylarını kolluk veya yargı makamlarından öğrenmem gerekirken, ben basın ve medya kuruluşlarından öğrenmek zorunda kaldım. Açık söyleyeyim ki Sayın Başkanım, ben işimi layığıyla yaptığım için ve işimi layığıyla yaptığım için de 355 gündür tutukluyum. Benim yerim belli, yurdum belli. Hayatıma dair tüm bilgiler devletin makamlarında mevcuttur. Kaçma şüphem yoktur. İş yerim Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne beş dakikadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak hangi sebeple ifadeye çağrıldığı bilmeden evimden gözaltına alındım, tutuklandım.”
“Neredeyse bir yıl oldu. Bir gün değil, bir ay değil; tam bir yıl. Üzgün, kırık veya umutsuz değilim; sadece öfkeliyim. Çünkü Sayın Başkan; parkta koştuğunu göremediğim kızımın salıncağına binip de sarıldığını göremediğim, kendimi sallayamadığım buraya, Silivri’ye kapatılıp, 15 metrekare bir odanın içerisinde küçük meleğimle ilk oyunumuzu oynadım. İlk oyunumuzu burada, 15 metrekare bir oda içerisinde oynamak zorunda kaldığım için, oğlumun dördüncü sınıf mezuniyetinde yanında olamadım. Beşinci sınıfa geçti ve okulun ilk gününde yine yanında değildim. Burada olduğum için bunun acısı ailemdedir, yoksa başka hiçbir şekilde başka bir şey yok. Haklı olan insana güç verir.”
İBB Davası'ndaki bazı tutuklular için yeni karar: Görüşme sınırı kaldırıldı
“İddianameyle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. Sonunda söylemem gereken şeyi başta söyleyeyim: Ben zaten olmayan bir örgüte yardım etmedim. İşimi yaptım. Koruduğum kişinin canı kadar, mahremiyeti ve itibarı da bana emanet oldu. Ve zaten o bir suçun delillerini yok etmedim, haberleşmeyi engellemedim. Ben sadece işimi yaptım. Bu söylediklerimi dikkate alarak beni dinlemenizi istiyorum Sayın Başkanım. 1 Ekim 2020 tarihinden bu yana, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ticaret ve Koordinasyon Müdürlüğü’ne bağlı olarak, İSTGÜVEN Güvenlik Anonim Şirketi’nde, 5188 sayılı Kanun kapsamında güvenlik görevlisi olarak çalışmaktayım. Huzurunuzda görülen yargılama nedeniyle, güvenlik kimlik kartım iptal edildi. Bu yüzden bu yargılama maalesef bunu şimdiden tescil etmiş oldu. 2024 tarihine kadar Saraçhane Belediye Sarayı’nda güvenlik görevlisi olarak çalışmaktayken; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Güvenlik Şube Müdürlüğü bildirimiyle, Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan Türkiye yerel seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan, tanımına göre 'VIP' (çok önemli kişi) olan Sayın Ekrem İmamoğlu’nu koruma ekibinde görevlendirilmem talep edildi.”
“5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 3. maddesinde malum; kişilerin silahlı personel tarafından korunması, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulması veya güvenlik hizmetinin şirketlere gördürülmesi özel güvenlik komisyonu kararı valinin iznine bağlıdır. Bu madde gereğince İstanbul Valiliği tarafından imzalanan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu tarafınca korunmasına yönelik özel güvenlik görev belgesi tazmin edilmişti, burada göründüğü üzere. Diğer bir deyişle İstanbul Valiliği'nin onayı ve görevlendirmesiyle, dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu koruması olarak görev yapmaktayım.”
“Bu yasal gerekliliklerin tamamlanması itibarıyla Sayın Başkan'ın öncü koruma ekibinde görevlendirildim. Sayın Başkan, VIP’nin programlı ve programsız olarak gideceği güzergahları makul bir süre önceden giderek incelemek, krokilerini çıkarmak, koruma planlarını yapmak, alınacak güvenlik tedbirlerini kontrol etmek, ilgili mahalli güvenlik kuvvetleriyle koordinasyon sağlamak, konvoy ve koruma düzenlerini belirlemek ve gerekli emniyet tedbirlerini almak-aldırmak amacıyla yapılan çalışmaya öncü koruma faaliyeti denir; benim yapmış olduğum kontrol. Öncü koruma faaliyetinin amacı, VIP’nin gideceği yer ve güzergah üzerinde güvenli bir alan oluşturarak, VIP’ye yönelik tehdidi ortadan kaldırmak ve minimuma indirmektir. Öncü koruma faaliyeti VIP’nin gidecek yerin özelliğine göre; aylar önce, haftalar önce, günler önce ve birkaç saat önce yapılabilir. Bu gidilecek yerin seviyesine göre, tehdit seviyesine göre değişir, ona göre planlanır. Ancak burada söylemem gerekir ki; Ekrem İmamoğlu, yerel seçim süreci, Cumhurbaşkanlığı adaylığı dolayısıyla son derece yoğun programların olduğundan, özellikle bu son dönemde ucu ucuna bu faaliyetler yetiştiriliyordu.”
“SABIKAM YOKTUR, KAÇMA ŞÜPHEM YOKTUR”“8 şüphelisi olan Eylem 15, 34 sayfalık bu iddianameye Sayın Başkan, sonunda cevap vermek istiyorum. 15. eylemde yer alan sekiz şüpheliden birisi benim statümdedir Sayın Başkan. Kendisi emniyette tutuksuz yargılanmaktadır. Avukatımdan öğrendiğime göre; tutuklanmamdan sonra koruma ekibindeki arkadaşlarla kamera kapatma eylemi nedeniyle ifadeye çağrılmış, akabinde serbest bırakılmışlardır. Doğrusu da budur. Kimse işini yaptığı için sevdiklerinden ayrı, çeşitli suçlardan tutuklu veya hükümlü bulunan insanların yanına mahkum edilmemelidir. “Benim yukarıda saydığım tutuklanmayan şüpheliden farkım nedir” diye sormak istedim sizlere. Sabıkam yoktur, kaçma şüphem yoktur, sabit ikametgahım vardır 15 yıldır. Tutuklama kararı verilmeyen diğer şüpheli emniyetin de sekizinci ve onuncu tarihlerde kamera kapatmışlardır. Ben de on ikinci günün sonunda kapatmıştım. O zaman ben neden 355 gündür buradayım Sayın Başkan? Emniyet de suçsuz, ben de suçsuzum. İkimizin de herhangi bir suçu yoktu, biz sadece işimizi yaptık.”
“Bana suç olarak isnat edilen kamera bantlama işi, koruma ekibinin almış olduğu karar doğrultusunda yapılmıştır. Suç değildir. Yargılamanın her aşamasında beyan ettiğim gibi; esasında ekip kararının aksine bu işi yapmamak, 5188 sayılı kanun ve yerleşik yargı kararlarına göre kamu görevlisi olduğumdan görevi ihmal suçu olacaktır ve bu benim işimi kaybetmeme sebep olacaktır. Gerekli yerlerde güvenlik kameralarının kapatılması içerikli rutin uygulanacak bir karar alındığında, iddianamedeki görüntülerde görüleceği üzere başka öncüler de bu uygulamada yer almıştır. Kameraların kapatılması konusu, öncü koruması olduğum Sayın Ekrem İmamoğlu’nun itibarını ve mahremiyetini korumaktan ibarettir. Ortada herhangi bir suç veya herhangi bir gizem yoktur.”
“Öncü koruma faaliyetinin açıkladığım gibi, jammer taşımak da öncü koruma faaliyetinin bir diğer parçasıdır. Mustafa Abi, bu konuyla ilgili gerekli açıklamalarda bulundular; koruma tedbirleri oldu. Birçok kurumun kullandığı gibi önceki dönemlerde İBB bünyesinde bulunan jammer, Sayın İmamoğlu'nun kapalı ve açık bir programı olduğunda, güvenlik tedbirleri kapsamında önleyici ve caydırıcılık amaçlı tarafımca ilgili yerlere götürülüp bırakılmıştır. O gün görevli olan arkadaş bensem, ben götürmüşümdür; diğer arkadaşlar görevliyse diğer arkadaşımız götürmüştür. Bu envanterin de kullanma sebebi; Sayın Ekrem İmamoğlu'nun, hem fiziki saldırılara, hem terör saldırıları gerekse suikast ihtimallerine karşı kendisini ve program alanlarında bulunan diğer masum vatandaşların can güvenliğini korumak, güvenlik tedbirleri kapsamında önleyicilik ve caydırıcılık amacıyla uygulanan bu öncü faaliyettir. Nitekim bununla ilgili açık kaynaklarda Sayın Başkan'a suikast gerçekleştirileceğine dair bilgiler mevcuttur; Mustafa abi de kendi savunmasında ekrana yansıtmıştır. Bu da onlardan birisidir; Başkan Bey'e karşı gerçekleştirilecek suikast bildirimi mektubu…”
“BEN ÖRGÜT FALAN BİLMİYORUM”“Bununla birlikte bu cihazlar, Mustafa Abi’nin de söylediği gibi, rahmetli Kadir Topbaş döneminde alınmıştır ve o günden bugüne kadar da İBB envanterinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bu jammer cihazını taşımak, iddianamede suçlandığımız gibi haberleşmenin engellenmesi değil; sadece caydırı ve önleyici amaçlı, herhangi bir saldırı, suikast kapsamında diğer vatandaşların da can güvenliğini düşünerekten programa götürülmüştür. Zaten bununla ilgili otel müdürü ifadesinde, haberleşmenin hiçbir şekilde otelde engellenmediğini net görüşüyle ifade etmiştir. 'Benim tek işim var' demiştim. O da Sayın Ekrem İmamoğlu’nu korumak ve kollamak. Biz koruma olarak kamusal bir kamera görüntüsünü kapatmayız, biz sadece Ekrem İmamoğlu'nun mahremiyetini koruduk. Mahremiyeti korumak ayrı, görüntüyü gizlemek ayrıdır. Soruşturma aşamasında detaylıca açıklamıştım, Mustafa Abi de kendisi bu konulara değindi.”
“Karlı bir İstanbul günü, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Balıkçı Kahraman isimli işletmeye giderken oradaki makam aracının görüntülerinin, MOBESE’den alınması ve işletme içerisindeki görüntülerinin bir cep telefonu vasıtasıyla sızdırılması, kamuoyuna medyaya yansıtıldığından dolayıdır. Aynı şekilde The Marmara Otel'deki yaşanan görüntülerin tekrar basına verilmesi. Bununla ilgili Başkan Bey'in itibarını zedelenmeye çalışılması. Bu şekilde basına servis edilmesi üzerine, koruma ekibi tarafından Sayın Başkan'ın itibarı ve mahremiyeti göz önünde bulundurularak koruma ekibinin almış olduğu karar doğrultusunda kamera bantlama görevi icra edilmiştir. Ben bir kez daha söylüyorum Sayın Başkanım; ben, örgüt falan bilmiyorum. Ben, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun canını, yakınlarını, vücut bütünlüğünü hem doğal olan yaşam hakkını korumak ve kollamakla mükellefim. Herhangi bir kişinin görüntüsü kamuoyunda bir ifade yaratmazken, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun göz önünde bulunan birinin örneğin dil sürçmesi bile olsa, medya marifetiyle itibar zedelemek üzerine kullanılabilir. Bu sebeple şahsi görüşmeler yaptığı bir yerin görüntüsünün kapatılmasının hukuka aykırı olmadığını düşünüyorum.”
“ORTADA GİZLEDİĞİM HERHANGİ BİR SUÇ YOKTUR”“Sayın Başkan, tüm bu açıklamaları özetlemem gerekirse ben 'çıkar amaçlı bir suç örgütüne yardım etmekle' suçlanıyorum. Çıkar amaçlı suç örgütüne yardım eden birinin bir çıkarı olması gerekir; ben 55.000 TL maaş ile zar zor geçinen birisiyim. Hatta geçinemeyen biriyim. Ortada bir çıkar amaçlı suç örgütü yoktur. Bir belediye başkanı vardır, bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi vardır; bir de başkan beyi koruyan Mustafa abi, ben ve diğer ekip arkadaşlarım olarak koruma ekibi vardır. Ortada gizlediğim herhangi bir suç yoktur.”
“Başkanım, 26 Nisan sabahında gözaltına alındığımda trajik bir durum vardı. Bunu bahsedip bahsetmemekle hakkında çok düşündüm ama basın ve medyanın bizleri bu dosyada figüran oyuncular gibi kullanması, göstermesi ve yansıtması nedeniyle bu durumu anlatmak istiyorum. Gözaltına alındığım sabah saat 05.30 civarında kapı çaldı. Kapıyı açtığımda 7 tane polis memuru arkadaş kapımızdaydı. Bu arkadaşların birkaç tanesini program yerlerinden tanıyoruz. Programlar önceden gittiğimizde, kendileriyle çalıştığımızdan, alınacak güvenlik tedbirlerine karşı, ben de kendilerine sordum. “Hayırdır program var da benim mi haberim yok” diye sorduğumda "Çağlar seni almaya geldik. Gözaltı kararı var" dediler. Ben de kendilerini içeriye buyur ettim; "Çocuklar uyuyor, biraz sessiz olabilirsek sevinirim" dedim. Onlar da sağ olsunlar ellerinden geldiği kadar anlayışlı davrandılar. Gerekli işlemleri yaptıktan sonra evden ayrılırken oğlum uyandı, yanımıza geldi, uykulu gözlerle. "Ne oldu baba, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Ben de kendisine "Bir şey yok oğlum, Başkan Bey'in programı varmış, arkadaşlar beni almaya geldiler, program yerine bakmaya gideceğiz" diye söyledim ve evden ayrıldık.”
“SİZİN VİCDANINIZA BIRAKIYORUM”“Gözaltı ve tutuklanma süreci geçtikten sonra buraya, cezaevine girdik. Biz çocuklarımıza yalan konuşmanın kötü bir şey, yanlış bir şey olduğunu öğretiyoruz ama beni kendi çocuğuma yalan söylemek zorunda bıraktılar. Daha sonra sayın başkan, oğlum beni burada ziyaretime geldi ailemle beraber. Sohbet esnasında "Baba program bitmedi mi?" diye sordu. Ben de kendisine "Henüz bitmedi oğlum, Başkan Bey de burada, biraz daha uzun sürecek" dedim.”
“Kendisi de bana "Merak etme baba, ben her şeyin farkındayım" diyerek beni burada teselli etmeye, motive etmeye çalıştı. 11 yaşındaki bir çocuğa bunları yaşatmak, onu bu pozisyona getirmek ne kadar acı bir şey. Başkanım, ben 11-12 aydır bunu yaşıyorum. Sizin de çocuklarınız vardır; böyle acı bir olay, böyle trajik bir olayı böyle bi anı yaşamayı bilmiyorum sizin vicdanınıza bırakıyorum…”
“Bu sebeple; kuvvetli suç şüphesi olmayan, somut delilleri bulunmayan, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme imkanı bulunmayan, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde herhangi bir baskı yapılması girişiminde bulunulmayan ve en önemlisi işlemediğim bir suç sebebiyle neredeyse bir yıldır kapatıldığım Silivri Cezaevi'nden tahliyemi talep ediyorum. Sadece kendim için istemiyorum sayın başkanım; 2,5 yaşındaki, büyüdüğünü göremediğim kızım için ve 11 yaşındaki oğlum için tahliyemi talep ediyorum. Saygılarımı sunarım”
“BİR DAHA AÇIP KONTROL ETMEYİZ”Çağlar Türkmen, hakim ve savcı sorgusunda ise, mahkeme başkanının kendisine yönelttiği “Bu, emniyette vermiş olduğun ifadede sana sorulan soru üzerine şöyle bir ifaden var, 'Kendisini taşımış olduğu valiz içerisinde jammer cihazı bulunmaktadır. Fakat neden getirildiğini bilmiyordu.' 34 EEC 632 plakalı aracı sormuşlar sana. “Oradaki taşınan valizlerin içinde jammer cihazı bulunmaktadır fakat neden getirildiğini bilmiyorduk. Bizim jammer götürdüğümüz yerlere neden götürdüğü konusunda bilgi sahibi değildik. Çünkü biz sadece ekip şeflerimiz tarafından talimat verilirdi biz de götürürdük” demişsin.” ifadelerine “Evet. Efendim bilmiyorum” ifadeleriyle yanıt verdi.
Mahkeme Başkanının, “Daha sonra savcılık ifadende bu husus tekrar sorulmuş sana. Orada da demişsin ki ifadende, 'Otel içerisinde elinde valizle çantayı taşıyan kişi benimdir. Çantanın içerisinde jammer cihazı olduğunu düşünüyorum. Ben valizi açıp içerisine bakmadım. İçerisinde jammer olduğunu düşünmemin sebebi ise sürekli olarak her gittiğimiz yere bu valizleri götürmemizdir. Her gittiğimiz yere güvenlik amacıyla bu valizleri götürürdük. Ben görmedim' demişsin orada. Sulh cezadaki sorgunda koruma ekibinin aldığı karar doğrultusunda her gittiğimiz otelde bantlamayı anlatmışsın. Daha sonra demişsin ki 'Valizlerde jammer varmış gözümle de gördüm' demişsin.” sözlerine de yanıt veren Türkmen şu ifadeleri kullandı:
“Yani burada hani Başkanım şöyle izah edeyim; sabah aldığımızda açıp bakarız, gün içerisinde bir daha valizi sürekli indir bindir yaparken açıp kontrol etmeyiz. Alırız, götürürüz program olacak alan içerisine, olduğu yere bırakırız. Bir daha açıp kontrol etmeyiz. Çünkü sürekli indir bindir yapıyoruz. Sürekli bir programdan bir programa giderken taşıdığımız için sürekli kontrol etme gereği duymuyoruz çünkü taşıdığımız şeyin ne kadar ağır olup olmadığını bildiğimiz için başka bir şeye gerek duymuyoruz.”
Türkmen, sözlerinin devamında “Sayın Savcım ifademizi alırken, kendisi bir örneklemeyle buna değindi. 'Cebinde anahtar taşır mısın Çağlar?' dedi. 'Taşırım' dedim. 'Şu an anahtar var mı?' diye sordu. Ben de 'Yok' dedim. 'Nereden biliyorsun?' dedi. 'Olmadığını biliyorum çünkü kendi cebim' dedim. 'O zaman bavulun içerisinde jammer olup olmadığını nereden biliyorsun?' dedi. 'Taşıyabiliyorum Sayın Savcım. Cebimden nasıl anahtarın olmadığını biliyorsam onun içinde de jammer olduğunu ben biliyordum' dedim kendisine. Öyle bir konu geçti aramızda." sözlerini sarf etti.
Mahkeme başkanı “'Düşünüyorum' falan demişsin yani... Zaten onu gözden geçirme beyanınızda da belirtmişsiniz zaten, evet.” ifadelerini kullanırken savcı “Şimdi ben onlardan anladığımız kadarıyla bantlama oluyor. Herhalde sık sık yaşanan bir durum. Mahremiyet kapsamında olduğunu iddia ediyorsunuz. Sizin bu eylem haricinde başka program veya başka tarihlerde bantlama eyleminiz oldu mu? Veya işleriniz o gün görevliysen, gerek duyulduysa... Evet. Yani her konutta aşağı yukarı herhalde bantlama işlemi gerçekleşti mi, yoksa sadece mahremiyet gerektiren durumlarda mı?” sorusunu yöneltti.
Türkmen, bunun üzerine “Mahremiyet gerektiği durumlarda, Başkan Bey'in itibarı düşünüldüğü konularda, gerekli yerlerde uygulanmıştır.” ifadelerini kullandı.
Türkmen, savcının “Peki bu mahremiyet meselesine kim karar veriyor o süreçte? Efendim, şahsen mesela neye göre bantlama ihtiyacı duyuluyor?” sözleri üzerine ise, “Daha önceki yaşanmış olaylardan dolayı böyle bir karar alınmış. Ben o zamanlar ekipte yoktum; 2024 yılında ekibe katıldım ve o dönemden itibaren uygulamayı aynı şekilde ben de devam ettirdim. Bu, bulunduğu programın yerine göre; eğer programın yanında lavabo veya yemek yenilecek veya üst değiştirilecek bir alan varsa mahremiyet olarak ona göre yapılır.” dedi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:92
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 16 Nisan 2026 15:59 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda

Son Dakika | Ekrem İmamoğlu'nun koruması Bektaş Kamburoğlu gözaltında! Dilek İmamoğlu ve ailesini koruyordu






En çok okunanlar



















